Aslantepe konusunu yazı olarak işlemekte geciktim. Bilerek geciktim. Çünkü iki nedene sahiptim. Birincisi hemen başarı hikayesinin arkasında yazarsam yoğun trafikte kaybolur ve dikkat çekemeyebilir dedim. İkincisi de bir haftaya yaklaşan bir zamandır ülkemizin birinci maddesinin yüreklerimizi yakan orman yangınları olmasıdır. Çektiğimiz acıdan bu konuyu işlemekten imtina ettim. Orman yangınları ile ilgili bir inceleme yazısı hazırlayıp düşüncelerimi orada anlatmayı düşündüğümü ifade ederek bugünkü gündemimize geçmek istiyorum.

Aslantepe’nin UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesi’ne Girmesi önemli bir başarı örneğidir. Neden? Çünkü aynı vasıfta mekan sayısı Türkiye’de kendisi dahil olarak 19’dur.

Bu önemli bir ortak çalışma ürünü ve başarısıdır. Bu doğru. Ancak dikkatli olunmadığı taktirde, bu tür yerlerin listeden çıkarılması da çok kolaydır. Bir anlamda listeye girmek ne kadar zor ise, listeden çıkmak bir o kadar da kolaydır. Hele de bizim gibi ören yerlerini koruyamayan ve doğal halinden uzaklaştırmakta mahir olan ülke vatandaşları için bu çok daha fazla kolaylık içerir.

Malatya da Türkiye’de bu konularda en marifetli yerlerdendir dersek, yanılmış olmayız. Çünkü sadece Akpınar Semti ve Mücelli Caddesi’ni koruyabilseydik, oradan listeye iki aday lokasyona daha sahip olabilirdik. Bu ikisinin arasında yok ettiğimiz iki ya da üç belediye binası, bir bedesten, bir Şirket Han ve daha benim yaşımın yetmediği nice yapılar bunun en tipik göstergesi olarak sayılabilir.

Şehrimiz, bunların yanı sıra o kadar çok doğal güzelliği olan alana sahip ki, bunların hepsi de bu kalıcı listede yer almaya layık özelliktedir. Kimi tarihsel özellikte kimi de doğa olaylarının ürünü olarak dikkat çekici olan söz konusu yerlerin UNESCO’ya sunumundan önce özelliklerine zarar verilecek çeşitli adımlar atılmış olması eksi olarak kaydedilebilir. Hem tarih bilinci eksikliği hem de yaşadığı alanın farkında olmamanın verdiği çeşitli etkilerle bu alanlar kayıp yaşamıştır.

Bu kayıplardan bazıları şunlardır: Korunma anlayışı olmadığı için yıkılan ve yok olan mahalleler ve binalar (Çarşı içindeki Akpınar Semti, Mücelli Caddesi, Belediye binaları, Bedesten, Şirket Han gibi örnekler), hangi türden binaların yapılacağının uygun olabileceği bilgisi olmadığı için alanlara yapılan restoran ve kafe gibi ilaveler (Günpınar Şelalesi ve Somuncubaba Külliyesi), tarihi önemi bilinmediği için yıkılıp taşlarından evler yapılan eski eserler (Eski Malatya Tarihi Surları), sadece atlardan ibaret görülüp alanı yaşamsal öneme sahip olmasına rağmen daraltılan varlıklar (Sultansuyu Harası), Artık UNESCO tarafından tescil edildi denilerek etrafındaki yeşil dokuya yapılaşma için göz dikilen alanlar (Aslantepe Höyüğü), Yeşil Malatya vasfını acı bir biçimde kaybetmesine neden olan alanlardaki betonlaştırıcı yenilikler (Kernek Meydanı, Turgut Özal Tabiat Parkı, Horata, Kadim Yeşilyurt İlçe Merkezi ve devamındaki Vadi), Sulama amaçlı yapılan bazı baraj projeleri (Beylerderesi Barajı. Boğaz manzarası olacak dendi. Köprüden geçince baraj gövdesi oluyor, ilçeden bakınca görünmüyor. Nereleri suladığı bilinmiyor. Ama var. Keşke olmasaydı. Daha iyiydi.).

Bunlardan başka bizim önemli turizm alanlarımza ulaşım sorunu da çok ciddi bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Bu konuda ilk sırada Arapgir gelir. En güzel turistik imkanların olduğu ve farklı ve güzel gastronomik avantajlara sahip Arapgir, ilçeler içerisinde erişimi en zor olan yer konumundadır. Oysa bunun bu kadar zor olmaması gerekirdi. Büyükşehir olmuş bir memleketin en önemli kırsal ilçesine bölünmüş yolun olmaması tam bir talihsizlik örneğidir. Bu hususun en kısa sürede güzergah düzeltilmesi de dahil olarak yapılması artık farz-ı ayndır. Neden? Başka ile daha çabuk erişilmesinden dolayı, oradaki havalimanının kullanılmasından da bu yolun yapılması konusunda gereken hassasiyeti gösteremeyenler sorumludur.

Aslantepe’nin özelliğini bozmadan Kuzeyden ve Güneyden gidiş ve dönüş olacak şekilde alana erişimi rahatlatacak tek yönlü geniş yol ve biraz eserin uzağında kalacak geniş otopark eksikliği bu alanın en önemli sorunudur. Bir de ana yollardan erişim tabelaları bulunmamaktadır. Gezmeye gelenlerin böyle bir dünya mirası örneğinin varlığından bile haberdar olmamasından acaba ben mi sorumluyum? Dünyanın bir ucundan insanları getiriyoruz ama buraya götürmek aklımıza gelmiyor. Neden? Çünkü bilinirliği yok. Bu kadar önemli bir yer bundan sonra da çok biliniyor diye baskınlar yerse, etrafı fütursuzca yapılaştırılır ve sonunda bu da bizi listeden attırır.

Levent Vadisi, bence şehrimiz içindeki en önemli doğal güzelliklerin başında geliyor. Ama burada da yol ve alanın görünmeyen kısmında geniş bir otopark ihtiyacı ilk sırada gelmektedir.  Bunun yanı sıra popülaritesine katkıda bulunacak balon gibi eğlence örnekleri de eklenebilir. Sadece her mevsimdeki farklı görüntüsü bile balonla cazibesini arttıracaktır denilebilir.

Günpınar Şelalesi, Levent Vadisi gibi şehrimiz içindeki en önemli doğal güzelliklerdendir. Burası da yol sıkıntısı yaşamaktadır. Mevcut yolu genişletmek vadinin güzelliğine zarar vereceğinden, buraya Büyükşehrin asfalt tesislerinin olduğu dağ yolundan yeni geniş bir erişim imkanı sağlayacak yol gerekmektedir. Yerel halkın YOKUŞ dediği yukarı mahalleden alana rahat erişilebilecek bir yol problemi çözecektir. Ayrıca buranın da alandan uzak geniş bir otoparka ihtiyacı bulunmaktadır.

Başka yerler için başka önerilerimizin olacağı bir başka yazıya imkan kalsın diyerek burada bugünkü konuyu tamamlamak istiyorum.

Saygılarımla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.