Bugün, son yıllarda ortaya çıkan ve toplumsal bir sorun teşkil etmeye başladığını düşündüğümüz konuyu ele almak istiyoruz: Cenaze yemekleri.

Çok değil, şunun şurasında 20-25 sene öncesine kadar uygulaması devam eden, komşular arasında dayanışmanın en güzel örneğini yansıtan bir geleneğimiz vardı. Mahallede biri vefat etti mi komşular bir araya gelip, üç gün boyunca, kahvaltı ve yemekleri kendi aralarında bölüşürdü. Merhum veya merhumenin vefatının üçüncü günü camide bir mevlit okutulur; dua edilir ve şeker dağıtılırdı.

Taziyeler ise evlerde verilirdi. Vefat edenin evi erkeklere açılıyorsa bir komşu kapısını kadınların taziyesi için açardı.

Kentleşmenin artması, köylerin boşalmasının yanı sıra şehirde mahalle kültürünün ortadan kalkması sebebiyle mi başka nedenlerden mi bilemiyoruz, nasıl olduysa oldu, baktık cenaze çadırları kurulmuş; taziyeler çadırda veriliyor. Buna bir itirazımız yok ama çadırla birlikte, eskiye göre, yoğun bir şekilde yemek verilmeye başlandı. Zaten tartışacağımız mesele çadır olmadığından, onu orada bırakalım.

Gelinen noktaya baktığımızda yemek işi öyle bir noktaya geldi ki, cenaze sahipleri için mağduriyet yaratıyor. Kırsal yaşamın, akrabalık, komşuluk ilişkilerinin halen bir nebze varlığını sürdürdüğü yerlerde cenaze yemeklerinin masrafını komşular bölüşüyor. Ancak her yerde öyle değil ve önemli ölçüde masraf cenaze sahibinin üzerine kalıyor.

Neresinden bakarsak bakalım, anlamsız, yanlış bir gelenek ortaya çıktı.

Öncelikle, adı üstünde, bu bir cenaze; taziye yeri. Düğün değil, bayram değil, seyran değil. Adam acısıyla mı uğraşsın, cenazeye gelenlerin yemeğiyle, çayıyla mı?

Yemek verilecekse yine cenaze sahiplerine verilsin, sonuçta onlar o acının içinde yemek pişiremezler. Ne var ki, aldığımız duyumlara ve tanıklığımıza göre, neredeyse yoldan geçen cenaze çadırına girip yemek yiyor. Hoş değil bunları yazmak ama sırf yemek için o saati bekleyenler oluyormuş. Yani iş artık acıyı paylaşmaktan çıkıyor, yemek tırtıklamaya gidiyor.

İşin başka bir boyutu var:

İnsanların ekonomik durumu belli. Herkes zengin değil, olamaz. Birçok aile için cenaze yemeği ciddi bir yük olmaya başladı. Kredi çekip cenaze yemeği verenler olduğunu duyuyoruz. Yazık günah değil mi?

İş öyle bir mahalle baskısı noktasına gelmiş ki, insanlar yemek veremezlerse toplumun kendisini ayıplayacağını düşünür hale gelmişler. Yani cenaze sahibi, “… anamız-babamız öldü; bir yemek vermedi” denmesin noktasına gelmiş.

Ayrıca üçüncü günde öğlen mevlit okutuluyor ve bu da yemekli. Bizim hatırladığımız, mevlit camide okutulurdu, bir şeker dağıtılırdı, o kadar. Açıkçası, bu da yeni ve insanlara yük olan bir “gelenek”.

Bazı yerleşim yerleri cenaze yemeklerini kaldırdı; kaldırmaya çalışıyor. Bu tür uygulamaları destekliyoruz.

Ancak bu konuya yetkili makamlar el atmalı. Bu işi düzeltecek, toplumu ikna edebilecek kurumların başında Diyanet geliyor. Dolayısıyla Malatya’da İl Müftülüğü. Müftülük, yanlış olan bu uygulamanın kaldırılması için harekete geçmeli; toplumu ikna etmeli. Belirli zamanlarda vaazlarda  din görevlileri bu konuya temas etmesine rağmen, daha geniş kitlelere bu konunun ulaşmasını sağlamak gerekli.

Bu “teze gelenek” bize yakışmıyor. 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.