Telefonuma Malatya’dan gönderilen derginin dağıtıcıya verildiğini bildiren PTT. Kargodan mesaj geldi. Gurbette her ay yolunu gözlediğim, buram buram Malatya kokan “Vefalı ve Nahif Malatyalılar” dergisine bir kez daha kavuşacak olmanın heyecanı ile gün boyu dışarı çıkmayıp beklemeye başladım. Sanki bir sevgiliyi bekler gibi kulağım kapı zilinde, gözüm yolda, oturdum balkona. Günlük gazeteyi okumak, çay-kahve içmek oyalıyor, vakit geçiyordu ama beklenen kargo bir türlü gelmiyor, kapım çalınmıyordu.

Öğleden sonra uzandım divana sırtüstü. Kargoyu beklerken belki biraz kestiririm diye. Gözümü tavana diktim. Dümdüz, bembeyaz bir tavan. Bu yaz sıcağında buz gibi soğuk göründü beton tavan gözüme. Çocukluğum geldi aklıma. Kapadım gözlerimi. Toprak damlı kerpiç evimizin tavanı canlandı gözümün önünde.

Kerpiç evlerin damını oluşturan ve bir duvardan diğerine uzatılarak üzeri tahtalarla kapatılıp toprak damın yükünü taşıyan hezenleri, yer yatağına uzandığımızda sayar, hangi odanın tavanında kaç hezen var ezbere bilirdik. Damda bir gezinen olsa veya dam loğlansa hezenler ses verirdi.

Yıllara meydan okuyan bu hezenler, koruması altına aldığı o damın altındaki ailede yaşanan nice mutluluklara tanık olduğu gibi nice acılara da tanık olmuştur yıllar boyu. Dili yok ki anlatsın bir bir, masal gibi...

Toprak damın tüm yükünü sırtlayan bu hezenler damın altında yaşananların dışında üstündeki tüm faaliyetlere de tanık olurdu. Pestil hılaları dama serilir, hedikler, salçalar, reçeller burada güneşlendirilirdi. Sıcak yaz gecelerinde ev halkına yatak olurdu. Serilirdi üzerine döşekler, yorganlar. Yıldızların altında uyu uyuyabildiğin kadar. Kışın günlerce yağan diz boyu  kara kalkan olur, kara kışa meydan okurdu.

Dam başında hezen var, hezende bir gezen var... Türküsünü duyar gibi oldum.

Erzurum yöresinin bu güzel türküsü, Tecdeli şair ve yazar öğretmen rahmetli amcam Lütfi Gülşen tarafından derlenmiştir. Çocukluğumda bu türküyü rahmetli babam Nusret Gülşen’ den çok dinlerdim. Kerpiç evimizin duvarında her zaman asılı duran sazını eline aldığında hem çalar hem söylerdi.

Saz, duvarda hep asılı dururdu ama biz çocuklar elimizi sürmezdik. Ne benim, ne de kardeşlerimin saz çalmaya merakımız yoktu. Neden sonra on kardeşimden en küçüğümüz olan Nejat saza merak sarıp çalmaya başladı.

Bazen TRT Radyosunda okunan bu türküyü her dinleyişimde eski günlere giderim ama  “Hezen”ler artık günümüzde kalmadığı için, dinlerken maziyi anar, bir tuhaf olurum.  Çünkü hezen denilen kalın ağaçlı tavanların yerini buz gibi soğuk beton tavanlar aldı. Böylece hezenler artık günümüzde türkülerde kaldı. İşte radyoda yine söyleniyor bu türkü. Siz de duyuyor musunuz? Haydi hep beraber dinleyelim…

Dam başında hezen var

Hezende bir gezen var

Erzurum’un içinde ağca dudum vay vay

Salınıp ta gezen var ince dudum vay vay

Erzurum’un içinde ağca dudum vay vay

Gün değmemiş güzel var ince dudum vay vay

Dam başında dam beri

Yine aldı gam beni

Dert için mi doğurdun ağca dudum vay vay

Garip anam sen beni ince dudum vay vay…

Kapı zilinin sesine uyandım. Divandan fırlarcasına kalkıp kapıya koştum. Kargocunun uzattığı dergiyi aldığım gibi kendimi divana zor attım. Sevdiğine kavuşmuş gibi okşadım kapağını, sevdim Sultansuyu Harasının güzelim taylarını. Sonra çevirdim sayfalarını…

Yıllardır Malatya’ya gidememiştim ama Malatya bana gelmişti. Yazan eller, gönderen eller dert görmesin.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.