Türkiye ve dünyanın gündemine baktığınızda, genellikle bir süre sonra unutup gideceğimiz, çoğumuzun hayatına aslında doğrudan etki etmeyecek veya hiç etki etmeyecek hadiseler görüyoruz. Gazeteler, televizyonlar, Internet siteleri yazıyor da yazıyor. Şu şunu dedi, bu buna şunu yaptı.

Biz buna “yapay gündem” diyoruz ve üzerine basarak vurguluyoruz, hayatımızda etkisi olmayacak, bir süre sonra sözüm ona o gündemi yaratanlar bile unutup gidecek.

Artık aklımızı başımıza toplamalıyız.

Hepimiz biliyoruz ki, yeryüzünde hayatın vazgeçilmez iki öğesinden biri sudur. Hava, yani oksijen, olmadan yaşayamayacağımız gibi su olmadan da yaşayamayız.

Şu anda insanlığı tehdit eden tehlikelerin başında küresel ısınma geliyor. Yıllar önce bilim adamları bu kavramı ortaya attığında inkar edenler oldu. Öyle bir şey olmadığına dair yayınlar bile yapıldı. Halen tek-tük inkar edenler var ama gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir özelliği var. Başınızı gökyüzüne kaldırın, bastığınız toprağa bakın küresel ısınma kabak gibi ortada.

Neredeyse Ocak ayının ortasına geldik, kar yok, yağmur yok. Sadece sisli-puslu bir hava. Yaşı müsait olanlar hatırlar. Bu mevsimde Malatya bembeyaz olurdu. Her yer karla kaplıydı. Çocuklar için kış oyun demekti, keyif demekti. Kartopu, kardan adam yapmayı, burnuna havuç takmayı bir yana bırakın, kızaklarla, torbalarla kaymaktan eve girmek istemezlerdi, istemezdik. Bu iklime alışan ağaçlarımız daha bol, güzel meyve verirdi. Üstelik bu kadar kimyasal kullanmaya gerek kalmadan. Yazın suyumuz bol olurdu. Kuraklık görülürdü görülmesine ama birkaç senede bir ve o da baş edilmeyecek düzeyde olmazdı.

Meteoroloji Genel Müdürlü, Türkiye’nin tüm coğrafi bölgelerinde olağanüstü kuraklık yaşandığını söylüyor. Barajları, gölleri geçtik, dereler, çaylar, nehirler, yer altı suları kuruyor. Yer altı suyu kurumaya başlamışsa vay halimize!

Suya ihtiyacımız olmayan alan var mı? Bazen birkaç saatliğine bile evimizde su kesilse halimizi düşünün. Perişan oluyoruz. Günlük kullanım için suyu bir tarafa bırakın tarım ne olacak?

Malatya’da binlerce aile geçimini tarımdan sağlıyor. Kayısı başta tüm tarımsal üretim suya bağımlı. Son yıllarda su alamadığı için kayısı ağaçlarını kesen insanlar tanıyoruz. Mutfağımızda özel bir yeri olan buğday başta olmak üzere bitkisel ürünler de suya ihtiyaç duyuyor.

Yukarıda yazdıklarımız ilk defa yazılan şeyler değil. İlk ve tek yazan da biz değiliz. Uzmanları zaten ayrıntısı ve daha çarpıcı bilgilerle yazıyor da yazıyor.

Peki, ciddiye alınıyor mu? Gerekli önlemler alınıyor mu?

Biz bugüne kadar küresel ısınmaya ve onun getirdiği, getireceği kuraklığa ve muhtemel başka felaketlere karşı ciddi bir önlem alındığını, uzun vadeli planlamalar yapıldığını ve eyleme geçildiğini duymadık.

Bundan sonra aklımızı başımıza toplar mıyız?
Zor gözüküyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner78