Malatya:
Kayısının İzinde: Mançurya'da otuz gün -2
2.BÖLÜM İnönü Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bayram Murat Asma’nın Çin’de kayısı odaklı gezi ve incelemesinden sonra kaleme aldığı Çin izlenimlerinin 2. bölümünde bugün Mançurya’daki zengin kayısı gen kaynaklarına ilişkin gözlemleri, örnek kayısı bahçelerinde yaptığı incelemeler ve Çin Seddi’ndeki geziye dair bilgiler yer alıyor. Yazısının bu bölümünde Çin’e özgü kayısı çeşitleri konusunda da özgün bilgiler sunan Prof. Dr. Bayram Murat Asma, Çin’li kayısı üreticileri ile yaptığı sohbetleri de aktarıyor okuyucularına. Çin’de Kayısı Hasadı Çin’de bir ay süreyle devam edecek araştırma gezimizin birçok amacı vardı. Kayısının Orta Asya dışındaki anavatanı Çin’de kayısı konusunda çalışan meslektaşlarımızla tanışıp bilgi-fikir alışverişinde bulunmak, Çin’de bulunan zengin gen kaynaklarını yerinde görmek, incelemek, en önemlisi de ülkemiz kayısı tarımına katkı sağlayacak genetik materyalin Malatya’ya transfer edilme olasılıklarını araştırmak, Çin gezimizin amacının temel başlıklarıydı. Avrupa Birliği Yedinci Çerçeve Programı Marie Curie aksiyonu içerisinde yer alan “Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa’da taş çekirdekli meyve ağaçlarında genetik çeşitlilik” isimli çok uluslu projede Türkiye dışında Fransa (Institut National de la Recherche Agronomique), Almanya (Julius Kuehn-Institute), Azerbaycan (Genetic Resources Institute National Academy of Sciences) ve Çin yer alıyor. Projede her ülkeden bir kurum bulunmasına karşılık istisnai bir durum olarak Çin iki enstitü ile temsil ediliyordu. Bunlar; Mançurya’da bulunan Liaoning Pomoloji Enstitüsü ve Güney Doğu Çin’deki Jiangsu Bahçe Bitkileri Enstitüsü idi. Bu durumun gerekçesini proje liderimiz Fransız Dr. Veronique Decroocq ‘Çin’in hem çok büyük hem de bitki genetik kaynaklar bakımından çok zengin olmasıyla’ ilişkili olduğunu açıklamıştı. Mançurya’da Zengin Kayısı Gen Kaynakları Çin’e ayak basıp ev bulma ve tanışma faslını bitirir bitirmez Liaoning Pomoloji Enstitüsüne ait koleksiyon bahçesinde yer alan kayısı gen kaynaklarını bir an önce görmek için sabırsızlanıyorum. Zira Çin’de bulunduğumuz tarihte, gen kaynaklarının en önemli kısmını oluşturan erkenci kayısı çeşitlerinde hasat tamamlanmış veya birkaç gün içersinde tamamlanmak üzereydi. Dolayısıyla bir an önce kayısı gen kaynaklarının bulunduğu bahçeyi gezmek istiyoruz. Çin araştırma heyetinin başkanı Prof. Dr. Liu gen kaynaklarını ziyaretimizi çeşitli bahanelerle geciktiriyor veya bana öyle geliyor... Bu duruma üzülüyoruz ama yapacak bir şey yok. Nihayet Haziran ayının üçüncü haftası kayısı gen kaynakları bahçesini gezmemize izin veriliyor. Enstitü’de araştırıcı olarak görev yapan Şua, Şu, Cun ve Kiping mihmandarlığında sözkonusu bahçeyi dolaşıp meyvelerin tadına bakıyoruz, inceliyoruz, bahçenin dizaynına ve içeriğine ilişkin bilgileri edinmeye çalışıyoruz. Önce, koleksiyon bahçesinin tesis edilme hikâyesini dinliyoruz. Bahçe, 1979 yılında 60 araştırıcı tarafından 26 eyalette yapılan seleksiyon çalışmaları sonucu toplanan 726 kayısı çeşidinden oluşturulmuş. Daha sonra ülkede yapılan kayısı ıslah çalışmaları sonucu elde edilen yeni çeşitler ile zenginleştirilmiş. Dolayısıyla bahçedeki kayısı çeşitlerinin sayısı bir hayli artmış. Yaklaşık 130 dekar büyüklüğündeki bahçe 5 metre genişliğindeki yollarla 10 dekarlık küçük parsellere bölünmüş. İşletme binasının önüne 1979 yılındaki çalışmaların nasıl başlatıldığını Çince anlatan büyük bir tabela dikilmiş. Bahçede ilk dikkatimizi çeken şey kayısı ağaç ve dallarının şekli oluyor. Ağaçların gövdesi çok kısa, 30-40 cm uzunlukta bırakılmış. Gövdenin toprak yüzeyine yakın bölümlerinden kalın ana dallar çıkmış. Bu şekli ile Çin kayısılarının Anadolu kayısılarından bariz şekilde farklılık gösterdiğini söyleyebilirim. Anadolu’daki kayısıların daha uzun gövde ve düzgün şekilli dallara sahip olmasına karşılık, inceleme yaptığımız bahçedeki ağaçların dalları sağa sola kavisler çiziyor. Gövde son derece kalın, koyu kahve renkte, derin yarıklar pullar şeklinde birbirinden ayrılmış durumda. Bize tanıtılan her kayısı çeşidinden meyveleri koparıp tadına bakıyoruz. İlk bakışta meyvelerin düzgün, yuvarlak şekilli güzel görünüşleri bizi cezb ediyor. Meyve üzerinde benek şeklinde küçük kırmızı renk pigmentleri, erkenci kayısılara başka bir güzellik katıyor. Meyveler sulu, koku ve aroma bakımından son derece zengin. Ancak ciddi bir sorunları var. Meyvelerin büyük çoğunluğunda çekirdek meyve etine yapışık durumda. Erkenci kayısı çeşitlerinde meyve şekeri oldukça düşük ve kabukta bizim kayısı çeşitlerinde olmayan bir mayhoşluk mevcut. Kayısıların tadına bakarken diğer taraftan meyvedeki briksin değerini tahmin etme etmeye çalışıyorum. Briks değeri veya başka bir ifadeyle meyvedeki şeker içeriği 12-14 arasında değiştiğini düşünüyorum. O sıra imdadımıza Bayan Cun yetişiyor. Meyve şekerini belirlemeye yarayan refraktometreyi uzatıyor, ölçüm yapıyorum. Yanılmamışım, tahmin ettiğim gibi meyvedeki şeker 12 veya 13 olarak ölçüyorum. Baş mihmandarımız Şua, erkenci kayısı çeşitlerinde son hasadın bir hafta önce sona erdiğini anlatıyor. Mançurya’da kayısı ağaçlarının tam çiçeklenme tarihini merak ediyoruz. Nisan ayının 2-3 haftası tam çiçeklenme olarak kayıt ettiklerini söylenince inanması zor bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Zira Mançurya’da meyve gelişim periyodunu 60-65 gün olarak hesaplıyoruz. Malatya’nın erkenci kayısı çeşitleri turfanda Eskimalatya’da (75-80 gün), Hasanbey (90-95 gün) ile karşılaştırılınca fark ortaya çıkıyor. Bu süre inanılmayacak kadar kısa. “Yok canım, hesapta bir yanlışlık var” diyerek avutmaya çalışıyorum kendi kendimi. Yine de erkenci kayısı çeşitlerinin Malatya’da ne zaman hasat edilebileceğini hemen orada pratik olarak hesaplamaya çalışıyorum. Tüysüz Kayısı Orta Asya’da kayısı konusunda çalışma yapan araştırıcıların makale veya notlarında sıklıkla bahsettiği “Glabrous apricot” Türkçe karşılığıyla tüysüz, parlak kayısı ülkemizde pek fazla bilinmez. Tüysüz kayısının en önemli özelliği kayısı ve şeftali meyvesine özgü tüylerin bulunmamasıdır. Nektarin ve erik meyvesi gibi epidermis dokusunda dışa doğru uzayan tüy veya çıkıntılar bulunmaz. Bu durum meyvenin daha parlak görünmesine neden olur. Liaoning Araştırma Enstitüsü’nde tüysüz kayısı ile karşılaşıyoruz. Tüysüz kayısı yıllar önce Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden getirilmiş. Meyve henüz olgunlaşmadığı için yeşil renkli, diğer kayısı çeşitlerinden farklı, meyve daha tatlı. Meyve küçük sayılır, yaklaşık 30-35 gr. ağırlığında. Çinliler tüysüz kayısıya yağ kayısı anlamına gelen bir isim vermişler. Tüysüz kayısıyı Malatya’ya getirmek için tohum, aşı kalemi istiyoruz. Bunun mümkün olmadığını söyleyip kibarca teklifimizi geri çeviriyorlar. Güzel Çiçekleriyle Kendisine Hayran Bırakan Prunus Mume Kayısısı Koleksiyon bahçesinde güzel çiçeklere sahip Japon Kayısısı’nın önünde duruyoruz. İlkbaharda uzun süre açan güzel çiçekleriyle Uzakdoğu’daki park ve bahçeleri süsleyen “Japon kayısısı”, “Çin Eriği” veya “Mume kayısısı” gibi isimlerle anılan kayısı türüne ait ağaçları bize gösteriyorlar. Haziran ayında olduğumuz için ağaçta çiçekleri göremiyoruz. Ancak Çinli meslektaşlarımız övünerek koyu kırmızı, pembe, beyaz renkli katmerli (çok sayıda) taç yapraklara sahip olan bu kayısı türünü anlatıyor bize. Prunus Mume’nin Mançurya’ya ait bir kayısı türü olduğunu en sonunda ilave ediyorlar. Ne kadar övünseler az, resimlerden tanıdığımız Prunus Mume üzerine şiirler yazılacak kadar güzel kayısı türü… İnşallah bir gün Prunus Mume’nin ağaçlarını Malatya sokaklarını veya Sümer Parkı süslerken görürüz. Kayısı Hasadında Çalışan Tarım Emekçileri Bahçede dolaşırken kayısı hasadı yapan işçilere rastlıyoruz. Enstitü müdürü talimat vermiş: ‘Liaoning Eyaleti Valisine ve Shenyang Tarım Üniversitesine hediye kayısı gönderilecek’. İşçiler durmaksızın çalışıyorlar. Önce seyrediyoruz, sonra biz de hasada katılıyoruz. Çok iş var, beşer kiloluk yaklaşık yüz adet kutuyu dolduracak meyvenin ağaçtan indirilmesi gerekiyor. İşçiler bizi merak ediyorlar, Çinli meslektaşlarımıza bizimle ilgili sorular soruyorlar. İşçilerle konuşmaya çalışıyoruz, zor bela öğrendiğimiz birkaç Çince cümleyi arka arkaya söylüyoruz. İşçiler kıkır kıkır gülüyor, ortam yumuşuyor, dost oluyoruz… Daşıco’da Çekirdeği İçin Yetiştirilen Kayısılar Çinli Meslektaşımız Prof. Dr. Wisheng Liu, Yinkuezen kasabasına yakın bir yerde çekirdeği için yetiştirilen bir kayısı bahçesine görmek isteyip istemediğimi soruyor. Hemen kabul ediyoruz ve bahçenin bulunduğu Daşıco kasabasına doğru otomobille yola çıkıyoruz. Çin’de oldukça gelişmiş ve ücretsiz otoyollar bulunuyor. Yaklaşık iki saat süren yolculuktan Daşıco kasabasında varıyoruz. Kasabada zengin magnezyum madenleri bulunuyormuş. Otoyoldan ayrılıp köy yollarına sapıyoruz. Biraz ilerleyince bizi yol kenarında bekleyen iki kişiyle tanışıyoruz. Birisi, sonradan 46 yaşında olduğunu öğrendiğimiz ancak 20-25 yaşlarında gösteren işadamı Liu ve yaşlı bir arkadaşı bizi karşılıyor. Çin’de her üç kişiden birisinin soyadı Liu. Ergün Hoca ile birlikte işadamı Liu’nun son derece lüks cipine biniyoruz. Yol kenarlarında su birikintileri var, akşamdan epeyce yağmur yağmış. Köylerin içinden geçip yaklaşık 1.5 saat yol alıyoruz. Yemyeşil bir vadiye giriyoruz. Bir tarafta baraj gölü, diğer taraf elma, armut, kayısı, Japon eriği ağaçlarıyla dolu uçsuz bucaksız meyvelikler. Ağaçlar son derece sağlıklı, dallar meyve yüküyle eğilmiş durumda. Elma ve armut ağaçlarındaki meyvelerin tümü kahve renkli küçük zarfların içine alınmış. Sebebini soruyoruz. Amaç kaliteli ve tarım ilaçlarıyla mümkün olduğunca az kirletilmiş sağlıklı meyve üretmek. Kadın işçiler el ile meyve seyreltmesi yaptıktan sonra her meyveyi bu küçük zarflara alıyormuş. Muazzam bir işgücü ve zaman isteyen ve dünyanın başka bir yerinde karşılaşılmayacak bu duruma şaşırıyoruz. Prof. Dr. Liu “Unutmayın burası Çin ve bu ülkede yaşayan 1.4 milyar insan var” diyor. Bol bol resim çekip görüntü alıyoruz. Genç kayısı ağaçlarıyla kaplı yemyeşil bir tepenin önünde aracımız duruyor. Araçtan inip tepeye yaklaşıyoruz. İşadamı Liu “Bahçeyi Prof. Dr. Liu’nun önersiyle on yıl önce kurduğunu, 2x2.5 metre arlıklarla dikilmiş yaklaşık 12 bin adet kayısı ağacının bulunduğunu, ‘Da Bian’ (Dabiyan) adı verilen ağaçların meyveden ziyade çekirdek üretimi amacıyla dikildiğini, ağaçlardan küçük meyveli, iri ve tatlı çekirdek elde edildiğini” ekliyor. Çağala dönemindeki meyvelerin çok acı bir dadı var, yiyemiyoruz. Ağaçlardaki çekirdekler Temmuz sonunda kendiliğinden yere düşünce kadın ve çocuklar tarafından toplanacakmış. Önceki hasad dönemlerinde unutulmuş çekirdekleri yerden topluyorum. Olgunlaşmış meyve karın çizgisi boyunca parçalanmış, içinde 3 gr. ağırlığında olduğunu tahmin ettiğimiz çekirdek var. Kalın kabuğu kırıp tohumun tadına bakıyoruz, tohum tatlı ancak sanki tohum kabuğu testada biraz acılık var. Tohum yapısı bizimkilere benzemiyor. Tohum iri, kısa ve arka kısmı çok geniş. Prof. Liu “Bölgenin çok yağış aldığı ve rutubetin yüksek olmasına bağlı olarak hasat edilen çekirdeklerin kurutulmasında sorunlarla karşılaşıldığını, açıkta kurutulan çekirdeklerin mutlaka gün içinde tırmıklarla karıştırılması gerektiğini, aksi taktirde tohumlarda küflenme tehlikesi yaşanacağını” anlatıyor. Bölgede yıllık 60 bin ton kabuklu, 20 bin ton iç kayısı tohumu üretimi yapılıyormuş. Rakamlar çok büyük, inanmak zorundayız, zira Prof. Dr. Liu Çin Kayısı Gen Kaynakları Konseyi Başkan Yardımcısı olarak da görev yapıyor. Kayısı tohumları Çin tıbbında çok geniş kullanım alanına sahip kayısı tohum yağı üretiminde kullanıldığını, küçük bir bölümünün ise ihracat edildiği anlatılıyor. Dönüş yolunda Beydağı’nın çıplak kıraç yamaçlarını düşünüyorum. Kimbilir belki birgün gelir, biz de çekirdeği için kayısı ağaçları dikip hasat yaparız. İşadamı Liu bizi evine davet ediyor. Kayısı çekirdeği üretimi ile ilgili bize resim katalogunu gösteriyor. Geçen yıldan kalan kayısı bademi ikram ediyor. Sonra bizi fabrikasını gezmeye davet ediyor. Fabrikada büyük bir sürpriz bizi bekliyor. Meğer işadamı Liu askeri açıdan son derece stratejik öneme sahip ateşte yanmayan özel bir maddeden askeri malzeme üretimi yapıp ihraç ediyormuş. Camdan bir vitrin içinde muhafaza ettiği değişik şekil ve büyüklükteki askeri malzemeyi bize gösteriyor. Başka sektörlerde de yatırımları olduğunu, kayısı çekirdeği üretimiyle sadece hobi olarak ilgilendiğini söylüyor. Dönüş yolunda bizi ısrarla akşam yemeğine davet ediyor. Yol üzerinde ev yemekleri yapan Çin lokantasına misafir oluyoruz.. Çinli Kayısı Üreticileriyle Sohbet Çinlilerin uzayda göründüğünü iddia ederek övündükleri ‘Great Wall’ yani ‘Çin Seddi’ni’ görmek ve Mançurya’nın en kuzey doğusundaki kayısı üreticileriyle tanışmak için özel otoyla yola çıkıyoruz. Otoyolda 3.5 saat süren yolculuktan sonra akşam saatlerinde Kuzey Kore sınırındaki Dandong şehrine varıyoruz. Çin Seddi’nin en kuzeydoğudaki bölümünün “Hushan Great Wall” yer aldığı Dandong turistik bir şehir. Şehirde çok sayıda otel, lokanta ve kafe var. Şehri, Kuzey Kore’den Yalu Nehri ayırıyor. Dandong aynı zamanda Çin’in Kuzey Kore sınırındaki en önemli şehri. Yemek sonrası müze, park ve anıtları gezerken Kore savaşı ile ilgili çok önemli bir bilgiye ulaşıyoruz. Yalu Nehri üzerindeki eski köprünün yanı başında duran tabelayı inceliyoruz. Kore Savaşı en kanlı günlerini yaşarken ABD çok önemli bir hamle yapıyor. Çinlilerin Kuzey Kore’ye askeri yardımına mani olmak için Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar 9 Kasım 1950 günü Yalu Nehri üzerindeki köprünün yarısını imha ediyor. Köprü askeri açıdan stratejik öneme sahip. Çin’den Kuzey Kore’ye gidecek tüm araç ve malzeme bu köprüden geçmek zorunda. Amerikalılar köprünün Çin sınırındaki diğer yarısına ise dokunmuyor. Çin Seddinde Ertesi sabah ‘Hushan Çin Seddi’ni’ geziyoruz. Çin Seddi yeryüzünde insan eliyle yapılmış, görülmesi gereken muhteşem eserlerden birisi. Kilometrelerce devam eden üç metre genişlik 5-10 metre yükseklikteki sur insanoğlunun isterse neler yapabileceğini bir kanıtı olarak karşımızda duruyor. Ergün Doğan Hocayla yüzlerce basamağı çıkarak en yüksekteki kuleye kan ter içinde varıyoruz. Surun öte yakası Kuzey Kore. Askerler keyif yapıyor. Yaşlı bir çiftçi öküzü ve sabanı ile sürüm yapıyor. Gelirinin çok önemli bölümünü silahlanmaya harcayan Kuzey Kore için ‘kaçınılmaz bir son’ diye düşünüyoruz. ‘Hushan Çin Seddi’ninin yanındaki kafeteryada yaşlı bir Çinli kuru kayısı satıyor. Yarım kilosu 20 Yuan, yani yedi Türk lirası. Satın alıp tadına bakıyoruz. Malatya kayısısı ile mukayese edilmeyecek bir kaliteye sahip. ‘Tadı nasıl?’ diye soran Çinli şoförümüzün gönlü hoş olsun diye ‘Kötü değil’ diyoruz. Öğlen sonu beklediğimiz haber geliyor. Dandong şehrine 170 km uzaklıkta “Dandong Zen” köyünde bir kayısı üreticisi bahçesinde bizi bekliyormuş. Hemen yola çıkıyoruz. Akşamüstü bahçeye vardığımızda güneşin ufuktaki kızıllığını seyrediyoruz. Bahçe sahibi orta yaşlı bir hanımefendi. Bizi kapıda karşılıyor. Bahçede yaklaşık 1.200 adet orta mevsim sofralık kayısı ağacı var. Bahçedeki ağaçlar gayet sağlıklı, goble terbiye şekli uygulanmış, fakat ağaçlardaki meyvenin azlığı dikkatimizi çekiyor. Sebebini soruyoruz, kadın üretici sorunun ‘Uyuşmazlık ve ilkbahar geç donlarıyla ilişkili’ olabileceğini söylüyor. Uyuşmazlık soruna karşı tozlayıcı olarak Amerikan çeşidi Sungold kullanıyormuş. Meyveler son derece gösterişli, 100-120 gram ağırlıkta. Bahçe sahibi hanım kayısılarının bölgede çok ünlü olduğunu, sahip olduğu pansiyonla agroturizm yaptığını, Çin’in değişik eyaletlerinden ve Avrupa’dan gelen turistlerin pansiyonda konaklayıp kayısı hasadı yapabileceğini anlatıyor. Bölgede yaş kayısının çok değerli olduğunu, ürettiği kayısıları satın alan özel müşterilerin bulunduğunu, bir kilo yaş kayısıyı 12-15 liradan sattığını ifade ediyor. İşletmenin çıkışında kayısıyla ilgili sanatsal çalışmaları inceliyoruz. Duvarlara çizilmiş kayısı ağaç ve meyve resimlerinin önünde hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Gece otelde konaklayıp ertesi sabah başka bir kayısı üreticisiyle buluşmak üzere yola çıkıyoruz. Yolda sepet veya tabaklarda kayısı satan çocuk ve genç kızlara rastlıyoruz. Aracı durdurup meyve satın alıyoruz. Her bir kayısı yaklaşık 130-150 gr. büyüklüğünde. Meyveler çok iri, gerçekten muhteşem görünüyor. Fiyatı ise el yakıyor. Yarım kilo yaş kayısı 30 yuan yani on Türk Lirası. Çinli genç kız “Kayısıların ailesi tarafından serada üretildiğini, ilkbaharda meyve seyreltmesi yapıldığını ve özel gübreleme işlemlerin uygulandığını” anlatıyor. Chuan Amca’nın Bahçesinde Kayısı Budadık Biraz gecikmeyle başka bir kayısı üreticisi yaşlı Chuan’nın bahçesine ulaşıyoruz. Chuan Amca 80-85 yaşlarında yaklaşık 1.60 m boyunda son derece sempatik bir Çinli. Bizi görür görmez bağırmaya, hararetle bir şey anlatmaya çalışıyor. Hareketlerinden, hitap şeklinden Chuan Amca ile Prof. Liu’nun epeyce samimi olduklarını anlıyorum. Bahçesine girdiğimizde iki hanım işçinin ağaçlara çil ilacı atmasını izliyoruz. Bizim için hazırlanan masanın etrafında toplanıyoruz. Masada soğuk limonlu çay, büskivi ve bol miktarda kayısı var. Chuan Amca Prof. Liu ile uzun uzun konuşuyor. Merak edip soruyorum. Chuan Amca’nın “Yaşlandığını, hastalıktan, bahçedeki sorunlardan dert yandığı” tercüme ediliyor bize. İkram sonrası bahçeyi dolaşıyoruz. Ağaçlar 20-25 yaşında, 3-3.5 metre yükseklikte, çok ağır budama yapılmış. Bölge aşırı yağış aldığı için çil ve monilya hastalığı sorun yaratıyormuş. Chuan Amca, kayısı ağaçlarına sulama yapmadığını bazı kurak yıllarda sadece bir defa sulama yapmaya ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Benden kayısı ağaçlarına budama yapmamı istiyor. Kırmayıp makas ve testereyi alıp işe başlıyorum. Kestiğim her dal sonrası Chuan Amca o dalı niye kestiğimi anlatmamı istiyor. Kısacası meraklı bir öğrenci tarafından imtihan ediliyorum. İstanbul’u, Malatya Kayısılarını, Çin’e tekrar gelip gelmeyeceğimi ve daha onlarca soru soruyor bana. Bu sempatik insanı kırmak ne mümkün, tüm sorularına detaylı cevaplar veriyorum. Ara verip tekrar masaya geçiyoruz. Masadaki 1.5 kilo ağırlığındaki yaş kayısılar özel müşteriler için hazırlanmış. Fiyatını öğreniyoruz kutular 35 yuan yani 12 Türk lirası. Chuan Amca ürettiği kayısının bölgede hem ucuz hem de çok meşhur olduğundan siparişlere cevap veremediğinden yakınıyor. Bahçeden ayrılırken bizim için hazırladığı kutuları sunuyor. Biz de Malatya’dan götürdüğümüz kayısılı çikolatayı hediye ediyoruz. Chuan Amca kendisinin kayısı meyvesini ilaç olarak gördüğünü, bir insanın günde mutlaka 2-3 kayısı tüketmesinin zorunlu olduğunu söylemeyi de unutmuyor.

Yeni Malatya Gazetesi
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Rektör Prof. Dr. Karabulut: “Öğrencileri...
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, “Türkiye’nin ekonomisinin daha...

Haberi Oku