Malatya:
Kayısının İzinde: Mançurya'da otuz gün
Kayısının İzinde: Mançurya’da otuz gün 1.BÖLÜM Avrupa Fonları 7. Çerçeve Programı kapsamında yürütülen ve kısa adı ‘STONE’ olan “Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa’da Taş Çekirdekli Meyve Ağaçlarında Genetik Çeşitlilik” başlıklı projenin kapsamı içinde yer alan ülkelerden biri olan Çin’e Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ergün Doğan’la birlikte kayısı ve kayısı gen kaynakları ile ilgili araştırma yapmaya giden İnönü Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Bayram Murat Asma izlenimlerini Yeni Malatya Gazetesi okuyucuları için kaleme aldı. Çocukluğumdan beri merak ettiğim ülkelerden birisiydi Çin. Uçsuz bucaksız coğrafyası, dünya tarihinin kadim geleneklerini barındıran kültürel yapısı, kökleri bir hayli derinde olan tarihi, dili, alfabesi, yemekleri ve en önemlisi kayısıya dair sahip olduğu potansiyel nedeniyle her zaman beni güçlü bir mıknatıs gibi kendisine çekmişti Çin. Son yıllarda yükselen ekonomisi, dışa dünyaya açılma konusundaki yavaş, temkinli ama istikrarlı dönüşümü, siyasal ve sosyal reformları ve kültürel çeşitliliği ile bütün dünyanın yakından ilgilendiği Çin’i ziyaret etmek, özellikle bu coğrafyadaki kayısıcılık çalışmalarını yerinde incelemek hep arzu ettiğim bir durumdu. Çin, özellikle yüzyılı aşan tarımsal eğitim kurumlarının varlığı, son derece geniş bir coğrafyada tarımsal faaliyetlerin çeşitliliği, küresel düzeyde etkiye sahip tarımsal sistematiği ve tarımsal miras sistemleri içindeki önemini düşününce, pratik ve teorik anlamda her anı tarımsal faaliyetle geçen bir araştırıcı olarak benim için vazgeçilmez bir ziyaret mekânıydı. Çin’i ziyaret etmemize ve ülkenin tarımsal hayatının kılcal damarlarına nüfuz eden tüm unsur ve dokuyu anlamamıza yarayacak fırsat, AB fonlarınca desteklenen “Stone” isimli proje sayesinde ayağıma gelmişti. Avrupa Fonları 7. Çerçeve Programı kapsamında yürütülen ve kısa adı ‘STONE’ olan “Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa’da Taş Çekirdekli Meyve Ağaçlarında Genetik Çeşitlilik” başlıklı projenin kapsamı içinde yer alan ülkelerden biri de Çin’di ve bu durum bize Çin’i gezip görme, anlama ve öğrenme fırsatı sunuyordu. Gezinin uçak ve diğer giderleri proje tarafından karşılanacaktı. Ayrıca gezi ve incelemelerde bize yardım ve rehberlik edecek Çinli meslektaşlarımızın varlığı bize inanılmaz kolaylık sağlıyordu. Ancak yine de gezi öncesi bazı konularda tereddütler yaşadığımı, kafama üşüşen soru işaretleri meydana gelmeye başladığını söylemden geçemeyeceğim. Ne de olsa, dünyanın en kalabalık ve uzak doğunun en büyük ülkesi Çin hakkında sınırlı bilgilere sahiptim. Hele, beslenme kültürü konusunda bir hayli farklı bir dünyaya yolculuk yapacak oluşumuz, yaşayacağımız muhtemel sıkıntıların aşılabilir olup olmadıklarına yönelik endişeleri de beraberinde getiriyordu. Bir ay süresince Çin’in Kuzey Doğu Bölgesi’ni oluşturan, bir başka coğrafi belirlemeyle Kuzey Kore’ye komşu Mançurya’da kalma zorunluluğunu düşününce, tereddütlerimiz konusunda okuyucularımızın da hak vereceğini sanıyorum. Çin Yolunda Her şeye rağmen, ‘Bu fırsatı değerlendirmeliyiz’ deyip biraz da gözü karartıp fakülteden meslektaşım Doç. Dr. Ergün Doğan ile yola koyuluyoruz. Uçağımız, dünyanın en büyüklerinden birisi olan Pekin Capital havalimanına inip terminale geçtik. Burada pasaport kontrol işlemlerinden sonra çıkış kapısına yöneldiğimizde Çin’de bize mihmandarlık yapacak olan biri Çinli biri Türk iki kişiyi görünce epeyce seviniyoruz. Uzak diyarlarda birileri tarafından karşılanmak iyi gelmişti. Proje ortağımız Liaoning Pomoloji Enstitüsünden Şua ve uluslar arası siyaset ve ekonomi alanında yüksek lisans eğitimi için Pekin’e gelen Samsunlu Yunus bizi karşılıyorlar. Önce Yunus’la sohbet ediyoruz: Yunus iki yıldan beri Pekin’de yaşıyormuş, arkadaşları ile birlikte aynı evi kullanıyor, Türkiye’den Çin’e gelenlere tercümanlık yaparak harçlığını kazandığını, Çince’yi iki yıl içinde hem yazıp hem de konuşabilecek kadar öğrendiğini anlatıyor. ‘Neden Çin?’ diye sorduğumda Yunus’un bu soruya hazırlıklı olduğunu cümlelerinden anlıyorum. “Çin çok hızlı büyüyor, çok yabancı sermaye çekiyor, gelecek on yıl içinde dünyanın en büyük ekonomik gücü olacak, Çinceyi anavatanından öğrenmek, bu kültürü tanımak gelecekte bana büyük avantajlar sağlayacak” diyor Yunus. Uluslar arası siyaset ve ekonomi alanında doktorayı yaptıktan sonra İstanbul’a dönüp kendi şirketini kuracakmış. 300 Türk Öğrencinin Çin’de Olduğunu Öğrenmek Bizi Mutlu Ediyor Yunus’u takdir etmemek, girişimci ruhundan etkilenmemek mümkün değil. Çin’e gelmeden önce Türkiye’den öğrencilerin ABD, Almanya veya İngiltere’ye gittiğini, hem dil öğrenip hem de lisansüstü eğitim aldıklarını biliyordum. Yunus bize Pekin’de kendisi gibi yaklaşık 300 Türk öğrencinin varlığından ve Şangay’da daha kalabalık öğrenci grubundan bahsedince önce şaşırıyorum. Sonra da gururlanıyorum sınır tanımayan gençlerimizle. Pekin’den Mançurya’ya yolculuğumuzu yaklaşık 8 saat süren gece treniyle yapıyoruz. Yataklı tren tamamıyla dolu. Öğrenciler, askerler, köylü, kadın, erkek, çocuk, yani toplumun her kesiminden Çinli ile birlikte seyahat ediyoruz. Trenin ucu görünmüyor. Ben 40 yolcu vagonu diyeyim, siz 60 deyin. Trenden yanlışlıkla inilse vagonunuzu tekrar bulmanız imkânsız. Çünkü her şey Çin alfabesine göre sistematize edilmiş. Sabah 8’de Mançurya’nın en büyük şehri ve aynı zamanda Liaoning Eyaleti’nin başkenti Shenyang’tayız. Mançurya Bölgesi Liaoning, Jilin, Heilongjiang ve özerk İç Moğolistan’ı kapsıyor. Yaklaşık 2.1 milyon km2’lik bir alana sahip. Adını bölgenin yerli halkı olan Mançulardan almış. Çukurova’nın 50-100 kat büyüklüğündeki devasa bir ova veya düzlükten oluşan Mançurya’nın etrafında yüksek dağlar var. Her yerde tarım yapılıyor. Boş bırakılmış, tarım dışı bir metrekare arazi yok. Geçmişte tahıl, şekerpancarı, tütün, pamuk ve sebze yetiştirilen bölgede son yıllarda mısır tarımı ön plana çıkmış. Mançurya aynı zamanda önemli maden kömürü, demir, petrol yataklarına sahip olduğu gibi, Çin’in önemli sanayi bölgelerinin başında geliyor. Bölge, yazları sıcak ve yağışlı. Günlerce süren yaz yağmurlarının bölgenin klimatolojik özelliklerinden biri olduğu ifade ediliyor. Sabah kahvaltısını Shenyang Garı’nda yapıyoruz. Yolculuk süresince bize refakat eden Çinli arkadaşımız Şua İngilizceyi güzel konuşuyor. Şua son derece hareketli, konuşuyor, oturuyor, kalkıyor, kısacası yerinde bir dakika durmuyor. Bize Çin, Mançurya, Lianoning ve daha birçok konuda bilgi veriyor. Şua Yüksek Lisansını tamamlanmış. İzin verilirse doktora yapacak. Çin’de her isteyen lisansüstü eğitim yapamıyor. Şartları yerine getirseniz bile lisansüstü eğitim izine tabi. Şua 2-3 yıl içinde doktora için kendisine izin verilebileceğini, izin aldığında doktora eğitimi için ABD veya Fransa’ya gitmeyi hayal ettiğini aktarıyor bize. Bulduğumuz İngilizce dokümanlardan Çin’i tanımaya, merak ettiğimiz bilgileri toplamaya çalışıyoruz. Elbette önceliğimiz kayısı ve tarım. Hemen belirteyim Çin’de internet çok yavaş ve internette yazdığınız her şey kontrol ediliyor. Facebook ve Youtube kapalı. Geçmişte bireysel özgürlükleri kısıtlayan devletçi alışkanlıkların bir bölümü Çin’de hala devam ediyor… Çin deyince aslında iki farklı ülkeden bahsediyoruz. Birisi Çin Halk Cumhuriyeti diğeri Milliyetçi Çin ya da Çin Cumhuriyeti de denilen Tayvan. Bizim seyahat ettiğimiz Çin Halk Cumhuriyeti yaklaşık 9.6 milyon km2 alanı ile Asya’nın en büyük ve yaklaşık 1.4 milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi konumunda. Göz Kamaştıran Yükseliş Ülkenin yaklaşık 5.000 yıllık yazılı tarihi var. Son on yıldır istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü ve % 8-10 arasında değişen büyüme hızıyla, yirmi birinci asrın yeni küresel gücü olarak anılıyor. Yıllık yaklaşık 13 trilyon dolar gayri safi milli hasılaya sahip. Kısacası kalkınma, büyüme hızları ve çalışkanlıklarıyla göz kamaştırıyorlar. Çin’in büyüklüğünü daha iyi anlamak için eyalet, özerk bölgeler, şehir, kasaba ve köylerinden bahsetmekte fayda var. Çin Halk Cumhuriyeti'nde 22 eyalet, 5 özerk bölge (Sincan Uygur, Guangxi Zhuang, Ningşia Hui, İç Moğolistan Özerk Bölgeleri ve Tibet), 4 özel yönetime sahip şehir (Pekin, Çongçin, Şangay ve Tientsin) ve 2 adet özel idari yönetime sahip (Hong Kong ve Macau) ülkeden oluşmakta. Ülkede 22 eyalet başkenti, 333 şehir, 2.862 ilçe, 41.636 belde ve sayamayacak kadar çok köyden oluşmaktadır. Liaoning’in başkenti Shenyang Garı’ndan hızlı tren ile Çin’de kasaba olarak kabul edilen 195 bin kişinin yaşadığı Yinkuezen’e gidiyoruz. Kasaba dediysek sakın aklınıza Türkiye’deki kasabalar gelmesin. Yinkuezen’de gezdiğimiz botanik ve ekoloji parklarının geçmişi 1910’lu yıllara dayanıyor. Kasabada 35-40 katlı yüzlerce gökdelen var. Yinkuezen’in bağlı olduğu Bayquan ilçesi yaklaşık 400 bin nüfusa sahip. Bayquan daha geniş bulvar, cadde, park, kütüphane ve lüks mağazalar rastlıyoruz. Bu haliyle Avrupa’daki herhangi bir şehirden farkı yok, sadece havası kirli, caddeler insan kaynıyor. Çin Yemeklerini Yeme Çabamız Unutmadan, bir de kişisel sorunumuz var: Çin yemeklerini yiyemiyoruz. Yinkuezen’de ilk işimiz kalacak bir yer ayarlamak. Biz Çin’e gelmeden önce buradan bizim için 5 yıldızlı bir otelde rezervasyon yapmışlar. Ancak tahmin edeceğiniz gibi, malum sebeplerden dolayı ucuz, konfor profili düşük bir ev bulmak zorundayız. Kırık dökük 3-5 parça eşyaya sahip evin bir aylık kirası 3.000 Çin Yuanı, yani ülkemiz parası ile bin Türk Lirası. Mecburen kabul ediyoruz. Amacımız konforlu bir yerde kalıp tatil yapmak değil zaten. Önce Mançurya’yı, sonra Çin’i gezip görmek, incelemelerimizi ve görüşmelerimizi yapmaya başlamak istiyoruz bir an önce. İlk hafta Yinkuezen kasabasını, botanik, ekoloji, kent parklarını, Liaoning Pomoloji Enstitüsü’nü geziyoruz. Meslektaşımız Prof. Wişeng Liu tarafından onurumuza verilen akşam yemeğine katılıyoruz. Yemekte doğal olarak, daha önce hiç denemediğimiz yemek ve yiyeceklerle tanışıyoruz. Yemekler dönen bir masa üzerine servis ediliyor. Masadakiler tabağına yiyeceği aldıktan sonra yandakine ikram ediyor. Çinlilere özgü çubuklarla yemek yemeyi deniyoruz, ama beceremiyoruz. Masada nafile çabamızı izleyenler masadakiler kıkır kıkır gülüyor halimize. Ama biz de mücadelemizden taviz vermiyoruz elbette… Liaoning Pomoloji Enstitüs’ü 1935 yılında kurulmuş, çok gösterişli, devasa ana bina ve çok sayıda tamamlayıcı binadan oluşuyor. Enstitü 15 bin dekar arazi varlığına sahip, yaklaşık 300 araştırıcı ve teknik personel, 150 tarım işçisi var. Kurumda erik ve kayısı araştırmaları ve gen kaynaklarının korunmasına öncelik verilmiş. Ayrıca mavi yemiş (Likepa=bluberry), böğürtlen, ahududu, hünnap, asma, elma, armut bahçeleri var. Enstitünün pomoloji, ürün geliştirme, fizyoloji laboratuarlarını gezip bilgi alıyoruz. Çok sayıdaki sera ve örtü altı yetiştirme ortamları bitkilerle dolup taşıyor. Bitkiler sağlıklı, üretim ortamları düzenli ve temizliği ile dikkatimizi çekiyor. Araştırma bahçelerini dolaşırken işçilerin elma ve armut ağaçlarında meyve seyreltmesi uygulamasına rastlıyoruz. Enstitüde meyve kalitesine oldukça büyük önem veriliyor. Her çiçek kümesinde çoğunlukla bir, nadiren iki meyve bırakılıyor, diğerleri makaslarla kesilip atılıyor. Yerde çok sayıda kesilip atılmış küçük elma ve armut meyvesine rastlıyoruz. Bahçelerde fidanların sıra arası ve sıra üzerine üçgül ekilmiş, asmada yaz budaması, uç alma ve yaprak kesme işiyle uğraşan onlarca kadın işçi işlerini ciddi bir şekilde yaptığına tanık oluyoruz. Sibirya ve Japon Kayısıları İle Tanışıyoruz Yinkuezen Botanik Bahçesi ve ekolojik parkı evimize 500 metre uzaklıkta. Yaklaşık 5.000 dönüm alanı kaplayan Botanik Bahçesi 1913 yılında kurulmuş, yaklaşık 1.100 bitki türü var. Şelale, tavus kuşları, büyük bir göl, renk renk balıklar, Ansu, Sibirya ve Japon kayısıları ile bu bahçede tanışıyoruz. Yüzlerce kez resmine baktığım kayısı türleri şimdi karşımda duruyor, ağaçlardan meyve örnekleri toplayıp çok sayıda resim çekiyorum. Hafta sonu dinlendikten sonra Liaoning Ziraat Yüksek Okulunu ziyaret ediyoruz. Yüksek okul 1963 yılında kurulmuş. Üç yıllık eğitim veriyor, toplam 4.600 öğrencisi var. Ziraat Kampüsü’nde büyük bir stadyum dikkatimizi çekiyor. Derslik, yurtlar, eğlence, sinema salonu ve kafeteryayı görüyoruz. Isıtma ve soğutma sisteminin yani tam bir sera koşullarının mevcut olduğu yaklaşık 15 dekarlık cam sera dikkatimizi çekiyor. Öğrenciler için çok sayıda laboratuarı görüyoruz, zamanımız kısıtlı olduğu için gezemiyoruz. Kampustan ayrılırken Ziraat Yüksek Okulu için gerekenden fazlasına sahip olan meslektaşlarımı kıskanıyorum.

Yeni Malatya Gazetesi
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

“Esnaf toplumun bel kemiğidir”
Büyükşehir Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat, İnönü Kapalı Çarşı esnafları ile kahvaltılı toplantıda...

Haberi Oku