Malatya:
'Malatya, resim sanatçıları bakımından eşsiz bir şehir”
 “Malatya, yetiştirdiği resim sanatçıları bakımından Türkiye’de eşsiz bir şehirdir”

Malatyalı Ressamlar kitabı ile başlayalım. Onun çıkışının özel bir nedeni var dediniz. Nedir bu kitabın çıkışını özel kılan nedenler?

Çocukluk yıllarımdan itibaren resim çalışmaları hayatımın mihengi konumundaydı. Türkiye’nin değişik yerlerinde 30’dan fazla sergi açtım. Çocukluğumdan beri neredeyse sanatta diyebilirim ki 30 yılı geride bıraktım. Genellikle yağlı boya tekniği ile realist temalı resimler çalışırım. Bazılarında fotoğraf gerçekliği düzeyinde çalışmalar yapıyorum.  Zaman zaman Urfa’ya gidip fotoğraf çekerdim. Bu çekimler sırasında aile dostumuz ve Türkiye’nin tanınmış ressamlarından Nihat Kürkçüoğlu bana ‘Beni Kültür Bakanlığı’ndan aradılar, seni arayan oldu mu?’ diye sordu. ‘Hayırdır, neden aradılar?’ diye sordum. Nihat Kürkçüoğlu ‘Kültür Bakanlığı, bütün illerin ressamlarını tanıtmak için kitap bazında bir çalışma yapıyor. Beni de Şanlıurfa adına aradılar, bazı bilgiler ve tablolarımı istediler’ dedi.  ‘Beni aramadılar. Fakat Malatya kültürel anlamda çok farklı ve çeşitli kurumları olan bir şehir. İnönü Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi var, Güzel Sanatlar Lisesi var, Eğitim Fakültesi’nin Resim Öğretmenliği bölümü, grafik bölümü var. Muhtemelen onları aramışlardır, birçok atölye var, beni niye arasınlar’ dedim.  Ancak bir - iki yıl sonra bu konudaki kitap ortaya çıkınca anladık ki Malatya’dan hiç kimse aranmamış ve kitabın Malatya ile ilgili bölümü, acı bir gerçektir, Elbistanlı bir arkadaşımız tarafından doldurulmuş. Şimdi Türkiye’de bu kadar önemli resim potansiyeli olan bir ilin bu durumu benim gerçekten içimi acıttı.

Siz de içinizi acıtan bu durumdan dolayı ‘Malatyalı Ressamlar’ı hazırlamaya başlıyorsunuz anladığımız kadarıyla. Fakat sanat çevrelerinin dışında kimse Malatya’nın bu denli önemli ressamları olduğunu bilmiyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de bildiğimi sanıyordum ama bu kitabı hazırlama sürecinde çok az şey bildiğimi de fark ettim. Benim bildiğim işin yüzde 10’u bile değilmiş.  Bu işe çok hayıflanarak başladım. ‘Neden dünya çapında ressamlar çıkarmış bir şehir sanatçılarından bu kadar habersiz olabilir, neden kimsenin bizden haberi yok?’ diye düşündüm. Biz İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya gidip sergiler açıyoruz, çocukluğumdan bu yana elime geçen parayı dahi bu işe yatırıyorum, ama kimsenin kimseden haberi yok. Böyle bir duyguyla çalışmaları ilerlettikçe Malatya’nın çıkardığı, yetiştirdiği resim sanatçıları bakımından aslında Türkiye’de eşsiz bir şehir olduğuna şahit olmaya başladım.  Ressamlar açısından eşsizmiş. Malatya’da herkes Malatya’nın yetiştirdiği ses, sinema ve sahne sanatçılarını, iyi tanır, bilir. Fahri Kayahan’dan tutun, Kemal Sunal, İlyas Salman, Belkıs Akkale, Selahattin Alpay’, Kenan Işık, Sami Kasap’a kadar ses ve sinema sanatçılarımız yakından bilinir. Fakat güzel sanatların plastik sanatlar alanı bu anlamda ne üretilen ürünlerle ne de sanatçıları ile çok bilinmez. Oysa Malatya, güzel sanatların birçok alanında baskın bir şehir ve yetiştirdiği sanatçılar birinci sınıf sanatçılar.

Toplumun kendi arasında çıkan resim sanatçılarını tanımaması, onlara karşı duyarsız olması resim sanatına karşı kültürel genlerden gelen bir önyargıdan mı kaynaklanıyor acaba?

Hayır. Bununla bir alakası yok. Çalışma anlamında bir sorun yok. Resme karşı ön yargılı değil. Bu alanın çalışılmamış olmasından kaynaklanan bir eksiklik. Ben bu çalışmayı biraz öne aldım.  Ressamları tespit edip, bunların özgeçmişlerini, hayatlarını öğreneyim derken, bir baktım ki bu kitap ortaya çıkmış. Bu çalışma esnasında dünyada çok önemli çalışmalar imza atmış birçok ressamın Malatyalı kimliğini ortaya çıkardık. Mesela Mehmet Güler. 150 uluslararası sergisi var. ‘Türkiye’de şu kadar yılda şu kadar sergi açtık’ diyoruz, ama dünya çapında saygı gören bu sanatçımızın 150 uluslararası sergisi var. Bana çalışmalarını göndermiş, o kadar çok ki, ben artık birçoğuna bakamadım. Neredeyse her dakika bir yerde bir eseri sergilenmiş. Japonya’dan, Fransa’dan, Amerika’ya kadar bütün büyük dünya müzelerinde eserleri sergilenmiş. İsimler tanınıyor esasında ama Malatyalı olduğu bilinmiyor. Ergin İnan’ı tanımayan bir insanın sanat dünyasında yeri yoktur. Yani Ergin İnan’ı tanımayanı sanat dünyası kabul etmez, dışlar.  Ergin İnan, şu anda Türk resminin duayenlerinden biridir. Cumhurbaşkanımız kendisine ödül verdi. Çankaya Köşkü’nün sanat danışmanlığını o yapıyor. Kendisi profesör. Sühendan Fırat mesela. Sühendan Hanım Fırat Ailesi’nin bir mensubu. 1923 doğumlu sanırım. 10 yıl önce vefat etti. Belçika’da kraliyet ailesinden davetiye almış ve kendisini Belçika’ya Türk Resim Sanatı’nı tanıtmak üzere davet etmişler. Madalya almış.  Dünya yarışmalarında takım olarak birincilikler almışlar. Gururla belirteyim ki bu isimlerin hepsi Malatyalı. Bakın ben de bunları bilmiyordum ‘Malatyalı Ressamlar’ çalışmasını hazırlamaya başlayıncaya kadar. Bu çalışma sürecinde öğrenmiş oldum. Bunun gibi ödüller alan, sergiler açan, dünya sanat piyasasında resim değerlerinin bile belirlenmesinde bir mihenk olan nice sanatçılarımız varken, maalesef Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı çalışmada Malatya’yı temsil edecek kimse yok.  Bu benim içimde bir mahcubiyet doğurmuştu ve bu kitap böyle başlamıştı. ‘Malatyalı Ressamlar’ kitabında 55 ressamımızın biyografisi ve çalışmaları var. Her birine 4’er sayfa ayırarak hazırladık.

Malatyalı Ressamlar kitabında yer alan ressamlar bu çalışmanızı nasıl karşıladılar?

Hepsi büyük bir memnuniyetle karşıladı. Onlar da kendi aralarında birbirlerini tanımıyorlardı. Yani birbirlerinin Malatyalı olduğunu bilmeyenler vardı. Mesela Türkiye’deki iki büyük sanat galerisi Malatyalıların elinde. Bu galerilerden biri Ankara’da biri İstanbul’da. Mesela Ankara’daki Doku Sanat Galerisi...  Plastik sanatların nabzını elinde tutan bu Doku Sanat Galerisi 1984 yılında Ankara’da ressam ve şair hemşehrimiz  Sayın Mehmet Kıyat tarafından kuruluyor. Bugün hem Çankaya’da hem de İstanbul’da sanat dünyasının önde gelen galerileri olarak hizmet veriyor. Mehmet Kıyat, evini satıp resme yatıracak kadar bu işe sevdalı bir insanımız. Resim sanatçılığının yanı sıra şairliği de var. 30 şiir kitabı var. İstanbul ve Ankara’nın sanat piyasasını belirleyen isimdir Mehmet Kıyat. Bu kitabın hazırlanması sürecinde ben kendisini ziyaret ettim. Bana resim serüvenini anlattı, hayran kalmamak elde değil. Bir başka Malatyalı isim İbrahim Demirel. Ankara’da harika bir müzesi var. İbrahim Demirel, Türkiye’nin en büyük koleksiyoneri.  Fotoğrafçıdır aynı zamanda. Kendisi hakkında belki 10 tane kitap yazılmıştır. Akçadağ Durulova Köyü’nden, eski adıyla Körsüleymanlı.  Fotoğrafta dünya birincilikleri var. Uluslararası çalışmaları var. Bir takım ülkeleri gidip fotoğraflamış. Yayınladığı onlarca sanatsal eseri var. 10 binden fazla yağlıboya resmi ve Ankara’da bir de müzesi var. Ama İbrahim Demirel’in Malatyalı olduğunu kaç kişi biliyor? Kimse bilmiyor. Ha, tabi Türkiye’deki bütün sanat camiası İbrahim Demirel’i çok iyi tanıyor. Bir başka örnek Resul Aytemur. Resul Bey, Beşiktaş’ta futbol oynamış bir ressamımız. O da İstanbul’da yaşıyor. O da plastik sanatlar alanında Türkiye’nin mihenk taşlarından biridir. Beyoğlu’nda, 4 katlı bir apartmanı resim galerisi yapmış.  Sanat Akademililer  adlı bir grubun temsilcisidir. İstanbul’da sanatın kalbi bilindiği üzere Beyoğlu sayılır. Orada o da çok ağır bir taş. Aynı zamanda bir milli futbolcu. Tabii bunları gördükçe, yakından tanıdıkça ve kendileri ile konuştukça bir taraftan sevindim, diğer taraftan hayıflandım. Uyuyormuşuz biz. Bunun temelinde bir ilgisizlik alakasızlık olduğu kesin. Sanata ve kitaba duyarsızlık bu sorunun başlıca nedeni. Topyekün biz Malatyalılar olarak kendi değerlerimizin farkına varamamışız.  Keşke bizden önce yapılsaydı da biz üzerine daha farklı şeyler koyup yeni bir şeyler üretebilseydik.

‘Zaman Siyah-Beyaz Akarken Malatya’ kitabının öyküsü de ilginç olmalı diye düşünüyoruz. Bu kitap çok büyük ilgi topladı.  Kitaptaki fotoğrafları nasıl topladınız? İnsanları nasıl ikna ettiniz?

Hatırlarsınız, Göknur Akçadağ, daha önce buna benzer bir çalışma yapmıştı. İnternet üzerinde zaman zaman fotoğraflarını, arşivini paylaşan insanlarımız var. Mesela Turan Benli bunlardan bir tanesidir.  Adnan Bey, (Işık), Mustafa Kuşçuoğlu keza yine aynı.  Bizim yine Malatya’da buranın köklü ailelerinden Aksoy Ailesi, Süleyman Sırrı Bey, ki o da Malatyalı Ressamlar kitabında ressam olarak yer alır, Süleyman Bey Malatya için çok önemli bir isim ve bu kitaba çok büyük emeği geçti. Kendisini rahmetle anıyoruz. Oğlunun yaşı 80. Süleyman Sırrı Bey, 1. Dünya Savaşı yıllarında lise öğrencisi. Savaş çıkınca İstanbul’u terk edip Malatya’ya geliyor. Resimde, oyma işlerinde ve el becerisi gerektiren diğer işlerde çok yetenekli bir insan. Malatya’ya geldikten sonra belediyede göreve başlıyor. Mesela belediyenin bazı birimlerini Süleyman Sırrı Bey kurmuş. Aydınlatma ve temizlik işleri, itfaiye teşkilatı onun kurduğu teşkilat. Tabi Süleyman Bey’in sanata ilgisi onu o yıllarda fotoğrafa meylettirmiş ve Malatya’yı fotoğraflamış. Mesela İnönü Caddesi’nin temel atma anı, yıl 1930. Vali, belediye başkanı toplanmış İstasyon Caddesi’nin açılışı yapılıyor. Valilik binası yapılıyor, temel atma törenini çekmiş. Yıkılan belediye binamızın yapım aşamalarını fotoğraflamış ve fotoğraflatmış. Malatya’nın önemli cadde ve sokaklarının fotoğrafını çekmiş ve çektirmiş. Birçoğunda kendisinin resmi de var, ama birçoğunu da çektirmiş. Zaten belgesel amaçlı çalışmış. Bu fotoğrafları ben bu ailede görmüştüm. 1980’li yıllarda görmüştüm.  O fotoğrafları elinize alınca Malatya’nın tarihini elle tutuyorsunuz. Tabi bunlar bir kısmı. Ailenin albümü 4’e 5’e bölünmüş. Ben bu fotoğrafları görmüştüm ve dokunmaya kıyamıyordum. Çünkü elinizde Malatya’nın tarihini tutuyorsunuz. Bu fotoğraflar yayınlanmalı diye düşündüm.  Bilinmesi gereken şeylerdi.  Piyasada yapılan çalışmaları gördüğünüzde bunların eksikliklerini de görüyorsunuz ve ‘Keşke şunlarda olsaydı, bu fotoğraflar da yer alsaydı’ diyorsunuz.  Vali Bey bana ‘Siyah –Beyaz Malatya’yı teklif edince, o anda ‘Hayatımın projesi gelip beni buldu’ diye düşündüm. Ben de o zamana kadar bir takım arşivleme çalışmaları yapmıştım zaten. Bulduklarımı, biriktirdiklerimi taramıştım. O zaman Vali Bey, bizzat kendisi de görev alarak, benim kendisine götürdüğüm her şeyi anında değerlendirdi. Mesela 2. Abdulhamit’in emriyle Osmanlı’^nın farklı coğrafyalarından çekilen fotoğraflardan oluşan Yıldız Albümleri’nden bir albümün Malatya’ya ait olduğunu biliyordum. Ayrıca benzeri formatta kitaplar çıkaran kişileri takip ediyordum. Bir de şöyle bir şansımız vardı: Türkiye’de belli periyotlarla her kentin fotoğraflama çalışmaları yapılmış.  1954, 1957, 1978 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı bir ekip çıkarıp Türkiye’deki illerin fotoğraflarını çektirmiş. Tabi bu fotoğraflar Ankara’ya gitmiş. Yerelde yoktu. Bunları tespit edip dönemin Malatya Valisi ve Malatya Kitaplığı Projesi’nin öncüsü Sayın Ulvi Saran’a arz edince, Vali Bey gerek Valilik yetkisini gerekse şahsi çevresini kullanarak bunları büyük bir heyecanla getirtti bize. Örneğin Yıldız Albümü fotoğraflarının bir tanesi 100 dolar civarında. Sağolsun Ulvi Bey getirtti bunları. 1890’lı yıllara ait fotoğraflar bunlar. İşte yine devlet arşivinde, demiryollarında, fabrikalarda, Basın Yayın Genel Müdürlüğü ve Anadolu Ajansı’nda. Ki bunları parayla satın almak isteseniz ödemek imkansızdır. Vali Ulvi Saran bu konuda devletin tüm kapılarının açılması için her çalışmayı yaptı. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bize çok yardımcı oldu.  Tabii ayrıca Malatya’nın köklü ailelerini de ziyaret ederek ricada bulundum. Kimisi kapılarını kapattı, soğuk baktı; kendi ailesinin özeli saydı, kimisi de büyük bir heyecanla, büyük bir cömertlikle kapılarını bize açtı. Hatta bazıları önümüze düşüp ‘Şunda da şu albüm var, bunda bu fotoğraf var’ diyerek bize referans oldu. Duyulmaya başladıkça arkadaşlarımız ulaşabildikleri yerlerden bir şeyler getirmeye başladı ve derken süreç içinde Malatya’nın geçmişini anlatan çok önemli bir arşiv oluşmuş oldu.

 

Bu fotoğraflar Malatya’nın yaklaşık 150 yılını kapsıyor. Bu çalışmaları yaparken 150 yıldan günümüze Malatya’da nasıl bir değişim yansıdı? Fotoğrafın gözüyle Malatya’yı nasıl yorumluyorsunuz?

‘Zaman Siyah-Beyaz Akarken Malatya’ kitabında Malatya’nın 1838’den 1990’a kadar olan tarihini anlatmaya çalıştık. Kitabı çalışırken, sadece belgesel düzeyde çalışmadık. Büyüklerimizi, dedelerimizi de dinledik. Onlardan bize önemli bir bilgi akışı oldu gerçekten.  Malatya’nın o yıllarını anlattılar. Ben bunların notlarını aldım. Kimisinin fotoğrafını da bulduk. Bu kitabın ortaya çıkardığı tarihi bir gerçeklik olarak şunu söyleyebilirim: 1839’daki Nizip Savaşı’ndan sonra Malatya Aspuzu’ya göç ediyor. Malatya Aspuzu’ya taşındıktan sonra çok büyük değişiklikleri kısa süre içinde yaşıyor. Az zamanda büyük değişim yani. Bunların bir kısmı zorunlu değişim; yangınlar ve depremler nedeniyle yaşanmış. 1890’a gelince Malatya kilitleniyor, yani 50 yıl sonra Malatya artık kabuğu kendisine dar gelen bir şehre dönüşüyor. O günün bilgilerinden şunu anlıyoruz: Şehir merkezi büyük bahçelerin birbirine bitiştiği, devasa bir orman görünümünde. Nitekim 1890’lı yılların panoramik bir fotoğrafını kitapta yayınladık; orada net bir şekilde görülüyor. Mesela, Vilayet Binası’ndan İzzetiye’ye gitmek için ya gidip yukarıdan Fuzuli’nin başından veya daha aşağıdan şimdiki Şire Pazarı istikametine inmek gerekiyor. Bu kadar kısa mesafeye bile doğrudan gidiş yok çünkü. Bahçelerin etrafını dolanmak zorundasınız. Dolayısıyla bir imar çalışması mecburiyeti olmuş. Nasuhi Bey o imar çalışmasını yaptırınca, bu zamanda olan rant tabi o zamanda ortaya çıkmış. Bahçe sahipleri bahçelerini vermek istememişler, küsmüşler, tartışmışlar, bir takım sorunlar çıkarmışlar. Nasuhi Bey, daha sonra paralarını peşin ödemiş, istimlak yapmış ve Nasuhi Caddesi’ni açmış. Yeni Cami’den Derme İlkokul’una, Nasuhi Caddesi’ne giden iki caddeyi açmış. Bu çalışma sonucunda merkezle yakın çevre arasında bir-iki bağlantı sağlanınca şehirde bir rahatlama olmuş.  Yangın ve depremler hem şehirdeki ahşap yapıyı derinden etkilemiş hem de yıkıntı olmuş.

O dönemde merkezi yönetimin Malatya’ya bakış açısı nasıl?

O dönemde Padişah 2. Abdülhamit’in büyük yardımları olmuş Malatya’ya. Mesela depremde mevcut binalardan askerlik şubesi olan bina yıkılmış, Ulu Cami’nin kıble istikametindeki duvarı yıkılmış. Her iki yapı da Abdülhamit’in yardımlarıyla yapılmış. Yeni Cami’nin inşaatı o yıllarda devam ediyormuş ve o da halkın yardımlarıyla yapılıyor. Yangın ve deprem çıkınca halk ancak kendi derdine düşüyor. Padişah 2. Abdulhamit Yeni Cami’nin yapımı için de önemli ölçüde parasal yardım gönderiyor. Yeni Cami’nin yapımı bu yardımlar sayesinde tamamlanabiliyor. 1894’ten sonra Malatya, yeniden bir toparlanmış.

 

YARIN:

“Malatya şehir planı Atatürk’ün eseridir”

“Atatürk’ün 1931’deki Malatya’ya gelişi hakikaten Malatya’nın kaderini belirliyor diyebiliriz.”

“Dijital ortamda Dünya’nın her tarafından ulaşılabilecek şekilde Malatya Ansiklopedisini hazırlıyoruz”



Yeni Malatya Gazetesi
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

“7 Bin 500’ün Üzerinde Hasar İhbarı Alındı”
“7 Bin 500’ün Üzerinde Hasar İhbarı Alındı”

Haberi Oku