Malatya:
Profesör Marcella Frangipane
SÖYLEŞİ: GÜLER HAZAR- SELAHATTİN GÖKATALAY O, hakikaten artık bizden biri. Bir İtalyan bilim insanı ama tam 38 yıldır Arslantepe kazıları için düzenli olarak Malatya’ya geliyor ve yılın en az 2 ayını Arslantepe’de kazı programını yöneterek geçiriyor. Malatya’yı çok seviyor. Ekibiyle birlikte vaktinin büyük bölümünü kazı alanında geçiriyor. ‘Arslantepe ömrümü aldı’ derken son derece mutlu. İtalya La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcella Frangipane’den söz ediyoruz. Arslantepe kazılarını 1930’da Fransızlar başlatmış. Fransızlar 1950lerin başında çalışmayı bırakınca, 1961 yılında İtalya La Sapienza Üniversitesi kazıları devralmış. Frangipane, Malatya’ya ilk kez 1976 yılında, genç bir doktora öğrencisi iken, o dönem Arslantepe Kazı Heyeti Başkanlığı yapan hocası Profesör Doktor Salvatore Puglisi ile gelmiş. İşte o tarihten bu yana her yıl Malatya’ya geliyor ve yılın en az 2 ayını Arslantepe kazılarında çalışarak/yöneterek geçiriyor. ‘Arslantepe benim ikinci evim’ diyecek kadar Arslantepe’ye ilişkin yoğun ve içten bir aidiyet duygusu taşıyan Prof. Dr. Marcella Frangipane, Profesör Salvatore Puglisi’den sonra kazı heyeti başkanlığına getirilen Alba Palmieri’nin 1990 yılında genç yaşta ölmesinin ardından Arslantepe Kazı heyeti başkanlığını üstlenmiş. Marcella Frangipane, Arslantepe’deki kazıların arkeoloji ve dünya tarihi açısından olağanüstü önemde olduğuna vurgu yapıyor ve burada yapılan kazılarda bilim dünyasına kazandırılan yeni bilgi ve bulgular nedeniyle geçtiğimiz yıl ABD Ulusal Bilim Akademisi’nin ödülüne layık görüldüğünü hatırlatıyor. Arslantepe’nin M.Ö. 6000’lere tarihlendiğini, şu ana kadarki kazılarda M.Ö. 3000-3500’lere ulaşıldığını belirten Marcella Frangipane, Arslantepe’nin iktidar, bürokrasi, devlet ve toplumsal sınıfların doğduğu merkez olduğuna vurgu yapıyor. Arslantepe’de ortaya çıkarılan arkeolojik bulgular sayesinde, devletin, bürokrasinin ve iktidar ilişkilerinin yeniden yorumlandığını belirten Arslantepe Kazı Heyeti başkanı ve İtalya La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcella Frangipane ile Malatya serüvenini ve bir bakıma kendisinin bireysel tarihiyle de örtüşen Arslantepe kazılarını konuştuk: -Arslantepe kazıları 1930’da başladı. Ancak, 1961 yılından itibaren İtalyanlar devralıyor bu kazıları. Siz de tam 38 yıldır bu kazı heyetinin içindesiniz. 1990 yılından bu yana da heyetin başkanlığını yürütüyorsunuz. Arslantepe’de bugüne kadar yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan bulgular ve bu bulguların anlamı, önemi nedir? -Arslantepe’de Milattan Önce 3 binlerde başlayan bir hayat var. Burada yaşayan aileler başlangıçta kendileri için çalışıyorlar. Tarımsal üretim yapıyor, seramik imal ediyorlar. Zamanla insanlar değişiyor, toplumsal sınıflar ortaya çıkıyor ve hiyerarşi ortaya çıkıyor. Bu aşamada ortaya devlete benzer bir yapı çıkıyor. Önce kendileri için çalışan aile büyük bir aile için, onların başında olan, belki kral değil ama, kral gibi diyelim birisinin yönettiği aile için çalışmaya başlıyor. Biz burada çok önemli şeyler bulduk. Bunların başında yaklaşık 2250 adet mühür baskı geliyor. Bunları saray kazılarını yaptığımız yerlerde bulduk ama sarayın içinde özelikle birkaç yerde daha fazla bulduk. Mühür baskılar bize memurların varlığının olduğu bir sistemi gösteriyor. Demek ki saray içerisinde bürokrasi başlamış. Çok sofistike (gelişmiş, karmaşık) bir sistem. Henüz yazı yok çünkü hiç tablete rastlamadık. Ama mühür ile not almışlar. Her mühür bir imza gibi işlev görüyor. Torbalar ve kapı üstlerine konulmuş bu mühürler. Ne zamanki mührü açıyorlar, kırıp o mührü ayırmışlar. Peki, arkeoloji bunları nasıl biliyor? Biz burada çok dikkatli kazı yaptık. Tam arşiv gibi değil ama gruplar halinde arşivlenmişçesine mühürler bulduk. Demek önce hesap yapmışlar ve hesap bitince bu mühürleri bir kenara atmışlar. Yaptığımız çok dikkatli kazılar sonrasında rekonstrüksiyon (yeniden yapım, onarma) yaptık. Buna dayanarak tam bir devlet sisteminin başladığını söyleyebiliyoruz. -Arslantepe’deki arkeolojik bulgular ile Mezopotamya’nın tarihselliğini kıyaslarsak nasıl bir tablo çıkar karşımıza? -Aynı dönem Mezopotamya’da, yani Fırat ve Dicle’nin geçtiği yerlerde, bu sistem başlıyor. Ancak Arslantepe’deki değişik sistem onu diğerlerinden önemli kılıyor. Mezopotamya’da büyük tapınaklar var. Sistem tapınaklarda başlıyor ancak Arslantepe’de karşımıza ilk defa bir saray yapısı çevresinde organize olmuş sistem çıkıyor. Saray Mezopotamya’da daha sonra ortaya çıkıyor ama burada çok erken başlamış. (Gülerek) Belki fazla erken. Bunun için devrilmiş ve bitmiş. Bu çok ilginç bir şey. Saray çok büyük bir kompleks yapı. Büyük tapınak, büyük binalar, avlu, koridor, depolar, hepsi bir arada ve birbiriyle bağlantılı. - Arslantepe’nin kentsel kimliği hakkında ne söylenebilir elde edilen bulgulara göre? Geçen sene yeni bir şey bulduk. Büyük bir bina var ve bu sarayın koridoruna bakıyor. Arkada bir kapı var ve bu kapı Saray’daki elit sınıfın evleriyle bağlantılı. Bu bize Arslantepe’nin, Milattan önce 3500 veya 3 bine kadar büyük bir merkez olduğunu gösteriyor. Belki büyükşehir değil, şehir küçük ama bütün ovayı kontrol ediyor. Mezopotamya ile ticaret bağlantısı vardı. Bunun dışında metalürji var. Dağlarda bulunan bakır, arsenik ve gümüş madenlerinden yapılmış güzel eserler bulduk. Bunların içerisinde en önemli olan kılıçlar. Şu ana kadar bulduğumuz 9 kılıç dünyada şimdiye kadar bulunan en büyük kılıçlar. Buluntular arasında mızrak uçları da var ama bu kadar uzun kılıcı ilk defa burada kullanmışlar. Belki bundan sonra daha eskisini bulacaklar ama şimdiye kadar dünyada bulunan en eski kılıçlar Arslantepe höyüğünde ortaya çıktı. Arkeoloji böyledir. Küçük bir sondaj varsa bilgi azdır. Kazı yapıldıkça ortaya çok bilgi çıkıyor. Kazılar ise çok zaman ve çok para alıyor. -Kazı alanının korunması da çok önemli. Bu konuda ne tür tedbirler alıyorsunuz? Haklısınız, kazı alanının korunması çok hassas bir konu. Biz her sene koruma yaptık. Yukarıda bin veya bin beş yüz yıllık tabakalar var. Çok uzun sürdü ve çok zaman aldı. Ve benim de (gülerek) hayatımı aldı. Yavaş yavaş çalışıp saray kapısını bulduğumuzda burada çok önemli arkeolojik zenginlikler olacağını anladık. Önceleri hemen üzerini, yağmur ve kardan etkilenmesin diye, sacla korumaya aldık. Kazı için gelince açıyorduk, giderken kapatıyorduk. Kerpiç için en tehlikeli unsur su. Ama ne zaman ki kazı sonrası sarayın büyük kalıntısı ortaya çıktı, proje yaptık ve buranın örtülmesi için Koruma Kuruluna başvurduk. Malatya Valiliğinin desteği ile şimdiki çatı yapıldı. Bu çatı şimdiye kadar çok iyi iş gördü, ortaya çıkardığımız yerleri sudan korudu. Arslantepe'de ortaya çıkardığımız bu eser tümüyle orijinal. Turistler buraya geldiğinde tamamıyla eski, M.Ö 3 bin 500 -3 bine dayanan bir eserin koridorunda yürümüş olacaklar. Duvarlar 5 bin 300 yıllık. O dönem çok iyi mimarlar olduğunu anlıyoruz. Çok iyi bir teknik ile çok dayanıklı bir malzeme olan kerpiç kullanılmış. Mezopotamya'da, Irak'ta da kerpiç yapı var ama savaş nedeniyle ya yıkılıyor ya da bozuluyor. Biz sadece olduğu gibi sarayı ortaya çıkardık. Duvarda orijinal sıva ve resimler var. Sürekli korumalarını da yapıyoruz. Her sene restoratör geliyor, konservasyon yapıyor. Küçük bir kırık varsa hemen kapatmak durumundasınız. -Ortaya çıkardığınız bulgulara göre, Arslantepe’deki saray büyük bir yangın geçiriyor. Yangın nasıl etkiliyor Arslantepe’yi? (Duvardaki yangın izlerini göstererek) Saray'da daha sonra büyük bir yangın olduğunu görüyoruz. Ne oldu bilmiyoruz ama belki dışarıdan bir saldırı veya belki doğal bir yangın veya belki bir isyan sonucu. Ama sonuçta bir yangın oldu ve saray yok oldu. Sarayın içinde çok ağaç vardı. Biz bunları analiz ettirdik. Kavak, dişbudak, çam, meşe ağaçları olduğu ortaya çıktı. Sarayın içinde kanalizasyon var. Kanalizasyon koridoru takip ediyor ve dışarı çıkıyor. -İtalya'dan Malatya'ya uzanan serüveniniz nasıl başladı? -Ben öğrenciyken hocam Profesör Doktor Salvatore Puglisi ve sonra Alba Palmieri kazıları yönetiyordu. Her ikisi de hocamdı. Kazı benden önce başlamış. Ben o zaman öğrenciydim. Doktoramı yapıyordum. Her iki hocam beni birlikte çalışmak için davet ettiler. O zamana kadar Malatya'yı veya Arslantepe'yi bilmiyordum. 1976'da ilk kez geldim ve 38 yıldır Arslantepe'de kazı çalışmaları yapıyorum. Arslantepe benim ikinci evim oldu. Hocam Alba Palmieri’den çok şey öğrendim. Arkeoloji çok zaman istiyor. Mesela biz aynı tepede, aynı yerde yaklaşık kırk yıldır çalışıyoruz, her sene de yeni bir şey buluyoruz, yeni bir sürprizle karşılaşıyoruz. Başlangıçta her şeyi bilmiyorsunuz çünkü bilginiz az. Zamanla, daha çok sondaj ve kazı yaptıkça, ışık geliyor, her sene yeni bir buluntuya ulaşıyor, karanlık yeri aydınlatıyorsunuz ve bulduğumuz her şey bizi aydınlatıyor. Ben o dönem kazılara başladım ve bırakmadım. Maalesef hocam Alba Palmieri genç yaşta ölünce, Kültür ve Turizm Bakanlığı bana yetki verdi ve 1990 yılında kazı başkanı oldum. Tam 24 yıl oldu. Aklıma gelmişken, bakanlığa teşekkür etmek istiyorum. Bana çok destek verdiler. İlk sene benim için çok zor olmuştu çünkü o zaman çok gençtim. Bakanlık bana çok destek verdi, hiç problem yaşamadık, her zaman birlikte çalıştık. Arslantepe’de ilk kazılar 1930’da Fransız arkeologlar tarafından başlatıldı. İtalyan kazı heyeti ise 1961’de geldi Malatya’ya. Biz İnönü Üniversitesi’nde, 2011 yılında kazıların 50. Yılı anısına ‘Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun Malatya’da düzenledik, dünyanın farklı ülkelerinde çok sayıda arkeolog katıldı ve çok verimli geçen bir çalışma oldu. DEVAM EDECEK

Yeni Malatya Gazetesi
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner78

138 köy yolu ulaşıma açıldı
138 köy yolu ulaşıma açıldı

Haberi Oku