Malatya:
Rektör Çelik: 'İnönü Üniversitesi akademik performans kadar toplumsal sorunları da çözmeye odaklanan bir üniversitedir”

İşte Türkiye kamuoyunda ve akademik camiada yeni ve sıcak bir tartışma gündemi yaratan ‘Üniversitelerin Akademik Performans ya da Yenilikçi- Girişimci Üniversite Puanlaması’ konusunu konuşmak, yayınlanan performans listelerindeki çelişkilerin nedenini öğrenmek üzere İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik’le konuştuk.

 

Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik’e bazı konularda yöneltilen eleştirileri de soru konusu yaptık elbette. Örneğin; üniversitenin enerji ve kaynaklarının önemli bir bölümünün tıbbi bilimlere kanalize edilip, diğer alanların ikinci planda kaldığı iddiasını da konuştuk.

 

*Bir öğrenci velisi iseniz bu yıl üniversite sınavlarına giren ve başarılı bir sonuç alarak hedeflediği üniversiteyi kazanmak isteyen kızınız ya da oğlunuzun Galatasaray Üniversitesi’ni mi yoksa Şırnak Üniversitesi’ni mi tercih edip kazanmasını istersiniz?

 

Ya da üniversiteye girmek için gece-gündüz, hafta içi – hafta sonu demeden ter akıtan öğrenciye doğrudan soralım: Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde mi okumak istersiniz yoksa İstanbul Üniversitesi’nde ya da Ankara Üniversitesi’nde mi?

 

Aslında bu soruların cevapları çok açık. Cevaplar açık olduğu için de muhtemelen bu soruların da anlamlı sorular olmadığını düşünüyorsunuz.

 

Fakat, TÜBİTAK, Bilim-Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve ODTÜ’nün öncülük ettiği, Türkiye’deki üniversiteleri ‘Akademik Performans’a ve ‘Yenilikçilik – Girişimcilik’ yeteneklerine göre sıralayan, yarıştıran ‘Genel Üniversite Sıralaması’ bu soruların sorulmasını ve gündeme taşınmasını zorunlu kılıyor.

 

Çünkü ODTÜ Enformatik Enstitüsü tarafından yapılan ‘Üniversitelerin Akademik Performansa Dayalı Genel Sıralaması’ listesinde Şırnak Üniversitesi Galatasaray Üniversitesi’nden akademik performans bakımından çok daha ileri bir noktada görünüyor. Bilim-Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAk tarafından açıklanan 2013 tarihli ‘Yenilikçi ve Girişimci Üniversite’ puanlamasında ise Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Türkiye’nin en köklü ve en büyük üniversitesi olan, hemşehrimiz Prof. Dr. Mesut Parlak’ın rektör olduğu 2004-2009 döneminde 3 yıl üst üste Dünyanın En İyi 500 Üniversitesi listesine girmeyi başaran Türkiye’deki tek üniversite olan İstanbul Üniversitesi’nden çok daha başarılı ve çok daha yenilikçi…

 

Başından itibaren sözkonusu puanlama, sıralama ve akademik performans değerlendirmesinin objektif ve doğru kriterlerle yapılmadığını savunan, üniversitelerin başarısını değerlendirmek üzere 20 yıl önce konulan ölçülerle bugün üniversitelerin performansının değerlendirmenin tümüyle bilimsellikten uzak, evrensel üniversite algısındaki değişime gözünü kapayan, manüplatif bir çaba olduğunu vurgulayan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik, bu listelerde İnönü Üniversitesi’nin gösterildiği sıralamayı da hiçbir zaman önemsemediklerini kaydediyor.

 

“Bir üniversite karaciğer nakli konusunda dünyanın en çok nakil yapan ikinci büyük merkezi konumuna gelmişse, Türkiye’de güneş enerjisi ile üretilen elektriğin % 68’ini tek başına elde edecek santrali Ağustos ayında faaliyete geçirmek üzere ise ve bunun da mevcut endekste bir karşılığı yoksa yapılan değerlendirmenin doğru ve sağlıklı olduğunu nasıl ileri sürebilirizsözleri ile üniversitelerin başarı sırlamasına ilişkin çelişkileri dile getiren Rektör Prof. Dr. Çelik ile sadece bu konuda değil, İnönü Üniversitesi’ndeki diğer gelişme ve değişmeleri de konuştuk.

 

Bu yılın Eylül ayında hizmete girmesi planlanan ve Türkiye’de bir ilk niteliğinde olan Karaciğer Nakil Hastanesi’nden, Kanser Hastanesi inşa projesine, turizm odaklı olarak yapılandırılan Kale Meslek Yüksek Okulu’nun uygulama oteli görevini de üstlenecek olan 5 yıldız düzeyindeki Kale Göl Oteli’nden Malatya ve bölgesinde sanayi-üniversite işbirliğini güçlendirerek bilgi teknolojisi üretmesi hedeflenen Teknoparka’a kadar hemen her konuda konuştuk, soru yönelttik ve cevaplarını aldık.

 

 

İşte; İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik ile üniversite kampüsünden başlayıp Kale Meslek Yüksek Okulu’nun Kale’deki yeni kampüsüne kadar uzanan söyleşimiz:

 

- Her yıl ODTÜ tarafından yapılan ve yayınlanan  "Üniversitelerin Akademik Performansa Dayalı Genel Sıralaması" listesinde 2010 yılında 25, 2011 yılında 28, 2013 yılında ise 44. Sırada yer aldı. Daha önce de Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün açıkladığı bir başka sıralamada ise, İnönü Üniversitesi Girişimci ve Yenilikçi Üniversiteler sıralamasında bir hayli geriye düşmüştü. Siz bu listelerin doğru ve bilimsel kriterlerle oluşturulduğunu düşünüyor musunuz?

- Üniversite algısı, üniversite kavramı o kadar değişiyor ki, siz 30 yıl veya 50 yıl öncenin kriterleri ile üniversiteleri değerlendirirseniz o ölçü ortadan kalkmış oluyor. Size şunu söyleyeyim: Ben ilk asistanlığa başladığımda, ilk yardımcı doçent olmak için denildi ki, herkesin uluslararası yayını olması lazım. Uluslararası yayını olmayan yardımcı doçent olamayacak. Sonra herkes harıl harıl uluslararası makale yazmaya başladı.  Ne olursa olsun. Kim ne bulduysa yazmaya çalıştı. Kimisi Hindistan’da buldu, kimsi Pakistan’da,  orda burada buldu. Belli bir müddet sonra da denildi ki, ‘Tamam herkes uluslararası makale yazsın ama acaba bu yazdığımız makalelerin işe yararlılık endeksi nedir? Yani kaç kişi bizim bu makalelerimizi alıp da uluslararası referans gösterip atıfta bulunuyor?’ Sonra herkes birbirine şunu sormaya başladı: Senin kaç atıfın var? Öyle oldu ki, profesör atamalarında atıfı olmayanlar, profesör olarak atanmadılar. Bu dediğim 1989-1990 yılları arasında. Bir müddet böyle gittik.  Şimdi yeni bir trende girdik. ‘Senin 300 veya 500 makalen var da bunun katma değeri nedir?’ Yani bu ekonomik değeri olan bir ürüne mi dönüşüyor? Bir patent mi? Bir yenilik mi? İçinde yaşadığın toplumun sosyal dokusunun problemini çözmeye yönelik bir karşılığı var mı? Siyaset veya güvenlik kurumu veya bir başka kurum bunu alıp kullanıyor mu? Bu da yetmedi, ilave olarak yeni ve farklı faktörler çıktı. Senin makalenin yayınlandığı dergilerin kıstası ne? Kaçıncı derecede takdiri olan bir dergi? İşte durum bu çizgiye geldi. Bilginin ticari ürüne ve sosyal problemleri çözmeye dönük yönü ne? O çizgiye geldi. Şimdi bu anlattığım süreç içerisinde siz, 1990’lı yılların ölçütleriyle, üniversiteleri sıralarsanız üniversiteler hakkında doğru bilgi ortaya koymamış olursunuz. Çünkü o kriterler o zaman için geçerliydi.

 

-Peki sizce üniversitelerin performans değerlendirmesi nasıl yapılmalıdır?

 

-Üniversitelerin birçok bölümü var. Bazı üniversiteler sağlık ağırlıklı üniversiteler, bazı üniversiteler sosyal bilimler ağırlıklı üniversiteler, bazıları ise mühendislik ağırlıklı üniversiteler. Şimdi üniversiteleri kategorize ederken, eğer üniversitelerin yaptıklarını, yani mühendislik ağırlıklı çalışmalarını ayrı, sağlık ağırlıklı çalışmalarını ayrı veya sosyal bilimler ağırlıklı çalışmalarını ayrı yapmaz, hepsini aynı kriterleyapars ve hepsini bir torbaya doldurursanız elde edeceğiniz sonuçlar bilimsellik temelinde bir anlam ifade etmez. Hatırlarsanız, bu nedenle Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’nın Üniversiteler için Girişimcilik ve Yenilikçilik Göstergesi’nin gerçekçi bir temele dayanmadığını iki yıl önce eleştiri konusu yapmıştım. Eğer bir gösterge yapacaksak, örneğin mühendislik ağırlıklı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) veya Karadeniz Teknik Üniversitesi (KATÜ), Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) gibi üniversiteler kendi aralarında değerlendirmek çok daha gerçekçi olacaktır.

 

Bir başka kategoride ise sağlık ağırlıklı üniversiteler değerlendirmeye tabi tutulabilir. Biz İnönü Üniversitesi olarak sağlık ağırlıklı bir üniversiteyiz. Hacettepe, İstanbul Üniversitesi, (Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakültesi nedeniyle) de sağlık alanı üzerinden yükselen üniversiteler. Bizim de içinde olduğumuz ve adını saydığım üniversitelerin yanı sıra yine Türkiye’de sağlık ağırlıklı hangi üniversite varsa hepsi bu başlık atında toplanır ve akademik performans ya da objektif biçimde belirlenecek diğer kriterlerle sıralamaya tabi tutulabilir.

 

Belirli bir alan yerine karma eğitim veren üniversiteleri de ayrı bir kategoride puanlayıp kendi aralarında bir değerlendirmeye tabi tutmak lazım.

 

‘Üniversiteleri 20 yıl öncesinin kriterleri ile ölçmek dünyadaki, bilimdeki değişimi algılayamamaktır. Değişim yönetiminden haberdar olmamaktır’

 

Dolayısıyla ‘Bundan 20 sene önce biz şuradaydık buradaydık’ demek bizi gerçekçi bir sonuca ulaştırmaz. Çünkü, bırakın 20 yılı, 10 yıl öncesinin, 5 yıl öncesinin ölçüler ile bugünkü ölçüler aynı değil.

 

Üniversiteler dünyadaki değişimi ve değişim yönetimini sıklıkla vurgulayan kurumların başında geliyor. Ama sıra üniversitelerin kendilerini değerlendirmeye gelince, 20 yıl öncesinin kriterleri ile performans ölçümü yapılması ironik bir durum oluşturuyor. Dünyada üniversitelerin her alandaki performans kriterleri sürekli bir değişim içinde. Yani kesinlikle statik bir şablondan söz edemeyiz. Dünyada böyle iken Türkiye’de anakronik bir tutum içinde olunması üniversitelerin ve bilim-teknoloji kuruluşlarının evrensellik boyutu ile örtüşen bir tutum değildir. Çünkü artık o günkü, yani 20 yıl 10 yıl öncesinin bakış açısı artık bugünkü bakış açısıyla aynı değil.

 

-Üniversiteleri sıralamaya sokan bu değerlendirmelerde bilimsel kriterler belirleyici olmuyorsa, burada bir ilişkiler yumağının ve bazı siyasal birlikteliklerin de tayin edici unsurlardan biri olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

-Tabii, maalesef kayırmacılık ve manüplasyonlar da söz konusu. Kayırmacılık dün de vardı bugün de var. Ben TÜBİTAK’da bilim insanı yetiştirme programlarında yöneticilik yaptım ve biliyorum. Siz de sorunuzda belirttiniz. Mesela daha birkaç yıl önce tabela asılarak kurulmuş bazı üniversiteler, Türkiye’nin birçok köklü üniversitesinin önünde. Şimdi soruyorum size, bu durum, objektif kriterlerle izah edilebilir durum mudur? Ama bunu yapanların, orada tanıdıkları eşi dostu olanların… Bu son yaşanan siyaseten bazı sıkıntılar var ya, işte ben bir takım manipülasyonların da olduğunu düşünüyorum.

 

Asıl söylemek istediğim şu: Göreve başladığımda yaptığımız ilk işlerden biri olarak burada Üstün Yetenekli Çocuklar ve Engelliler Merkezi’ni açtık. Çocuk Üniversitesi’nikurduk. Bu çalışmalarımız sayesinde İnönü Üniversitesi, Avrupa Çocuk Üniversiteleri Birliği’nin 12 kurucu üyesinden biri pozisyonuna yükseldi.

 

Şimdi Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin bitişiğinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir Bilim Sanat Merkezi var. O kurumun öğretim kadrosuna baktım, son derece şaşırtıcı ama gerçek,  sadece müzik öğretmeni ve beden eğitimi öğretmeni var. Şimdi Ortadoğu Teknik Üniversitesi gibi ileri düzeyde mühendislik ve teknik alanda çalışma yapan bir üniversite bir sosyal sorumluluk duyarak yanındaki Bilim Sanat Merkezi’ne gelen üstün yetenekli çocuklara her gün bir asistanını veya bir hocasını ders anlatmaya gönderse orayı abad eder. Fakat maalesef böyle bir algı yok o üniversitelerde. Bakın İnönü Üniversitesi yönetimi olarak sahip olduğumuz evrensel bir yaklaşımdan söz edeyim: Biz, üniversite olarak sadece eğitim ve bilimsel araştırma değil, aynı zamanda toplumun sosyal problemlerinin çözümüne katkı yapmakla mükellef görüyoruz kendimizi. Üniversite olarak şayet ürettiğimiz bilimsel, eğitsel, sosyal ve kültürel faaliyetlerle toplumumuzun sosyal problemlerinin çözümüne katkıda bulunmuyorsak, 500 tane yayınımız olsa ne fark eder ki?

 

-ODTÜ’nün "Üniversitelerin Akademik Performansa Dayalı Genel Sıralaması" listesinde Türkiye’nin en eski ve en prestijli üniversitelerinden biri olan Galatasaray Üniversitesi’nin 77. Sırada yer almasını, buna karşılık 5 ya da 10 yıllık yeni kurulan ve bir kampusu bile olmayan bazı üniversitelerin 30, 40 ya da 50. Sırada yer almasındaki çelişkiyi nasıl izah edebiliriz? Ya da bu bir çelişki değilse, bu sıralamayı nasıl yorumlamalıyız?

 

Bizim ODTÜ’ye göre 25. sıralarda olduğumuz dönemlerdeki bilimsel yayınlarımız ağırlık olarak tıp fakültesindeki hocalarımızın bilimsel çalışmalarıydı. Ama dünyada da Türkiye’de de tıp doktorları, uzmanlığın dışında 1960’lı yıllardan itibaren doktora eğitimi almaya başladılar. Yazdıkları makaleler, yaptıkları araştırmalar kaale alınmaya başlandı. Türkiye’de katma değeri en düşük yayınlar kimin yayınlarıdır biliyor musunuz? Tıp fakültelerinden çıkan yayınlarıdır. Şimdi bizim mühendislikte çıkan yayınlarımız sayı itibari ile azdır, Fen Edebiyat Fakültesi’nde çıkan yayınlarımız sayı itibari ile azdır, ama bunların akademik değeri 10 kat daha yüksektir. Şimdi siz akademik değeri 10 kat daha yüksek olan yayını 1 olarak kabul edip tıp fakültelerinden çıkan ama katma değeri düşük yayınların sayısını dikkate alırsanız doğru bir klasifikasyon (Sınıflama) yapamazsınız. Bu açıdan değerlendirdiğimizde ne Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’nın Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi çalışması, ne de ODTÜ’nün çalışması, üniversitelerimizin bilim ve teknoloji alanındaki mevcut durumunu doğru, sahici ve objektif biçimde ortaya koymuyor. Çünkü, her iki çalışma da doğru değerlendirme, doğru kriterler ve doğru konumlandırma içermekten bir hayli uzaktır.

.

-İnönü Üniversitesi’nin yenilikçi ve girişimci bir karaktere sahip olduğunu somut biçimde hangi çalışmalarınızla örneklendirebilirsiniz?

 

Şimdi bu noktada size çok çarpıcı ve somut inovasyon eksenli bir girişimcilik öykümüzü anlatayım: Biz, İnönü üniversitesi olarak çok yakın bir gelecekte Türkiye’de güneş enerjisi ile üretilen elektriğin % 68’ini üretiyor konumuna geleceğiz.  Türkiye güneş enerjisinin yüzde 68’ini oluşturan güneş santrali yapıyoruz. Santralimiz bu yılın Ağustos ayı sonunda bitecek. Bu güneş santrali Türkiye’nin yüzde 68’ine tekabül edecek, bakın tek bir sektör demiyorum, Türkiye’nin yüzde 68’ine denk gelecek şekilde 100 birim elektriğin biz güneşten 68 birimini üreteceğiz.Bu nedir? 6.5 yılda kendini amorti edecek, 20 yılda da 100 milyon dolar üniversiteye ve dolayısıyla ülkemize katkı sağlayacak. Soruyorum size? Biz yılda 85 milyar lira yurt dışına enerji için para vermiyor muyuz, dışa bağımlı değil miyiz?  Türkiye’de bir üniversite, -ki bu üniversite İnönü Üniversitesi- İnönü Üniversitesi tutuyor, güneş enerjisinden bu kadar yararlanan bu işi başarıyor. Şimdi soruyorum, mantıken düşünelim: Bu iş başlı başına yenilikçilik ve girişimcilik değil midir?  Bunun ne ODTÜ’nün kriterinde ne de Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kriterinde puanı yoktur. Sıfırdır. Ama gerçekte anlamlıdır. Ben üniversitemi topluma yararlı işler yaparken şunun kriterinde puan alayım, bunun kriterinde üste çıkayım diye uğraşmıyorum. Ben toplumumun problemlerini çözmekle uğraşıyorum.

 

İkinci konu, biz dünyada ilk kez bağımsız Karaciğer Nakil Hastanesi’ni kuruyoruz. Sadece Malatya’nın değil Ortadoğu, Rusya, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Asya ülkelerinin ihtiyacını karşılamak üzere böyle bir hastane kuruyoruz. Bu da dünyada bir ilk. Şimdi bunun değeri ne?  Bu bir yenilikçilik değil mi? Adını andığınız listelere ve endekslere bakarsanız bunlar yenilikçilik değil…

 

Üniversitesinin döner sermaye gelirini 5 yılda 5.5 milyondan 20 milyona çıkarmanın girişimcilik ve yenilikçilik olmadan olması mümkün mü? Çalışan öğretim üyelerine en yüksek performansı ödeyen üniversite girişimci ve yenilikçi bir üniversite değil midir?

 



Yeni Malatya Gazetesi
Anahtar Kelimeler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

HES santralinin temeli atıldı
Malatya’yı sürdürülebilir enerji üssü haline getirebilmek için yatırım ve hizmetlerine devam eden Büyükşehir...

Haberi Oku