Malatya’nın kültür ve sanatına hizmet için 2003 yılında bir grup eğitimci arkadaşlarla kurduğumuz ve başkanlığını yaptığım Malatya Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneği ( MESD) ,daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere kuruluş amacı doğrultusunda ilimizde yetişen sanatçılardan Malatyalı Fahri, Hakkı Coşkun ,Necati Coşkun , Sami Kasap, Udi Nevres, Selahattin Alpay, Belkıs Akkale, Ufuk Erbaş, Bedri Karahan(Bedo) adına konser ve anma programları yapmış idi . Elbette ki Türkiye Cumhuriyetinde profesyonel manada sahne ye çıkan ilk türkücü bayan ve ‘Türkü Ana’ sıfatlarını taşıyan Arapgirli sanatçı hemşerimiz Zehra Bilir için de bir program yapacaktık. Hazırlıkları tamamladıktan sonra bizzat şahsım kendisiyle hasta yatağında iken bir telefon görüşmesi yapıp adına bir program düzenlediğimizi söyledim ve kendisini de davet ettim. Çok memnun olduğunu ancak rahatsızlığından dolayı gelemeyeceğini belirtti. Mümkün olursa da program anında telefon ile birkaç kelam edebileceğini ifade etti. Bunun üzerine bizler de hazırlıklarımızı tamamlayıp 28.04.2006 günü Zehra Bilir adına Türk Halk Müziği Konserini gerçekleştirdik. Programa Arapgir Kaymakamı, Belediye başkanı Halit Konukcu ve çok sayıda davetli katılmıştı. Program akışı içerisinde Zehra Bilir ile Telefon görüşmesi yapılmış, bu görüşme mikrofonla davetlilere de aktarılmıştı.

Davetliler arasında Zehra Bilirin sanat hayatını araştıran ve bu hususta bilgi ve donanımı olan Devlet Türk Halk Müziği Koro Şefi , radyo ve tv programcısı Dr. Halil Atılgan da bulunmakta idi. Atılgan programda Zehra Bilir”in ,geceyi düzenleyenlere ve davetlilere müteşekkir olduğunu ifade eden bir mektubunu okuyup, sanat hayatını uzun uzadıya anlatmış, anılarını paylaşmıştı . Aktarılan anılar içerisinde beni en çok etkileyen de şu anısı olmuştu . ‘…Bilir misiniz ? Zehra Bilirin elinde programları boyunca kırmızı bir mendil taşır. İşte o mendilin hikayesi : Zehra Bilir de bayrak sevgisi müthişti. Sahneye elinde hep Türk Bayrağı ile çıkar program boyunca elinde tutar idi. Yine bu programlardan birinde sahnede türkü söylerken nasıl olduysa bayrak elinden yere düşmüştü. Bunun üzerine üzüntülerini belirtip , bundan sonraki programlarında bayrağı temsilen hep kırmızı bir mendil ile sahnelerde yer almıştı…’ TÜRKÜ ANA ZEHRA BİLİR’İN ÖZ GEÇMİŞİ ‘Türkü Ana ‘ diye bilinen ve gerçekten de türkülere analık eden Zehra Bilir’in asıl adı Eliz Surhantakyan olarak bilinmekte iken bunun da yanlış olduğu Agos gazetesi yazarı Bercuhi Berberyanın 31.03 2016 tarihli gazete köşesinde belirttiğine göre Zehra Bilir’in asıl adı Eliza Ölçüyan’mış. Berberyan, bu konunun kendisine Zehra Bilirin torunu Ali Berker Bilir tarafından bildirildiğini ifade etmiştir. Zehra Bilir Ermeni kökenli bir ailenin yeni üyesi olarak 26 Mart 1913 yılında Malatya`nın Arapgir ilçesinde doğmuştur. Arapgir , o yıllarda Mamüret-ül Azîz’e yâni Elazığ’a bağlıydı, 1927-1928 tarihli Türkiye’de devlet salnamesi ile Malatya’ya bağlı bir kaza olmuştur. Birinci Dünya Savaşına katılan babası bir daha geri dönmeyince annesi bir Türk ile evlenir. Eliz, yada Eliza, o adamı baba bilir. O da genç yaşta ölünce annesi çocuklarını alarak önce Kayseri’de akrabalarının yanına, oradan da İstanbul’a gelir. İlköğrenimini Elazığ’da, ortaöğrenimini Kayseri’de tamamlayan Zehra Bilir orta tahsilini tamamlayınca çalışma hayatına atılır ve İstanbul’da çalışmaya başlar. Çeşitli işler denedikten sonra 1930’larda Darülbedayi’de (İstanbul Belediye bünyesinde oluşturulan Osmanlıdaki ilk konservatuvar kurumu) balerin olarak çalışır.

Daha sonra Süreyya Opereti Kadrosunun bale bölümünde yer alır. İlk evliliğini Selahattin Bilir ile yapar .Eşi kara yolları müteahhitlerinden olduğu için hemen hemen bütün Türkiye’yi dolaşır . Gezip gördüğü yörelerin halk türküleri ilgisini çeker ve bütün öğrendiği türküleri kayda alır . İstanbul’a döndüğünde Eliz, fark edilen müzik yeteneğini yönlendirmek amacıyla ünlü bestekar ve kanun sanatçısı Artaki Candan-Terziyan ile tanışır . Ondan usul ve solfej dersleri alarak müzik bilgisini geliştirir . Artaki Candan o dönem Sahibinin Sesi plak şirketinin müdürü idi. İlk plağını da bu şirket aracılığı ile çıkardı . 1942 yılında, Ergün adını verdiği bir erkek çocuk dünyaya getiren Zehra Bilir, kısa süre sonra eşi Selahattin Bilir’den ayrılır. 1943’te halk müziği radyo yayınlarına katılır ve 1944 yazının 2 Haziran gecesi Küçük Çiftlik Parkı’nda sahneye çıkar. Profesyonel nitelikte ilk assolist olarak sahneye çıkan halk müziği sanatçısı olan “Zehra Bilir”, türküleri yerel ağızla okuyuşunun yanı sıra şalvar, çarık gibi giysiler ve elinde ipek mendili sallayarak sahnelerde yer alır. Her yöreye ait türküleri otantik özellikleriyle okuyan Bilir , türkülerin gramofonlardan ve radyolardan dinlendiği dönemin adeta bir simgesi olur. Türkücülüğü bir meslek olarak seçenlere öncülük eden “Zehra Bilir”, çok sayıda plak doldurup ödül kazanmıştır. “Tiridine Bandım” adlı türküyle ünlenmiş, “Kalenin Bayır Düzü”, “Cemo Gül Açanda Gel”, “Başındaki Tellere” gibi bir çok türküyü seslendirmiştir. Türküleri yorumlarken yaptığı mimikler ve mizansen özellikleri günümüze kadar taşınmıştır. Yakın yıllara kadar konservatuarda hocalık da yapan Zehra 1952 senesinde, zengin bir madenci ailenin oğlu olan Necmi Ergener ile evlendikten sonra, ardında pek çok plak bıraktığı müzik yaşamına nokta koymuştur. Çeşitli sahne çalışmalarının yanında 1971 yılında Amerika’da da konser vermiştir. Doğum yeri olan Arapgir’i hiçbir zaman aklından çıkarmayan sanatçımız, 1985 yılında doğduğu şehri ziyaret etmiş, hemşerileriyle hasret gidermiştir. Bu ziyaret sonrası hemşerileri doğmuş olduğu evin bulunduğu caddeye “Zehra Bilir” caddesi adını koymuştur . Düşme sonucu kalçasındaki protezin zarar görmesi nedeniyle uzun süre Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören Bilir, Ocak 2007’de taburcu edildikten sonra Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun, sanatçının huzurevinde barındırılması talimatı üzerine, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı Küçükçamlıca’daki Bahçelievler Huzurevine yerleştirilmişti. Bilir , 28 Haziran 2007 günü, kaldığı huzurevinde, 94 yaşında hayata gözlerini yumarken, 4 Temmuz 2007 de Zincirlikuyu Camii’nde öğle vakti kılınan namazının ardından, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Bizler de vefatı üzerine Malatya Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneği ( MESD ) olarak vefat ve baş sağlığı dileklerimizi basın aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmıştık. Oğlu Ergün Bilir ile o sıralar yaptığımız görüşmede annesinin Malatya’dan bazı taleplerinin olduğunu belirtmiş, bu taleplerinin ise çok sevdiği Malatya’da bir cadde veya sokağa adının verilmesi, almış olduğu ödül, plaket, plak, hediyeler, özel eşyaları ve kostümlerinin Malatyada muhafaza edilip sergilenmesi şeklinde olduğunu ifade etmiştir.

Biz de dönemin Malatya Valisi Sn. Halil İbrahim Daşöze bu vasiyet niteliğindeki talepleri iletmiştik. Vali bey , o sıralar tadilatı yapılan beşkonaklardan birisinin bu iş için tahsisi hususunda gereğini yapacağını belirtmişti. Bu konuyu maalesef gerçekleştiremedik. Zira bir süre sonra vali başka bir ile atanmış idi. Ondan sonra gelen vali ve idareciler ise Beş konakları kendi tercihlerine göre kültür ve sosyal amaçlı yapıp, tahsisi de ona göre değerlendirmişlerdi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.