2003 yılında bir grup öğretmen arkadaşla kurduğumuz Malatya Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneği, (MESD) kısa sürede kuruluş amaçları doğrultusunda Malatyalı sanatçıları araştırıp onlar adına anma, konser, panel ,ses yarışmaları vb. etkinlikler düzenleyerek ilimiz kültür ve sanat hayatına büyük katkılar sağlamıştı.

   

 İşte o programlardan birisi de Malatya/Çırmıktılı Udi Nevres adına düzenlenen anma programı idi. Bu program udi Nevresin 70.ölüm yıldönümüne tekabül etmekte olup, 22 ocak 2007 idi.Program dönemin valisi Halil Ibrahim Daşöz, Yeşilyurt  Belediye başkanı Mehmet Kavuk ve çok sayıda bürokratın katılımı ile gerçekleşmişti. Hatta dün gibi aklımda ki o gün Yeşilyurt Belediye Başkanı Kavuk, Udi Nevresin adının   bir sokak ya da caddeye  verilmesi teklifini belediye meclisine götüreceğini ifade etmiş,  ancak bildiğim kadarıyla bu düşünce bu güne kadar hayata geçirilememişti.

         

Programda   alışık  olduğumuz üzere protokol konuşmaları vardı. Akabinde ben de naçizane udumla nevres derleme ve bestelerinden oluşan mini bir konser vermiştim.

        

Kıymetli okurlarım ;  Dilerseniz anma programını bir kenara bırakıp usta sanatçımızın hayat hikayesine şöylece bir göz atalım.

YEŞİLYURTLU DEMRCİ USTASININ OĞLU NASIL UDİ NEVRES OLDU

    

Malatya’nın Yeşilyurt ( Çırmıktı) ilçesinde demircilikle geçimini sağlayan fakir bir babanın oğlu olarak Dünyaya gelen Nevres, annesinin  vefatından sonra babasıyla  İstanbul’da  bir paşanın konağında yaşamını sürdürdü.

      

Udi Nevres Bey, 1873 yılında Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde dünyaya geldi.

Babası demircilikle geçinen fakir bir esnaftı. Nevres küçük yaşta iken, babası İstanbul’a bir paşa konağına çalışmaya gitti. Babası gittikten kısa bir süre sonra, Nevres’in annesi zatürreden öldü.

     

Ölüm haberi üzerine Malatya’ya geri dönen babası, dönüşte Nevres’i de yanında İstanbul’a götürdü. Bir süre sonra da babası ölen Nevres’in yetiştirilmesini eğitim ve öğretimini, babasının yanında çalıştığı paşa üstlendi.

      

Nevres orta öğretimini tamamladıktan sonra, Bab-ı Âli’de memur olarak çalışmaya başladı ve Kadıköy’e yerleşti. Bu dönemde İstanbul’da birçok musiki derneği ve dönemin zenginleri konak ve yalılarında ünlü müzisyenleri bir araya toplayarak fasıllar düzenlerlerdi.

        

Nevres’in udi olarak ünü 1908 yılından önce yayılmaya başlamış ve zengin konaklarındaki fasıllara çağrılmaya başlanmıştı. Tanburî Cemil Bey ile tanıştıktan sonra ünü daha da yaygınlaşmaya başlayan Nevres’in, ilk davet edildiği fasıl, o dönemin zengin müzik severlerinden Prens Sait Halim Paşa’nın yalısında yapılmıştı.

         

 Günün koşullarına göre temiz ve çağdaş giyinmeye özen gösteren Ûdî Nevres Bey; ciddi, disiplinli, gururlu, aşırı duygusal, içine kapanık ve sinirli bir insandı. Müzikle ilgili en küçük hataya bile tahammülü yoktu. Bu nedenle, kötü müziğe ve en küçük falsoya hemen tepki gösterirdi

       

Çok hassas bir kulağı ve üstün bir müzikalite anlayışı vardı. Bundan dolayı hiçbir zaman çalgısını para kazanmak için kullanmazdı. İstemediği yerde ve istemediği zamanda katiyen çalmaz, yoksulluk çekme pahasına da olsa, yeteneksiz kişilere ders vermezdi.

      

Sürekli kendini geliştiren Udi Nevres Bey, batı müziği ile de ilgilenmiş, Hamparsum notasının (Osmanlı Ermeni’si Bestekar sanatçısının kendi adıyla anılan nota sistemi) yanında uluslararası nota yazısını da mükemmel biçimde öğrenmişti. Öyle ki, bir bakışta seslendirme becerisi yanında, duyduğu ezgiyi notaya aktarma konusunda en üst düzeye ulaşmıştı.

        

1908 yılında Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu’nda verilen tiyatro ve müzik gecesinde   ilk defa halkın karşısına çıkmış, bu konserde çaldığı ud ve yaptığı taksimlerle, halkın beğenisini kazanmıştı.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce, Almanya’ya plâk doldurmaya gitti. Burada armoni öğrendi.

Atatürk taraından Başkente çağrıldı

        

1923 yılından sonra Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi’nde çalışmak üzere Atatürk tarafından Ankara’ya çağırıldı. O dönemin çorak Ankara’sına alışamayan Nevres, yine Atatürk’ün izni ile İstanbul’a döndü.

     

1930 yılında verilen ilk Münir Nurettin Selçuk konserine katıldı. 1934 yılında çıkan soyadı kanunundan sonra “Orhon” soyadını aldı. 1936 yılından sonra kurulan radyoda (İstanbul Radyosu) çalmaya başladı. Radyo yayınlarını sevmiyor, yayınları kalitesiz buluyor ve bu nedenle hiç radyo dinlemiyordu.

     

 İlerleyen yıllarda  hastalanan  udi sanatçı gırtlak kanseri teşhisiyle yattığı Cerrahpaşa Hastanesinde iliklerine kadar vefasızlığı yaşadı . Zira hastanede  kaldığı zaman diliminde  kimse onu arayıp sormadı ve 22 ocak 1937 tarihinde, fakir ve kimsesiz bir ünlü olarak vefat etti. Cenazesi, Yakacık Mezarlığı’na üç – beş kişi omuzlarında götürülerek, karlı bir kış günü vasiyeti yerine getirildi. Ölümünden sonra kütüphanesi, İstanbul Belediyesi Konservatuarı’na devredildi.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.