'Kızılelma Adalet Götürmektir”

Türk Ocakları Malatya Şubesi’nin sohbet programının konuşmacısı İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Taner Tatar oldu. Tatar, “Kızılelma”yı anlattı.

Şube merkezinde yapılan sohbet programının açılışında konuşan yönetim kurulu üyesi Mustafa Canbolat, MHP- İyi Parti arasındaki rekabete Türk Ocakları’nın da çekilmek istendiğini belirterek, “MHP ve İYİ PARTİ çekişmesi içine Türk Ocaklarını çekme gayretlerini görüyoruz. Yaptığımız işleri acaba şu tarafa ya da bu tarafa yamayabilir miyiz, tartışmaların içerisine çekebilir miyiz işgüzarlıkları yapılıyor. Buradan net olarak tekrar belirtiyoruz ki Türk Ocaklarının siyasetle bir işi yoktur. Biz fikri planda bir mücadele veriyoruz. Siyasetin kısır çekişme alanı içerisini kendimizi hapsedemeyiz. Kim Devlet Bahçeli’nin ülkücülüğünü tartışabilir? Başbuğ yanından ayırmamış hiç. Kim Meral Akşener’in ülkücülüğünü tartışabilir? Türk Milletinin en yüce makamı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde MHP adına başkanvekilliği yapmıştır. 28 Şubat sürecindeki dik duruşunu kim yok sayabilir. Devlet Bahçeli’de bizimdir, Meral Akşener’de bizimdir. Biz bu tartışmanın içerisinde yokuz ve olmayacağız bu böyle bilinsin” şeklinde konuştu.

Daha sonra Prof.Dr.Tatar,Kızılelma kavramının tarihsel gelişiminden başlayarak Türk milleti için neden önemli bir hedef olduğu konusunu görseller eşliğinde anlattı ve şunları söyledi:

“Kızılelmayı açıklayabilmek için önce renkten başlamamız gerekiyor. Kızılelmada bir kutsiyet var ve bu kutsiyet al renginden başlıyor. Al renge kızıl renge eski Türk’lerden itibaren bir kutsallık atfederiz biz. O yüzdendir ki bayrağa albayrak deriz, kana da alkan deriz kanımızdaki ve bayrağımızdaki kutsiyetten dolayı. Eski Türkler Gök Tanrıya ibadet ederlerdi ve ibadetin en uygun zaman sabah ve akşam güneşin doğuş ve batış zamanlarıydı. Her iki anda da gökyüzü kızıl renge bürünür. İşte bu kızıllık Göktanrıya da atfedilerek bir kutsallığa bürünmüştür. Bu kutsallık, ilahi bir renk anlayışı başlıklarımıza da yansımıştır. Eskiden beri önemli şahsiyeler ki bunların içerisinde savaşçı olanlar başlıklarının göğe bakan kısmını yani tanrıya bakan kısmını kızıl yaparlardı. Anadolu’daki kızılbaş ifadesi de buradan gelir. Eskiden beri askere giden gencin saçına kına yakılır, kızıla boyanır. Allah’a kurban olsun diye. Koyunlarımız koçlarımız kurban edileceği zaman eskiden bir seremoni ile onlara da kına sürülürdü, kızıla boyanırlardı.

Kültürümüzde allamak tabiri vardır. Yüceltmek manasına kullanılır. Yine savaşçılar için kullanılan alp tabiri vardır, al ve apa kelimelerinin biraya gelmesiyle oluşan alapa kelimesinden gelir. Alp odur ki insanı yaradana götüren kişidir. Maddi manevi birtakım özellikleri itibari ile yaratana götürür. Yüce kişidir alp. Savaşçı ise bileğine güçlüdür, yüceliği oradan gelir. Din adamı ise güzel ahlakı ile alptır, yüce kişidir. İslam’la müşerref olunca biz alpin yanına eren kelimesini de ekledik. Ama erensiz bile alp yüce kişi demektir. Yine “al” ve dağ manasına gelen “tağ” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş olan Altay dağları da yüce dağ manasına gelmektedir.

Gelelim “kızılalma” meselesine. Elmayı anlayabilmek Adem’e kadar gitmek gerekiyor. Batılı anlatım tarzına göre Havva anamız Hz. Adem’i kandırdı, onu da yılan kandırdı, yılan bir şeytandı vs. Adem yasak elmayı yedi, elmayı yedikten sonra cennetten kovuldu. Bu yaklaşımda bazı sıkıntılar var. Elma neyi sembolize ediyordu? Niye yasaktı bu elma? Yaygın kanaat o ağacın bilgi ağacı olduğu, Hz. Adem’in tanrının bilgisine sahip olmak istediği için o meyveyi yediği yönündedir. Bizim yaklaşımımızda durum nasıl? Bizde de bir yasak meyve meselesi var. Farklı kültürlerde kimi elma der, kimi buğday der ama neticede yasaklanan meyveyi yeme mevzusu var bizde de. Bilgi ağacı konusunda bizim hayır dememiz gerekiyor çünkü Cenabı Hak buyuruyor ki “ben Adem’e bütün kelimeleri öğrettim”. Yani Hz. Adem’in bilgiye ihtiyacı yoktur. O meyvenin yasak olduğu bilip de o yasağı bile bile çiğneyecek bir peygamber de değildir. Bizim burada bir hikmet aramamız gerekiyor. Allah’ın muradı bu meyvenin yenmesine yönelikti. Hz. Adem Allah’ın muradını yerine getirdi. Cennetten de kovulmadı. Biz indirildi diyoruz.

Biraz önce sözünü ettiğim bilgi ağacı kavramının batı kültüründeki izlerini takip etmemiz lazım. Bizim elmaya yüklediğimiz mana ile batının yüklediği mana birbirinden farklıdır. Mitolojide antik Yunan efsanesinde elma yuvarlama denilen bir kavram vardır. Nifak çıkarma anlamına gelir. Olympus’ta bir düğün vardır ve düğüne Elis adlı fitne tanrıçası davet edilmez. Ben niye çağrılmadım diyerek fitne çıkarmaya karar verir. Düğünde Zeus var, karısı Hera, kızı Atena ve Afrodit var. Eris altın bir elmanın üzerine “en güzeline” diye bir yazı yazar ve düğün sofrasına yuvarlar elmayı. Hepsi ben güzelim derken Zeus der ki bunu tarafsız bir hakeme soralım der. Truva kralının oğlu Paris olur bu kişi. Ama Paris Sparta kralının karısı Helena’ya aşıktır. Afrodit bu zaafı bildiği için tamam diyor ben bu işi hallederim. Çünkü kardeşi Eros insanları birbirine yaklaştıran bir tanrıdır. Neticede Paris Helena’yı kaçırıyor ve tarihteki Truva savaşlarını başlatıyor. Şimdi bu hikayede elma ne yaptı? Nifak çıkardı. Ama altından olduğu için de kıymetlidir. Batı kültüründe elma çok önemli bir figür. Masallarına bakalım; kırmızı başlıklı kız, pamuk prenses masalında elma ne yapıyor? Yine ayartmak için kullanılıyor, yine kandırmak için kullanılıyor. Bilim tarihinden bir örnek verelim; Newton. Yerçekimini bulma hikayesi ne ile anlatılır? Başına düşen elma ile. Niye başka bir meyve değil de elma? Çünkü elma bir semboldür. Bilgi hırsızlığının yani Hz. Adem’in çalmış olduğu taliptir batı zihniyeti. Newton’un ulaşmak istediği bilgi Tanrı’nın bizden gizlemiş olduğu bilgidir. Onunda sembolü elmadır. Goethe’nin Faust adlı romanında Faust şeytanla anlaşır, bu anlaşma karşılığında ruhunu ona satar ve bu satış karşılığında tanrının bilgisine talip olur. Hep istenen şey bu Tanrısal bilgidir ve sembolü de elmadır.

Peki bizde duru nedir? Bu bilgiyle ilgili bizde neler var? Bizde Tanrının bilgisi, Cenabı Hak’ka ait olan bilgi sırlanmış bilgidir. Kızılelma kavramı bazen sırlı bilgi olarak da kullanılır. Peki bu sırlanmış bilgiye kimler vakıf olabilir? Gönlü açık olan herkes vakıf olabilir. Gönlü açık olanlar kimlerdir? Allah’a aşk ile yaklaşıp, gönlü mayalanmış olan kimselerdir. O sırlı bilgiye ancak imanı aşk üzre olanlar varabilir.

Peki elmanın bizim hayatımızdaki yeri nedir? Hayatımızın en önemli üç kesiti olan doğum, düğün ve ölüm üzerinden bu meseleyi değerlendirecek olursak bu üç anda da elmanın olduğunu görürüz. Dede korkut hikayelerinde görürüz. Çocuğu olmayan bir bey “gidipte bir elma ağacının altında oynamamış ki” diye şikayet eder. Elma ağacı doğurganlık sembolüdür bizde. Diyelim ki elma ağacının altında oynamış ama yine çocuğu olmuyor. Eski Türkler ’de de vardı 40 sene öncesine kadar Anadolu topraklarında da vardı. Çocuğu olmayan kadına şifacılar elma verirlerdi. Kadın o elmayı 2’ye böler yarısını kendi yer yarısını eşine verirdi. Anne doğum yapsa doğuran annenin başucuna koyulan meyvelerden biri de elmaydı. Yine evlenme mevzusunda yine elma karşımıza çıkıyor. Evlenmek isteyip de evlenemeyen kişi elmanın kabuğunu kırmadan tüm olarak keser, yastığın altına koyulur ve dua edilir. İsteklerin gerçekleşeceğine inanılır. Kavuştu sevenler, evlilik merasimi olacak. Tam bu esnada sağdıçla damat gelinin gireceği evin damına çıkarlar. Damdan damat gelinin başına elma atar. Cenaze merasiminde ise söğüt ağacının dalına elmalar bağlanır, cenaze gelir ve tam defin işlemi esnasında bu söğüt ağacına takılı elmalar fırlatılır ve çocuklar elmaları kapmak için sağa sola koşuşunca şeytanın dikkati dağılır ve cenaze huzurla gömülür. Tüm bu anlattığım bu olaylar tam 5000 yıllıktır.

Bizim yine 5000 yıllık inancımıza göre dünyanın artasında bir dağ var ve o dağın tepesinde bir elma ağacı vardır. Bu elma ağacından hangi hükümdar bir elma koparırsa bütün dünyaya hakim olur. Tarif edilen Türkistan coğrafyasına uyuyor. Buna benzer bir yaklaşıma Roma sonu ve Bizans’ta da rastlıyoruz. Örneğin İstanbul alınmadan önce rivayet odur ki İstanbul’da büyük bir sütun var, bu sütunun üzerinde bir heykel var, o heykelin de elinde bir elma vardır. İnanılır ki bu elma elden düştüğü anda İstanbul’da elden gidecektir. Yine rivayet odur ki Fatih İstanbul’u almadan önce heykelin kolu kopmuş. Bu elma dünya hakimiyetini temsil ediyor. Üzerinde haç olan altın elma figürü batı kültüründe çok yaygındır. İşte Kızılelma da budur. Hakim olmak istediğimiz Kızılelma bu elmadır. Nerede bulunuyor bu elma ve neden bu kadar ele geçirmek istiyoruz? Bu elmalar ya bir heykelin elinde, ya büyük kiliselerin kubbelerinde bulunur. Büyük katedrallerin kulelerinde büyük bir haç görürüsünüz. O hacın oturduğu zemin bir elmadır. Hristiyanlıkla ilgili gravürlerde din adamlarının elindeki haçın altında yine bu altın elmayı görürüz.

Tarihimiz boyunca tüm cengâverlerin, din adamlarının hedefi hep Kızılelma olmuştur. Bütün amaçları kızılelmaya ulaşmak olmuştur. Yani kiliseler fetholunacak, zulüm son bulacak, adalet hüküm sürecek, merhamet kazanacaktır. İşte Kızılelma ülküsünün arka planında yatan o altın nesneye sahip olmak değil o altın nesnenin altında inleyen, zulme maruz kalanlara merhameti adaleti götürmektir.

Kızılelma Türk cihan hakimiyeti mefkuresinin sembolüdür.
Kızılelma cihan hakimiyeti mefkuresinin Nizamı Alem menzilinin duraklarıdır. Bu İstanbul’dur, Budin’dir, Roma’dır, Köln’dür.
Kızılelma zulme galebe çalınıp adaletin hükmünün uygulanacağı yerdir.
Kızılelma ilayı kelimetullah için sancağın dalgalandırılacağı burçlardır.
Kızılelma Allah’ın Hakan’ı fethetmek için göndereceği yerdir.
Kızılelma zemini mefkure, seması rüya, gelecekte ise hakikat olacak kutlu bir ülküdür.
Kızılelma ariflerin gönlünde sırlanmış bilgidir.
Kızılelma turan ülküsünün sembolüdür.
Kızılelma hayatımızın her anına sinmiş muradımızdır.
Kızılelma bizim rüyamızdır. Rüyası, hayali olmayan milletler başka milletlerin rüyalarını gündüz gözü ile kabus olarak yaşarlar. Rüyamızı yitirdiğimiz gün yok olduğumuz gündür. O yüzden ülkümüz her daim var olmalıdır, dillerimizde, gönlümüzde yer tutmalıdır.”

Program sonunda Türk Ocakları Malatya Şube Başkanı Nadir Günata tarafından Prof.Dr. Tatar’a ‘Kızılelma’ kompozisyonlu plaket verildi.



BÜLTEN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Yeni Sanat Lisesinin Yolunu Genişletiliyor
Malatya Büyükşehir Belediyesi Çamurlu Mahallesi sınırları içerisinde yapılan yeni Sanat Lisesi’nin...

Haberi Oku