Bu satırları okuyanların çoğunun muhtemelen defalarca izlediği Hababam Sınıfı filminde büyük sanatçımız Münir Özkul’un canlandırdığı Mahmut Hoca karakterinin ağzından dökülen “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur” sözlerini bilirsiniz. Devamında şöyle der Mahmut Hoca: “Yaşamayı, mücadele etmeyi, doğa ile savaşmayı öğrenirsiniz. Bilgili olmayı en önemlisi kendinize saygılı olmayı öğrenirsiniz. Eğer bu saydıklarım bir okulda yoksa orada sadece 
bir taş yığını vardır”.

Arkadaşımız, meslektaşımız Güler Hazar geçen hafta Mahmut Hoca’nın bu sözlerini aklımıza getiren, bir yandan da haberin kahramanı çocukların öyküsüyle hüzünlendiren, üzen bir haber yaptı. Bu satırları haberdeki ve onlar gibi nice güzel çocuğumuzun, evladımızın sorunlarının çözülmesi beklentisi, umuduyla kaleme alıyoruz. Çocukların ‘Ziya Öğretmen’ dediği Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ve bu işe el atıp çocukların sorununu çözebilecek başka yetkili varsa duysun diye yazıyoruz.

Özlem Karadoğan Fethiye Ortaokulu 6. sınıf öğrencisi, kardeşi Hayrünnisa Fethiye İlkokulunun 3. sınıfına geçmiş. İki kardeşin amcasıoğlu Yavuz Selim Şatır ise daha birinci sınıfta.

Bildiğiniz gibi virüs salgınından dolayı okullar tatil olunca devlete bağlı okullarda EBA sistemi üzerinden ders verildi. Özel okullar ise kendilerine göre çözümler üretmeye çalıştılar. Süreç içerisinde birçok öğrenci Internet üzerinden bağlanmakta sorun çekti. Birçoğunun Internet bağlantısı yoğunluktan kopunca dersleri izlemekte zorluk çektiler; eksik, yarım-yamalak izlemek zorunda kaldılar. Bilhassa canlı ders anlatımı yapılan Internet yayınında bunların yaşandığını biliyoruz. O ara Internet sağlayıcıların müşteri hizmetlerine ulaşmak bile mümkün olmadı.

Ancak Özlem, Hayrünnisa ve Yavuz Selim gibilerin “derdi” bunların ötesinde. Onların okul harici yaşadıkları yerde elektrik bile yok. Çünkü yayladalar.

Geçimini hayvancılıktan sağlayan aileler yaylaya çıkmak zorunda. Çıkmasalar geçim sağlamaları mümkün değil. Yayla hayatı 3 ay kadar sürebiliyor.

Elbette çocuklar o dağlarda, kuzularla, çiçeklerle, temiz havayla, özgürce dolaşıp koşturmalarıyla, gece izledikleri berrak, yıldız dolu gökyüzüyle mutlular ama hayatın onlara dayattığı bir gerçek var: Okumaları lazım.

Elektrik olmayınca hiçbir aletin çalışmadığını hepimiz biliyoruz. On dakikalığına elektrik gitse tüm işlerimiz sarpa sarıyor. Ne bilgisayar çalışıyor, ne Internet, ne yazar kasa, ne de şarjı biten telefon. Her şey elektrik.

Büyük ve küçükbaş hayvanlarıyla Yama Dağı eteklerinde Çiçayırı Yaylasında yaşayan çocuklar, elektrik olmadığı için televizyon ve Internet üzerinden yayınlanan dersleri takip edememişler. Dersten geri kaldıkları için çok üzülüyorlar.

Özlem, yaylaya çıkmadan önce sadece 1 ay EBA’dan dersleri takip edebildiklerini, sonrasında izleyemediklerini belirtip “…arkadaşlarım belki de benden ileri gitti şimdi” diye hayıflanıyor.

Özlem “Bizim gibi birçok çocuk vardır Türkiye’de. Bizim gibi çok çocuk vardır Türkiye’de. İnternetimiz yok, tabletimiz yok, yani EBA olsa da nereden takip edeceğiz ki. Elektrik de yok… Ziya Öğretmenimizden bizim derslerimizde geri kalmamızı engelleyecek bir çözüm bulmasını istiyoruz…”

Ziya Öğretmen seslerini duyar mı?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner77