Cemal Süreya, eski arkadaşlarından birine karşı nicedir uzak duruyordu... O kişi, "Papirüs" dergisinde sürekli şiirlerini yayımladığı Ercüment Uçarı'ydı. Günlüğünde, Uçarı'nın yeni çıkmış şiir kitabını Memo'ya verdiğini; Memo'nun kahkahalar atarak okuduğunu yazarak ti'ye almıştı. Ercüment Uçarı da ona karşı öfkeli bir yanıt verdi.

Onu kızdırdığı için gülüyordu Cemal Süreya.

O günlerdi...

Cemal Süreya ve Muzaffer Buyrukçu ile Beşiktaş'ta bir restoranda oturmuş söyleşiyorduk...

Söz nereden dolaşıp geldiyse, çevremizdeki cimri şairlerden konuşmaya başladık.

Cemal Süreya, Allah için, bonkör bir abimizdi. Paralı zamanlarında masanın hesabını büyük ölçüde üstlenirdi. Parası olmayanları hesaba katmaz; parası olana da hesabı yıkmazdı. Masasında hesap ödemesine izin verdiği tek kişi Bankacı Kör Zeki'ydi. Onun dışında hesap pusulası her zaman Cemal Süreya'ya gelirdi. Katkıda bulunmak da üstadın iznine bağlıydı.

Bu konudaki duyarlılığını bildiğim Cemal Süreya'yı tahrik için, "Cimri insan şair olabilir mi? Şiir, gözü tok, gönlü gani, bonkör olmayı gerektirmez mi?" diye sordum.

Sorum, her iki ustanın da ilgisini çekmişti.

Buyrukçu, gözlerini belerterek: "Olmaz tabii! Şair cimri olamaz! Değil mi Cemal?" dedi.

Cemal abi de hak verdi ona.

Başladık tanıdığımız cimri edebiyatçıları tefe koymaya.

Cemal Süreya, en başta Ercüment Uçarı'nın adını verdi. Ona göre cimrilerin şahıydı Uçarı! Yıllarca aynı masada kendileriyle içki içmiş, bir kez olsun elini cebine atmamıştı! Ne zaman hesaba katılması istense, parası yoktu! Ama her defasında söz veriyordu: "Ay başında ısmarlayacağım..."

Böyle diyerek her defasında hesaptan sıyrılıyormuş üstat.

Bir gün Cemal Süreya ile Buyrukçu ay başını denk getirip Ercüment Uçarı'yı yakalamış, meyhaneye götürmüşler. O da ilk kez hesap ödemeyi kabul etmiş.

Keyif içinde yenilmiş içilmiş... Hesap ödemeye beş kala, Ercüment Uçarı "Küçük bir işim var, şimdi geliyorum" diyerek sıvışmış meyhaneden.

"Anladım geri dönmeyeceğini..." diyordu Cemal Süreya. "Hemen arkasından koştum. Ardı sıra gittiğimi görünce hızlandı, koşmaya başladı... Ben de hızlandım! Kendini karşı kaldırımın kalabalığı içine atmak üzereyken ayağı dolandı, boylu boyunca uzandı caddeye! Toparlanıp kalkmadan yetiştim. Yerde yatarken daha, elimi cebine soktum, parayı buldum; hesaba yetecek kadarını alıp üstünü bıraktım..."

O günden sonra ilişkileri soğumuş.

Cemal Süreya'nın veda gününe kadar da küs kaldılar.

Ama o güzel insanın erken ölümü herkes kadar Ercüment Uçarı'nın da yüreğini yaralamış olmalı ki; kaleme sarılıp onun için bir yazı yazmaktan kendini alamamıştı.