Eski kuşak şair ve yazarlar yabancı dil öğrenmeye daha mı önem veriyordu? Nâzım Hikmet, Bursa Hapishanesinde tanıdığı Raşit Kemali’yi (Orhan Kemal) yazar olarak keşfedince, ona hemen bir dil programı uygulamayı önermişti. Fransızcasını ilerletsin istiyordu. Bir yazar için yabancı dili şart görüyordu... Yaşamı boyunca ekmek parası peşinde koşan Orhan Kemal, ustasının öngördüğü koşulu yerine getiremeyecekti. Bu olayın bir benzerini Cahit Külebi’den dinleyecektim: Nurullah Ataç, genç Cahit Külebi’nin şiirde umut vaat ettiğini görünce, ona Fransızca dersleri vermeyi önermiş, ancak Külebi bu olanağı değerlendirememişti. “Şimdiki aklım olsa, bu öneriyi değerlendirirdim” diyordu üstat, yıllar sonra... Dil öğrenme tutkusunu kendi çabalarıyla gerçekleştirmiş iki edebiyatçıdan biri hikâyeci Tarık Dursun K., öteki şair Cemal Süreya’dır. Tarık Dursun K. askerlikte bile dil öğrenme çabasını sürdürmüş, çeviri yapacak kadar İngilizcesini ilerletmişti. Ortaokuldan sonra okula gidemediği bilinen Tarık Dursun’un bazı çeviri kitaplara adını çevirmen olarak yazdığını görenler şaşkınlık içinde soruyordu: -Yahu sen dil bimeden nasıl çeviri yapıyorsun? Tarık Dursun’un yanıtı matraktı: - Evet, dil bilmiyorum ama, çok iyi bir sözlüğüm var! Cemal Süreya da okulda öğretilen Fransızcasını, kendi çabasıyla ilerletmişti. Türkçeye önemli yapıtlar kazandıracak kadar... Fazıl Hüsnü Dağlarca ise tersine, dil bilmemekle adeta övünürdü... “Yahya Kemal dışında, dil bilen şairlerin hepsi hırsız!” derdi. “Dilini bildikleri şairlerin dizelerini çalıyorlar!”

TÜRK GENÇLİĞİ NEREYE GİDİYOR ATAM?

Şair Zeki Ömer Defne’yi bugün kaç kişi tanır? (1903 - Aralık 1992), Öyle sanıyorum şiirle uğraşan bazı gençler de tanımaz. Uzun yıllar, Kabataş ve Galatasaray Liseleri’nde edebiyat öğretmenliği yapmıştı. Şiirleri edebiyat dergilerinde, en çok da “Varlık”ta görülürdü. Yahya Kemal’in öğüdüne uyarak halk şiiri biçimini çağdaş bir anlayışla sürdürdüğü bilinir. Zeki Ömer Hoca, Behçet Necatigil’in, Zeyyat Selimoğlu’nun da edebiyat öğretmeni olmuştur. Necatigil’in toprağa verilişi sırasında yaptığı duygu dolu konuşma, şimdi gibi kulaklarımda. Kendisiyle bir kez, TRT İstanbul Radyosu için röportaj yapmıştım; öğrencisi Zeyyat Selimoğlu ile birlikte. Bu zarif, çelebi adamı Galatasaraylı öğrencileri, özellikle haylazlıklar yaparak üzerlermiş... Sözgelimi Hoca lahmacun kokusunu mu sevmiyor; haylazlar onun ders saatinden önce sınıfa lahmacun getirip yerlermiş! Hoca sınıfa girer girmez burnunu tutar, hemen pencereleri açtırırmış. Bir gün haylazlıkta o kadar ileri gitmişler ki, öğrencilerden biri, karatahtanın önüne dışkılamış! O ince duyarlıkların adamı, sınıfa girip de gübre kokusuyla kaşılaşınca ağlamaklı olmuş! Sınıfta asılı duran Atatürk resmine dönerek: - Atam, bu gençlik nereye gidiyor böyle? diyerek isyanını dile getirmiş. Arka sıralardan arsız bir ses: - Hocam Karaköy’e gidiyorlar... z mi?