Yaşadığı döneme damgasını vuran ve halen de yaşamı hakkındaki bilgiler farklı rivayetlere göre anlatılan Fahri Kayahan, Namı diğer Malatyalı Fahri’nin vefatı üzerinden tam 52 yıl geçmiş.

Biz bu yazımızda onun hayat hikâyesini veya biyografisini işlemeyeceğiz. Zira hemen herkesin ulaşabileceği birçok kaynakta zaten bu mevcut. Tüccar bir babanın oğlu olduğunu, kız kardeşini küçük yaşta kaybettiğini, bundan dolayı ailenin tek çocuğu olduğunu ve bu sebeple üzerine titrenildiğini,  yakışıklı ve iyi giyimli biri olduğunu, sarı kurdeleli F,ahriye ile birbirlerini çok sevdiklerini, nihayetinde  iç güveysi  olarak kayınpederi Hacı ağanın konağına yerleştiğini, bura da bir akşam fahriye ile çıkan aile içi  tartışmada fahriyenin tabancadan çıkan kurşunla vefat ettiğini, yapılan soruşturmada   kayınpederinin de davacı olmaması sonucu serbest bırakıldığını, ancak bu  acı olayın etkisinden kurtulmayıp iki yaşındaki kızı suade ile anne ve babasını da alıp İstanbul’a gittiğini. Burada  dönemin çok ünlü saz ve ses sanatçıları ile tanışıp radyo programları ve  halk konserleri  verdiğini, besteleri ile plak doldurmaya başladığını, bir müddet Almanya’ya gidip orada plaklar doldurduğunu ,1937 yılında da büyük önder Atatürk’ün huzurunda çalıp  söylediğini ,evinin kendisi bir davette iken soyulduğunu ,bu soygunda kıymet  verdiği  besteler, ödüller, plaklar ve diğer özel eşyalarının çalındığını, bu olay üzerine çok üzülüp şok geçirerek hastaneye kaldırıldığını ,yaklaşık bir ay sonrada vefat ettiğini bilmeyen veya okumayan  müzik meraklısı sevenleri ile   Malatyalı yoktur her halde.

O yüzden  burada  1969 Yılının 22 Nisan’ında vefat eden sanatçı hemşerimiz   hakkında doğru bilinen yanlışları dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışacağız.

Senarist, oyuncu, şair, besteci, saz  ve ses sanatçılığını bünyesinde bulunduran Malatyalı Fahri’nin kayıtlarda ve çeşitli kaynaklara göre  doğumu  1918    olarak bildirilmiş  ise de  bu pek mümkün görülmemektedir. Bu hususu  değerli kardeşim Nezir Kızılkaya da “Malatya’dan Fahri geçti “ isimli yazısında “Malatya Haber com”  internet haber sitesinde işlemiş ve konu ile ilgili olarak “… Malatyalı Fahri’nin asıl doğum tarihi, Malatyalı iki araştırmacı, Adnan Işık ve Celal Yalvaç’a göre 1913-14 olarak düzeltilmelidir. Her iki araştırmacı da ulaşılan bilgiler ve elde edilen fotoğraflar değerlendirildiğinde Malatyalı Fahri’nin en az 3-4 yıl daha erken doğumlu olması gerektiğini belirtmektedir. Gerçekten de 1936 yılı başında yaşanan ve eşi Fahriye’nin vefatı ile sonuçlanan üzücü olay sırasında evli ve 2 yaşında bir kızının olması bu görüşü destekler niteliktedir” demiştir. Bundan başka üstadın akrabaları Saniye ve Yaşar Kayahan da acı olayın yaşandığı tarihte çiftin 2 yaşında kızlarının olduğunu ifade etmektedirler. Sonuç olarak mevcut bilgi ve belgelere göre  üstadın doğum tarihi 1913 veya 1914 yılı olarak gözükmektedir.

Gelelim doğru bilinen bir başka yanlışa. Gerek müzik camiasında , gerek sosyal medyada, gazete ve dergilerde Malatyalı Fahrinin eşinin adının  suna olduğu , sunanın bir arkadaşının  kadınlar hamamında  sunanın sırtındaki beni görüp bir şekilde kocasına  söylediği, kocanın da  Malatyalı Fahri ile girdiği bir tartışmada Fahrinin canını acıtmak için  “…ben senin karının sırtındaki beni biliyorum.” demesi ,bunun üzerine Fahrinin eve gelip hışımla suna’ya kızıp   çatması, sunanın da bu suçlamayı kabullenemeyip iple kendini asması…”

Tamamı yanlış olan ve ajitasyonla  geniş kitleleri etkileyen  bu hikaye nereden nasıl bulunup Malatyalı Fahri’ye yakıştırılmış ? Anlamak mümkün değil. Bu yanlışa anlı şanlı sanatçılar, gazeteciler ve yazarlardan  bir çoğu da düşmüş ; hatta Türk Halk  Müziği Sanatçısı  Sevcan  Orhan hanımefendi TRT müzik Kanalında bu hikayeyi  yaşanmış gibi  dramatize edip sunam türküsünü de  peşinden okunmuştur. Bu uydurma hikâyeye  ilişkin video youtube kanalında mevcuttur.

Bir kere Fahrinin karısının adı suna değil fahriyedir. Sunanın ölümü  de iple kendini asma şeklinde değil ,tabanca kurşunuyla  gerçekleşmiştir. Ölümüne ilişkin gazete kupürleri  sayın Nezir Kızılkaya’nın “Malatya’dan Fahri geçti “ isimli “Malatya Haber com”  internet haber sitesinde yayınlanan yazısında mevcuttur.

Kaldı ki sunam diye bilinen “Şafak Söktü “ türküsü de Fahri Kayahan’a ait değildir.      Bu türkü TRT kayıtlarına göre 3163 repertuar numarasıyla  Erzurum yöresinden Haydar Telhüner’e aittir. Bu tespitten sonra gelelim memleketimize. Son günlerde Malatya Büyükşehir Belediyesi   çok  emek sarf ederek  Fahri  Kayahan anısına bir video yayınlamıştır. Videoda memleketimizin çeşitli yörelerinden kareler  sergilenmiştir. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Selahattin Gürkan’ın giriş bölümündeki görüntüsünün ardından ilimizde müzik ile ilgili gerek mektepli gerek alaylı ses ve saz sanatçıları,  öğretmenler ,hatta akademisyenler birbiri ardına Malatyalı  Fahri’nin diye bilinen  üç eserini seslendirmişlerdir.

Hakkını verelim güzel  de olmuş  ancak , siz, onca emek ve masraf vererek  Malatyalı  Fahri anısına  bir yapıt oluşturacaksınız  ama  dinleyen ve izleyenlerde   önemli olduğu vurgusu ve algısı yaratacak Fahrinin olmayan sunam türküsünü sıralamada en başa koyacaksınız. Videonun sonunda da kimsenin bakıp okumadığı  baksa da  okuyamayacağı  küçücük bir akan yazı ile  eserin Haydar Telhünere ait olduğunu yazacaksınız.  İşte bu olmadı…

2003  yılında  Malatya’da  kurulan kurucu başkanı olarak mensubu bulunduğum ,  üyelerinin  çoğunluğu öğretmenlerden oluşan Malatya Müzisyen Eğitimciler Sanat Derneği (MESD)  olarak  bu güne kadar   Fahri Kayahan adına toplamda üç konser verdik. Bu konserlerden birisi İstanbul’da diğeri Malatya’da   tarafımca solo şeklinde ;  üçüncüsü ise  Malatya’da  koro konseri  şeklinde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca  üstat adına kurum ve kuruluşlarca verilen  sempozyum ve panellere katılmış , bazı  gazetelerde hakkında yazılar yazmış, naçizane onun eserlerini çeşitli ortamlarda çalıp söylemiş, Kültür ve Turizm  Bakanlığımızın kayıtlı mahalli sanatçısı ve Malatyalı bir vatandaş olarak derim ki  Fahri Kayahan’ın  besteleri  kalmamış mı da  başka birinin hem de  yalan yanlış hikayelerle  ona mal edilmiş  eser i , üstelik üç türkülük video çekiminde  baş yapıt  olarak  en başta okuyacaksınız . Bilmez misiniz ki bunu okuduğunuzda o türküde Fahriyeyi suna, sunayı da hamamda sırtı benli kadın, bu kadının ölümünün de urganla kendini asma şeklinde olacağı gibi saçma sapan hikayenin zihinlerde pekişecektir…

Oysa Fahrinin  Birbirinden güzel yüzlerce bestesi var . Keklik, aşkınla ölsem de, derin hülyalara kapıldı gönlüm, gitme, nazlı yâre fiske ile taş attım, mahpushane, ezo gelin, istersen halime gül, ördeğin sürüsü, sarı kurdele ,çiçekten harman olmaz bunlardan sadece bir kaçı. Sunam yerine bunlardan biri okunsa daha güzel olmaz mıydı ?

Haaaa diyecekseniz ki  Fahri’nin olmazsa da  biz bunu okumak  istedik ve okuduk. Eee o zaman biz de vallahi siz bilirsiniz der  konuyu  Malatya’mız ile paylaşır onun takdirine bırakır sevgi ve saygılarımızı iletiriz…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.