İnanmayacaksınız belki, dolmuş taşımacılığının geçmişi, kadim İstanbul’da on beşinci yüzyıla kadar uzanır. İlk dolmuşçuluk karada değil, Boğaz ve Haliç suları üzerinde yapılıyordu. Adı, “nöbet kayığı” idi. İskelede, doluncaya kadar bekler, dolduğunda kalkardı kayıklar. Narh ile çalışırlardı. Karada dolmuş taşımacılığıysa, on dokuzuncu yüzyılda başlayacaktı. Atlı kira arabalarıyla yapılıyordu. Otomobil dolmuşçuluğu ise, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yoksulluk ortamının bir ürünüydü. Çalışma yaşındaki erkekler askere alınmış, ülkede üretim düşmüş, hayat pahalılığı artmıştı. Dar gelirli insanlar yiyecek ekmek bulmayı bile mutluluk sayıyordu... Bir yerden bir yere gitmek için taksiye verecek parası yoktu çoğu insanın. Bu yüzden taksici esnafın da geliri düşmüştü. Buna çözüm olarak, bir yöne giden birkaç yolcuyu aynı fiyatla taşımaya başladılar.

Böylece taksi ücreti yolcu sayısına bölünerek, ödenebilir hale geldi. Taksi dolmuşlar toplum hayatında o kadar benimsenmişti ki, bunlar savaş sonrasında şehirlerarası yolcu taşımacılığı bile yapmaya başladılar. Bu şehirlerarası dolmuşçuluğun üssü de Sirkeci’ydi. Çünkü taşradan gelen insanlar Sirkeci otellerinde kalıyor, sonra buradan memleketlerine dönüyorlardı. Zamanla piyasaya çıkan otobüslerle daha fazla sayıda yolcu taşıma olanağı doğunca, taksi dolmuşlar bu alandan çekildi.

 HULKİ AKTUNÇ’U ÇOK GÜLDÜREN SÖZ

Yetmişli yılların başlarıydı. Bir gün Hulki Aktunç’la onlarda oturmuş televizyona bakıyoruz. Özellikle izlemiyoruz da, o an yapacak işimiz yok, ordan burdan konuşurken bir gözümüz de ekranda... TRT’nin tek kanalında müzik programı var: Cici Kızlar şarkı söylüyor; müziğin ezgileriyle hoplayıp zıplıyorlar... Klasik Türk musikisinin derinlikli, incelikli, ustalıklı, usturuplu, duyarlı ezgilerine alışkın kulağım bu sonradan yaygınlaşan havai müzik türünü benimseyemiyor, pek bir tat almıyordum! Batılı pop sanatçılarını taklit ederek o yalınkat, havai müzikle sözümona dans figürleri sergileyen acemi kızları izlerken, bizim oralarda söylenen bir söz gelmişti aklıma: Kendini bilmez davranışlar içindeki çocukları gören müeddep yetişkinler, şikâyet anlamında; “Anası babası yok mu bunların?” derler.

Ben de gırgır olsun diye, ekrandaki kızları kastederek: “Anası babası yok mu, bu kızların?” diye söylendim. Bu söz Hulki Aktunç’un çok hoşuna gitti! Kahkahalarını ardı ardına patlatıyor, oturduğu yerden kalkıp içerde dolaşıyor; gülmekten kırılıyordu adeta. Mutfaktaki eşine sesleniyordu: “Semra kaçırdın, Semra! Bak ne diyor Necati...” O akşam durup durup kahkaha attı! İzleyen günlerde, işyerinde de arkadaşlara anlatmaktan kendini alamayacaktı.