BU VAKA KIRSAL BİR ALANDA YAŞANAN ENDER BİR VAKA

80’li yıllarda Ayancık Sinop’ın bir çok köylerine ulaşmak çok zordu. O zamanlar şehirde fazla araçta yoktu. Köylere ulaşım genelde stabilize yollardan sağlanırdı. Yağışlı havalarda ulaşım daha da zordu. Hastanın şehire Muayeneye getirilmesi veya Doktorun hastaya götürülmesi oldukça güçtü.
Gebelerin takip ve güven altında doğum yapması çok daha zor imkansız gibi birşeydi…
Genelde köy ebeleri doğum yaptırırdı. Sonraları Sağlık Bakanlığının atadıkları Ebeler görev yapmaya başladılar.
-Bir gün muayenehaneme genç bir hanımefendi geldi. Malatya’lıymış, Ayancık Sinop Maden Köyüne ebe olarak atanmışmış. Taksitle ev eşyası alacakmış, yardım etmemi istedi. Beraber esnaflara gittik, kefil oldum. Ne lazımsa aldı. Hemşerim, gururlandım. Okuyup ekonomik gücünü kazanmış, ayakları üzerinde duruyor diye sevindim.
Ebe hemşerim ihtiyacı olan ev eşyalarını aldı, evini açtı yerleşti. Sahiplenmek için o köyden sık gelen hastalarıma ebe hemşerimi soruyorum, ebe köyde pek durmuyormuş. Kefil olduğum Esnafa sordum ödemelerini düzenli yapıyormuş. Köylüler ile “Bana bir gelsin” diye haber yolladım geldi.
Hoş beşten sonra “Kızım sen neden köyde durmuyorsun?” dedim.
“---------” ses yok.
“Sen hiç doğum yaptırdın mı ?”
Gene “---------” ses yok.
Anlaşıldı ki ebe hanım bir doğum olursa nasıl doğurtacağını bilmediği için ilk fırsatta görev yeri köyden kaçıyordu. Kendisinin olurunu aldıktan sonra Sağlık müdürlüğü ile görüştüm, bir süre hastanede doğum vakalarına girdikten sonra köydeki görev yerinde kalma cesaretini kazandı.
-Ne yalan söyleyeyim, alkol almayı seviyorum. Sevmek şöyle dursun bazan alkol duvarlarını fazlasıyla aştığım olmuştur. Meslek götürmez ama sonuçta insanız. Arkadaşlar ile muhabbet ederken ister istemez sınırı aştığım olmuştur.
Böyle sınırı aştığım bir gece evin yolunu bulup yatağa yatıp uyumuşum. Yok yok uyumamış da sızmışım. Gece saat 03:30 civarında zilimiz çalmış, eşim Özcan Aydıncak kapıyı açmış. Kapıya gelen bir bay, bir bayan hastamız var demişler.
Özcan Aydıncak içeri girmiş, beni dürtükleyerek “Hüseyin,Hüseyin hasta var gidermi sin?”
demiş. Ben bir “Hııı” demişim…
Bu diyaloğ 2 kere daha tekrarlanmış. Son tekrarda dürtükleme biraz sert olmuş olmalı ki yataktan fırlayıp Özcan Aydıncak’ın ümüğünü sıkmışım…
“Hüseyin, Hüseyin benim, ben sana ne yaptım ki, hasta var, hasta…”
gibi sözleri ile kendime gelir gibi oldum.
Bir baktım Özcan’ın gırtlağı parmaklarım arasında. Kendime biraz daha gelir gibi oldum. Özcan’ın yardımı ile giyinip dışarı çıktım. Ağzımdan dalga dalga yayılan, benim bile o kafayla rahatsız olduğum zıkkım alkol kokusu ile dışarıda beni köye götürmek için gelen pikapa yaklaştım. Bir erkek,bir bayan vardı. Hastalarının neyi olduğunu sordum.
“Ölü doğum yaptı, kendinde değil” dediler.
Muayenehaneme gittik, tahminen gerekecek ilaçları, serumları aldım, kamyonete binip yola koyulduk. Yaklaşık 2.5-3 saatlık stabilize bir yoldan hoplaya zıplaya yapılan yolculukta zaman zaman bulantı geçirerek yolculuk yaptık.
Hasta yakınları ağzımdan yayılan alkol kokusuna katlandılar. Yüzüme vurup beni mahcup etmediler.
Sonunda hasta evine vardık. O zamana kadar da kendime gelmiştim.
-Miadında gebelik sonucu doğum sancısı tutan Refikayı diplomasız köy ebesi doğurtmuş. Doğum çok zor geçmiş, bebek ters, makat gelişi gelmiş... Anlatımlara göre Ebe bebeği çekerken nasıl olmuşsa bebeğin başı kopmuş. Çok kanama ve su akıntısı olmuş, anne bayılmışmış. Kimsenin ebeden bir şikayeti yok, şikayet ederim diye ismini bile vermediler. Ben de kurcalamadım. Aslında Doğumdan önce makat gelişi tespit edilse, bazı manevralar ile bebeğin geliş pozisyonu düzeltilebilirdi, olmazsa da sezeryan ile doğum yaptırmak riskleri ortadan kaldırabilirdi. Kırsal ortamda bunlar mümkün olmadığından, ebeyi de suçlamak haksızlık olurdu. İstatistiklere göre Makat gelişlerinde bebeklerin %4 ü yaşamını yitiriyormuş. Ben de yaşam savaşı veren hastam ile ilgilendim.
Hastanın tansiyonuna baktım çok düşük. Hemen getirdiğimiz serumları taktım, içerisine gerekli ilaçları koyarak hızla verdim. Bir taraftan da hastanın fizik muayenesini yaptım.
Rahimde gebelik ekleri kaldığını düşündüm. Aile mutaasp bir aileydi. Dahili müdahalede tereddüt ettim. Sordum Yakında Sağlık Bakanlığı ebesi varmış. Gece yarısı, güven sağlasın, bir doktorun davet ettiği belli olsun diye Kartımı verdiğim bir adam gönderdik. Biraz sonra adam yalnız döndü.
Ebe hanım “O benim amirim değil, bana emir veremez” demiş gelmemiş.
Oysa onun asli göreviydi. Acıdım da şaşkını şikayet etmedim.
Ebe gelmeyince iş başa düştü. Vaginal muayene için eldivenim yoktu. Tırnaklarım kısa kesilmişti, Ellerimi iyice sabunladım, vagenden rahime kadar girip gebelik bakiyelerini temizleye bildiğim kadar temizledim. Takmış olduğum ilk serum bitti, ikinciyi ilave ederken hastanın şuuru açıldı, konuşmaya başladı.
Biraz daha hasta yanında kaldıktan sonra;
“Ben branşım olmayan bir konuda ilk yardımda bulundum, bu hastanın bir Kadın doğum uzmanına götürülmesi gerekli, belki içeride kalan parçalar var küretaj yaparak temizlerler” dedim, uygun reçetesini yazdım. Pikapla Ayancık’a döndük.
Aradan 10-15 gün geçmişti ki Refika şiddetli su boşalması şikayeti ile muayenehaneme getirildi. İyiden iyiye fiziken çökmüş, çok zayıflamıştı. Gene semtomatik tedavisini yaptım, gerekli rahatlamayı sağladıktan sonra ,Doğum doktoruna götürülmesini önerdim. Gittiler.
O zamanlar Sinop devlet Hastanesi Doğum doktoru benden daha beter alkol alıyordu. Ben akşam geç saatlarda alırdım, O rahmetli ayık gezmezdi, sabahın köründe başlardı. Refika’yı muayene etmiş,
“Dr.Hüseyin Aydıncak muayene etti,içerde parça kalmış olabilir, küretaj olması gerekebilir dedi” demişler.
Doktor abimiz “Küretaja gerek yok” demiş, göndermiş.
Köye giden Refika bir 10-15 gün sonra tekrar su boşalması nedeniyle şehire getirilmiş ve eltisi Fati’nin evine yatırıldıktan sonra ben çağırılmışdım. Çantamı alıp gittim. Hasta oldukça kilo kaybetmişti, şuuru kapalıydı. Çok kan kaybı olmuştu, kan temin etme verme imkanı yoktu. Plazma genişletici serum yazdım. Hasta yakınları Eczaneye koşuştururken Refika’nın kalbi ve solunumu durdu. Ağızdan ağıza suni solunum yapıp, hemen çantamdan bir ampul Adrenalin çıkartıp kaynatmaya bile fırsat bulamadığım cam şırıngaya çekerek iğneyi direkt kalbe saplayıp ilacı zerk ettim. Solunum ve Kalp atışları düzelir gibi oldu. O ara eczaneden gelen Plazma genişletici serum içine de 1 ampul adrenalin katıp,hastaya taktım. Temin edilen bir Renault Steyşin arabanın bağajına benim de yardımımla bir yatak yerleştirip,serum kolunda hastayı yatırıp İstanbul’a yolladım. Daha sonra orada küretaj yapıldığını ve hastanın durumunun iyi olduğunu haber aldım.
-Bir gün Muayenehaneme beni pikapla köye götüren elti Fati hanım yanında tombik bir hatun ile geldi, “Hele bak bu kadın kim,tanıyabildin mi” dedi.
“Tanıyamadım” diyene kadar tombik bayan sarıldı elimi öperken, Fati “Bu senin hayatını kurtardığın Refika, tanıyamadın mı?” dedi.
“Yav ben muayene ederken ÇEBİŞ gibiydi, şimdi KÖMÜŞ gibi olmuş” dedim güldük. Teşekkür ettiler. Sonra da benden hiç kopmadılar, köyde hastalananı bana getirdiler...
NOT-1
1-ÇEBİŞ:
Bir yaşındaki dişi keçi yavrusu.
2-KÖMÜŞ:
Manda.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr.hüseyin Aydıncak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Malatya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Malatya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Malatya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Malatya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP Akçadağ'da kimi aday göstermeli?