6 Şubat ve yaşadıklarımız

Gün geçmiyordu ki, Malatya’da bir depremin meydana geleceğini haber yapmayalım.


2022 yılında 8-9 kez manşetten vermişiz.


Bir gün içimde bir sıkıntı oluşmuştu. Eşimle paylaştım. Açık ve net olarak “Sanki bugünlerde bir deprem olacak” demiştim. O gün 5 Şubat akşamı idi. Hava mevsim normallerinin altında ve lapa lapa kar yağıyordu dışarıda.


Mışıl mışıl uyurken, lise tahsilini yapan küçük kızım bizi uyandırdı. ”Kalkın deprem oluyor” diyordu. Günlerden 6 Şubat Pazar günü. Saatler ise 04:17’yi gösteriyordu.


Sarsıntı durmak bilmiyor, zaman zaman gücünü artırıyor, biraz yavaşlıyor biter derken tekrar şiddeti artıyordu. 7,7 ölçeğinde ve 60 saniye yani 1 dakika sürmüştü, bu durum. Sarsıntının devam ettiği saniyelerde, eşime ve kızıma dışarı çıkacağımızı, kalın giysileri tercih etmelerini söylüyordum.


Dışarıda kar yağışı devam ediyordu.


Sarsıntı sürerken merdiveni kullanmakta güvenli değildi.


Hemen karşımızda oturan komşumuz, henüz yeni doğan bebelerini battaniyeye sarmış, Anne can hayli ile asansöre doğru koşuyordu ki, kendilerini engelledik.


Sarsıntının durması ile birlikte, hep birlikte merdivenlere yöneldik.


Konutlarda kimse kalmamış aşağı inmişlerdi.


7.Katta oturuyorduk. Eşimin ağabeyi Murat aradı. “Aşağı inin birazdan oradan sizi de alalım. Birlikte olursak. Gücümüz artar” Diyordu.

Aşağıya sağ salim ulaştık.

Site sakinlerinin hepsinin gözünden yaşadıkları korkuyu anlamak zor olmuyordu. Biriyle konuşmak mümkün değildi. Herkes cep telefonu ile yakınlarını arıyordu. Kimi ağlıyor, kimi kendini yere atıyor, kimi aracıyla hızla uzaklaşıyordu. Site bahçesi mahşer alanı gibiydi.


Büyük kızımın iyi haberini aldık. Onların iyi haberleri ve araç içinde boş bir arazide bulunmaları bizleri rahatlattı.


Ancak, çevreden duyduklarımız, inanılır gibi şeyler değillerdi. Teze Cami başta olmak üzere merkezde büyük bir yıkımın gerçekleşmiş. Oteller çökmüş.

Göçükler altında bir hayli insan kalmış söylentileri dolaşıyordu.


Eşimi ve kızımı eşimin ağabeyine teslim etmek ve Malatya’yı dolaşmak istiyordum. Ama eşimde benle gelmek istedi. Lapa lapa kar yağıyordu. Kızımı dayısına teslim edip hanımla araçtan ayrıldık. Merkeze yaklaştıkça depremin büyüklüğü kendini daha fazla hissettiriyordu. Konutlar tamamen boşalmıştı. Her dakika artçı meydana geldiğinden binalara yakın yürümek, sokak aralarına girmek hiçte akıl işi değildi


Elden geldiğince; binalardan uzak duruyorduk.


İlk merak ettiğim teze cami idi. Aman Allah'ım. Malatya’nın simgesi yok olmuş. Ne minaresi, ne de kubbesi kalmamıştı. Çevireside hep moloz durumuna gelmiş, çevre yolu görünüyordu.
Artçılar sürekli devam ediyordu. Sanki Malatya yerle bir olacak hissi hakimdi. Yüksek binalar yanından geçemiyorduk. Sabahın ilk saatlerinde trafik allak bullak olmuştu. Halk güvenli olabilir diyerek çevre yoluna gitmek istiyordu.


Akpınar kalmamış, Teze Cami ve arkasındaki koca Otel yıkılmış molozu yolu kapatmıştı. Emeksize geldiğimizde gördüğümüz manzara farklı değildi. İş Merkezleri çökmüş, alt geçitti ve çevresindeki yolları doldurmuştu. PTT çevresi de molozlarla kapanmıştı. Derken Dörtyol civarında çevre yoluna çıkabileceğimiz bir yol bulduk. Ve hızlı adımlarla kendimizi çevre yoluna attık.


Sürekli yağan kar çevre yolunu göl yapmıştı. Bizler ne karın, ne göle çevrilen yolun ne de sırılsıklam olan üstümüzün farkında idik. Kapalı bir alana girmek kurulanmak, ısınmak akıl karı değildi. Hiç bir esnaf dükkan açmamış, bir büfe dahi bulamamıştık.


Derken Konteynerden yapılmış kahvehanesi olan şahıs dükkânını açmıştı. Biz sırılsıklam olmuştuk. Görünce içeri aldı. Sobaya yakın bir yer bir ayarladı ve hemen çayı elimize tutuşturdu. Orada hala artçılar devam ediyordu. Hava çoktan aydınlanmıştı. Çayımızı içtik, parasını ödemek istedik ama o esnaf ne güzel esnafmış, “Deprem olunca ailemi de aldım buraya geldim. Evi yıkılanlar olmuştur diye battaniyeleri de topladık, kendimizi bu ekmek teknemize yardım etmek amacıyla attık. Böyle günlerde paranın lafı dahi olmaz” dedi ve bizi uğurladı.


Sabah gördüğümüz manzara gelecek saatlerin habercisi gibiydi. Fırınlar kapalı, marketler kapalı, büfeler kapalı ulaşım hiç yok. Kar lapa lapa yağışını sürdürüyor. Artçılar aralıksız devam ediyordu.


Market, fırın ve büfelerin olmadığı gibi ulaşım için ne bir belediye otobüsü ne de bir taksi yoktu. Devlet Hastanesi’nde taksi bulabiliriz umuduyla yola koyulduk.

Yağan karı, havanın soğukluğunu hiç duymuyorduk. Hastanede bir taksi bulabildik. Eşimi Fahri Kayahan’da ağabeyine teslim edip, ben gazeteye geçecektim.

Bu yolculuğumuzu fahiş fiyata yaptık. Sanki taksi ile Devlet Hastanesi’nden Fahri Kayahan’a değil, Ankara’ya gitmiştik. Sonuçta isteklerimiz oldu ve eşimi Fahri Kayahan’da bulunan ağabeyine teslim ettim. Küçük kızım daha önceden onlarla birlikte idi. İçim rahattı çünkü, ailem boş bir arazide, araçta ve güven içinde olacaklardı.


Ben gazete bürosuna döndüm. Diğer gazetelerdeki arkadaşlarda bize gelmişlerdi. Anlattıkları korkunçtu. Anladığım kadarı ile bizim dışımızda sağlam gazete bürosu kalmamıştı. Onların çalışacak bir bürosu, baskı yapacak bir matbaaları yoktu artık. Bizim dışımızda gazete hazırlayacak imkân yoktu.


Vilayetteki baba dostum Halil İbrahim Kılıç’ı arayarak valiliğin tatil kararı olup olmadığını sordum. Olmadığını söyledi. Basın ilan Kurumunu arayarak, Malatya’daki gazetelerin durumuna baktık. Hiçbiri gazete çıkaramayacaktı. Bizimde çıkmamamız gerektiğini söylediğimde hayır olmaz siz çıkarın dediler. Ben ısrarla devam ettim. İstanbul merkezi arayın. Durumumuzu anlatın. Her dakika artçı oluyor, nasıl büroda çalışa biliriz ki diye ısrar ettim. İstanbul genel markezden cevap geldi ve bizimde çıkmamamız kararına vardılar. Bizler de büroyu kapatarak kendimizi dışarı attık.


Etrafı fotoğraflamak istiyordum. Bu sırada da eşimi aradım. Yokluklar arasında kaynım Murat ekmek bulabilmiş. Kahvaltı yapmak üzere Fahri Kayahan’da 5.kattaki eve çıkmışlar.


Ben Doğa Cadde’de idim. AFAD görevlileri Gece yıkılan bir binada yaşayan olup olmadığını araştırıyorlardı. Molozların üzerinde geziniyor, kimi zaman dinleme yapıyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsan, hediyelik eşya ve oyuncak satan bir esnaf vardı orada.


Buradan birkaç kare almak istedim.


Molozların üzerindeki AFAD görevlileri aniden hızla aşağı inmeye başlarken, diğer yandan kaçık kaçın demeleri ile saat 13:24’de 7,6 şiddetinde ve 45 saniye süren deprem başladı.


45 Saniye tam 45 yıl gibi geldi. Birtürlü bitmiyordu. Bu süre içerisinde kıyametin kopuyor olacağı düşüncesine kapıldım.


İkinci deprem birincisinden daha yıkıcıydı. Yüzlerce insan ayakta durmaya çalışıyordu.


Doğa Cadde’de ki, mağazaların camları kırılırken, büyük bir gürültü çıkarıyordu. Sarsıntı durmak bilmiyordu. Sanki balkondan silkelenen sofra bezi gibi yol kabarıyordu. Anne diye bağırıp kendini parçalayanlar mı desen, babam diye kendini yere atanlar mı desem. O alan sanki mahşer yeri gibiydi. Bir yandan ayakta durmaya çalışırken, benim kafamda kahvaltı yapmak üzere Fahri Kayahan’da 5’inci kata çıkan eşim ve kızım, yine bir şeyler atıştırmak üzere eve giren kızım damadım, dünürler ve torunumu düşünüyordum. Bu düşüncelere arasında asrın depremini yaşarken, Öğretmenevinin yıkılışı, Sıtmapınarı alt geçit mevkide bir biranın çöküşü hala gözlerimin önünde.


Bu felaket esnasında herkes hayatından ümidini kesmiş, kıyamet gününün geldiğini sanmıştı.


Bir türlü bitmeyen sarsıntı hızını kaybedince ilk olarak eşimi aradım. Telefon çalıyor ama cevap vermiyordu. Küçük kızımı aradım oda çalıyor ama cevap vermiyordu. Büyük kızımı aradım oda aynı şekilde çalıyor ama cevap vermiyordu.


O an neler düşünüyordum şu an dahi hatırlamıyorum ama durumumum hiçte iyi değildi. Yoğunluk olabilir umuduyla Whatsapp’tan sadece iyi misiniz diyerek üçüne de gönderdim. Aradan 5-6 dakika geçti. Telefonum çalınca ve bunun büyük kızım olduğunu görünce, ilk kez taddığım bir sevinç yaşadım. Kalbim duracaktı sanki. İyilerdi ama evleri hasar almıştı.Anneni ara 5.Katta kahvaltı yapıyorlardı. Ben erişemiyorum. Dedim. Aradan 5-6 dakika geçti eşim aradığında çok korktuğunu, 5.kattan nasıl indiklerini hatırlamadığını söyledi. Benim için bu güzel bir haberdi. Eşim iyi ve iki kızım iyi, yakınlarımız iyi idi. Birçok arkadaşı, mesai arkadaşları aradım. Can kaybı yoktu ama maddi kayıp büyüktü. Meslektaşım Onay’cığımın evi yıkılmıştı. Malatya’da kalmaları da mümkün değildi. Kendilerini Manisa’ya attılar.


Kapalı alanda kalma bir yana bir binanın yanından geçmeye korkuyorduk.


Öğlen sonrası ikinci deprem geceki depremden çok daha korkunçtu. Öğretmenevi ve Sıtmapınarı’nda birçok binanın çöktüğünü gördüm.


O an yaşadıklarım daha doğrusu yaşadıklarımız çok korkunç şeylerdi. Doğa Cadde civarında idim. Deprem sonrası herkes telefonlarına sarılmış yakınlarını arıyor du. Kimi “Anne anne” kendini yerden yere atıyor. Kimi yakınlarına ulaşamamanın tedirginliğini yaşıyordu.


Lapa lapa yağan karda üstümüz sırıl sıklam olmuştu. Ama üşüdüğümüzü hatırlamıyorum. Özel araç dışında hiç bir ulaşım aracı çalışmıyordu. Bir dilim ekmek bulmak mümkün değildi.


Çevre illerle de irtibat kesilmişti. İnsanlar geceyi nerede nasıl geçirecekleri, hayatta kalıp kalmayacağını düşünüyordu. Artçılar devam ederken, akşam olmuştu.
Kalacak yer bulmamız gerekiyordu.


Hürriyet Parkında Malatya Belediyesinin Cafesi bence en uygun yerdi.


Çelik ve PVC’den yapılmıştı. fırınlar, marketler, lokantalar ve tüm iş yerleri kapalı idi. Hatta benzin bulmak piyango gibiydi.


Parası olan ve parası olmayanın eşitlendiği anlardı bunlar. Bir ekmek bulmak mucize ile eş değerdi.


Bir büfe açılsa, 2 dakikada raflarında bir şey kalmıyordu. İnsanlar acıkmıştı. Hiç bir yardım gelmiyordu. 3 gün böyle geçti. Midemize sudan başka bir şey girmedi. Bir biz değil, herkes böyle idi.Binlerce kişinin bulunduğu Hürriyet Parkı civarında bir dirhem yiyecek yoktu. O kadar insan aç ve susuzdu.


Geceyi bir koltuk üzerinde geçirdik. İkinci ve üçüncü günde farksızdı.


Daha sonra dünürlerimin konuk olduğu, akrabasının Yaka Köyünde ki evine gittik. Ev sahibi durumumuzu biliyordu. Hemen bir sofra hazırlamamıştı. Ne olduğunu hatırlamıyorum ama inanın hayatımda gördüğüm en lezzetli yemek olmuştu.


Günler sonrası sıcacık bir yatakta geceyi geçirdik.


Ertesi gün Tunceli Pertek’teki kardeşime gitmeye karar verdik.


Malatya’dan uzaklaşmak kaçınılmaz olmuştu.


Bir kaç eşya almak üzere eve gitmek zorunda idik. 6 Şubat saat 4:17’de terk ettiğimiz evimize 3 gün sonra ilk kez girecektik.


İçeri girdiğimizde hayret ettik. hiçbir şey olmamıştı sanki. Her şey yerli yerince duruyordu. Bir kaç dakika içerisinde alacaklarımızı valize yükledik ve evden koşar adımlarla ayrıldık.


Tam 2,5 ay Pertek’te kaldık. Zaman zaman Malatya’ya günü birlik gelip, geri döndük.


2,5 ay sonra Malatya’ya korkarak döndük.


Evde hasar yoktu. Zira hava karardıktan sonra ışıkların yandığı tek yer TOKİ’lerdi.


Dilerim hiç kimse bu yaşadıklarımızı yaşamaz. Gerçekten çok korkunç günlerdi.


Bu yalnız benim değil tüm Malatyalıların yaşadıkları korkunç günlerdi.


Bir çok tanıdığımız vefat etmişti. Bir çokları Malatya’yı terk edip, yeni bir kente yerleşmişti. Sakatlananlar olmuştu.


Aradan koca bir yıl geçti. Travmalardan kurtulamadık. Hala depremi yaşıyoruz sanki. Gece kafamızı yastığa koyarken aklımıza geliyor.


İnsanlar konteynerlarda yaşıyor. İş yerlerimiz yine konteynerda.


İnşallah ders almışızdır. İnşallah bu afeti Malatya adına fırsata çeviririz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A.erol Kurhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Malatya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Malatya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Malatya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Malatya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP Akçadağ'da kimi aday göstermeli?
Tüm anketler