Sırdaşımız duvarlar meğer kartonmuş

İnsanın sevdiği şehir, doğduğu, büyüdüğü, kültürünü benimsediği, geleneklerini yaşadığı şehirdir, aynı zamanda orada insan kendini güvende hisseder, onun korunağı gibidir.
Hiç bir kimse böylesine sevdiği kenti terk etmek istemez, ona kötü söz etmez, onu yavrusu gibi, kardeşi gibi korur. Onun da korumasını bekler. Çünkü sığındığımız ev gibidir.
Sığındığımız evlerimiz, yuvalarımız bize güven veren bir kale gibidir, her birimiz bu duygularla, günün yorgunluğunu, güler yüzle açılan kapının arkasında bırakır, bir yuvanın sıcaklığında hissederiz kendimizi.
Sevinçlerimizi o güvenli duvarın ardında yaşarız, üzülürüz, ağlayışlarımızı o duvarlar saklar dünyadan.
Ancak 6 Şubat gecesi hiç te öyle olmadı. O güvendiğimiz, sığındığımız, dertlerimizin, sevinçlerimizin sır küpü sandığımız duvarlar, saatler 04:17’yi gösterdiğinde karton gibi oldular.
Önce korkunç bir rüya gibi geldi. Yavaş yavaş gerçeğe döndüğümüzde, o güvendiğimiz, sırlarımızı saklayan duvarlarla ilgili düşüncelerimiz yok oldu.
Gerçek bir kabustu. saatler 04:17’de kıyametin alarmı çalıyordu. Kale sandığımız duvarlar sanki üzerimize üzerimize geliyordu.
Dışarıdaki trafiğin kargaşası, yağan lapa lapa kar, sokak ve caddelerde insan seli oluşması
Binadaki bağrışmalar, ölümün soğukla buluşması gibiydi.
Caddeler, sokaklar bir mahşer yeri gibiydi, karanlığın kucağındaki büyük acı, gökten karla karışık bir ağıt olarak üzerimize yağıyordu.
Gözümüzün önünde, binalarla birlikte canlar gidiyordu, ne yapacağımızı şaşırmıştık, telefonlar çalışmıyor, teknoloji iflas etmişti, nereye gideceğimizi bilemiyorduk. Çocuklu ailelerin çaresizliği hala gözlerimizin önünde. Çaresizliğin en alası bu olsa gerek!
Sokakların bir çoğu yıkılan bina tarafından yaya ve araç trafiğine kapanmıştı. En yakınlarımız beton yığınlarının altında ve hiç bir şey yapamıyorduk. Teknolojinin iflas ettiğini o gece iyice anladık.
Bir çok insanı beton teslim almış, üçgün sonra cansız bedenleri bulunmuştu. Enkazların altında, koca şehrin üzerine ölümün sessizliği çökmüştü.
Yarım kaldı sporcunun anne özlemi,
Telefonlar hiç bu kadar çalmamıştı.
Kim sağ, kim ölü düşüncesi delirtiyordu.
Depremin yıldönümünde hala o korkunç anları unutmuyorsak, Sözün bittiği an bu olsa gerek!
Elbette hiç kimseye acılarını yeniden yaşatmak değildir niyetimiz.
Tüm hedefimiz, Malatya’yı ayağa kaldırmak isteyenlere bu yaşananları unutturmamak ve koca koca milyarlık mezarlar yapmalarına engel olmaktır.
Bizlerde her zaman unutmamalıyız ve depreme uygun olmayan yapılardan uzak durmalıyız.
Hiç taviz vermemeliyiz.
Canımız için, yakınlarımız için bu hassasiyetimizi yaşam boyu göstermeliyiz.
“Her zemine inşaat yapılır, ama o zemine uygun inşaat yapılır.”
Deprem öldürmez, kaçak yapılar öldürür”
gibi benzeri sözleri kulağımıza küpe yapmalıyız.
Her şey Malatya ve Malatyalılar için...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dilek Karaduman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Malatya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Malatya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Malatya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Malatya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP Akçadağ'da kimi aday göstermeli?
Tüm anketler