Anı kitabının yazarı ben değilim. Peşinen  söyleyeyim; Yazar; Kadim Malatya’lı, Malatya sevdalısı Aziz Azmi Fenercioğlu. Kısaca pirimize Azmi Amca dememe müsaade edin. Yazıp çizmeye başladığım zamanlarda Malatya araştırmacılarının ustası Celal Yalvaç abimin yazıhanesine gidip sohbet ediyordum. Celal Abi bana” Selami, benim Ankara’da ilk okul öğretmenim var. İsmi Aziz Azmi Fenercioğlu. Değerli bir araştırmacı. Onunla tanışırsan iyi olur” demişti. Tamam dedim Ankara!da Azmi Amcayı aradım. Tanıştığımızda o tamı tamına 92 yaşında idi. Evlerinde buluştuk. Malatya hakkında çok araştırmaları olmuş, Malatya Halk Eğitim merkezinin tarih kolunda çalışmış. Malatya türküleri, örf ve adeti ve kültürü konusunda da derin deneyime sahipti. 92 yaşında olmasına rağmen halen hafızası pırıl pırıldı.

Azmi Amca’nın hayatında büyükannesi Emine bacının çok büyük etkisi vardır. Tüm yazılarını Emine Bacının rüyası ismi ile kaleme almıştır. Kitabın üzerinde de Emine Bacı’nın resminin basılmasını istemiştir. Emine Bacı Malatya tarihinde yer alan Karacabey’in torunudur.

 Kısaca tanıyalım Aziz Azmi Fenercioğlu’nu. Kendi ağzından çocukluğunu şöyle anlattı.” “1335 rumi, 1919 miladı yıla rastlayan 17 Mart tarihinde bir Çarşamba günü doğmuşum. Babam Fenercizade İsmail Hakkı Efendi, anam Barışçızade Nafia Hanım’dır. Malatya Fenerci Mahallesi’nde dedemin evinde doğmuşum. Dedemin ölümünden sonra anamın evine Azizler’in sokağına geçtik. Babamın babası Malatya polis teşkilatının başı ser komiser Fazlı Efendi’dir. İlk önce de anamın mahallesinde Azizler’in sokağında Elifhan Hoca’ya gittim, Elifhan Hoca’da namaz sürelerini öğrenirdik. Hep bir ağızdan “elif, be, cim...” diye harfleri ezberlerdik. Sınıfta 8 veya 10 kişi bulunurdu. Elifhan Hoca yerinde oturur, elinde bir sırık bulunurdu. Kim bir yanlışlık yapsa tak diye kafasına vururdu. Dört veya beş yaşında idim. Hocaya her perşembe perşembelik denilen para verirdik. O da evini onunla geçindirirdi. Her öğrencinin bir kalfası bulunurdu. Benim de kalfam benden üç dört yaş büyük Ayşe isminde bir kızdı. Anam bana bir torba yapmıştı Elif be cüzünü içine koyar tıpış tıpış okumaya giderdim. Bir sene burada kur’an öğrendim.

Daha sonra Fenerciler’in mescidinde okula devam ettim. Mustafa Efendi isimli yeşil sarıklı bir öğretmenimiz vardı. Sıra yoktu mescitte. Büyük dedem ölürken mescidi, mescidin yanındaki dutluğu ve bir evi vakfetmiş. Dutluktan ve diğer yerlerden gelen gelir buraya harcanırdı. En büyük ve saygın erkek mescide bakardı. Behçet Bey ve Şevket Efendi okulun idaresinde söz sahibi idiler.  Mihrabın yanında iki büyük şamdan vardı. Yaramazlık yaptığımız zaman şamdanları ellerimize alıp bir süre tek ayak üzerinde beklerdik. Medreseler ile ilgili yasa çıktıktan sonra özel vakıf olduğu için bu mescidi yıktılar ve yerin parasını bize verdiler. Bu mescidin yerine bir mescit yapmışlar ismine de Sancaktar Camii demişler. İki sene de burada okudum. Daha sonra İzzetiye mektebinde(şimdiki Gazi Okulu) ilk okula başladım. Böylece ilk mektepten sonra orta mektebe başladım. Orta mektep üç sınıflı idi. Yüz, yüz elli kadar mevcudumuz vardı. Benim numaram ise 78 di. Bu okul daha sonra yandı. Önceleri Hara’nın idare merkezi imiş. Halk evinin karşısında idi.Okul müdürümüzün ismi Hamdi Bey Türkçe derlerine girerdi. Mülayim bir adamdı. Fen bilgisi Hocamız Seracettin Efendi, Tarih Öğretmenimiz Asım Bey, Türkçe Öğretmenimiz Nihal Adsız idi.  Daha sonra Türkçe’ye Orhan Şaik (Orhan Şaik Gökyay) geldi.

Sivas Muallim Mektebi’ni kazandım. Çok disiplinli idi. Hocalarımız hep seçme idi. Okumayı, araştırmayı hemen hemen her şeyi orada öğrendim. Memleket aşkını bize öğrettiler. Sinema ve tiyatroyu kaçırmayın, kültürünüzü geliştirin derlerdi. Hocalarımız içinde Necdet Sancar vardı. Adsız’ın kardeşidir. Muzaffer Sarısözen de müzik öğretmenimiz idi ve aynı zamanda müdür muavinliği görevini de yürütürdü.  Muzaffer Hoca o yıllarda Anadolu’yu dolaşır, gördüklerini topladıklarını bizle paylaşırdı. Benim gibi arkadaşlara da gittiğiniz yerdeki türküleri bana getirin derdi. Ali Baran vardı Nevşehirli idi. O da benim gibi hocaya yakındı. (Ali Baran’dan Muzaffer Sarısözen “Kayalar yarılmasın isimli Nevşehir türküsünü derlemiştir.) Ben de kendisine türkü getirirdim. Hoca bunlardan iki tanesini beğendi. Bunlardan birisi Arapkir türküsü olan “Büyük cevizin dibi”, diğeri de Maraş yöresine ait “Bilal’ımsın Bilal’ım” türküsüdür. Bazılarını ise hoca sözleri yüzünden notaya almadı. Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin karşısında bir park vardı. Oraya gider çay içerdik. Bir de onun konservatuvar arşiv dairesinde enstrümanları vardı, dairesinde konuşurduk.

Ne ise bu arada ben kalemi elime alayım. Azmi Amca Sivas parasız yatılı okulunu bitirdikten sonra. Çeşitli okullarda öğretmenlik, müfettişlik ve Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulunur. İleri yaşlarda Hukuk Fakültesinden de mezun olarak bir süre avukatlık yapar.

 Azmi amca Malatya’ya aşıktı ve birtakım yazıları kaleme almıştı. Yazmak istediği konularda da beni çağırır bana anlatır ,ben de kaleme alırdım. Son zamanlarda gazete ve dergilere de yazı göndermeye başlamıştık. 90 yaşından sonra Azmi Amca köşe yazarı da olmuştu.  Yazılar çoğalmıştı. Yazılarında Malatya’nın en eskilerini yansıtıyordu. En eskiyi hatırlayan tek canlı kalmıştı o da Azmi amca. Şevkle bildiklerini Malatya’lılara ve topluma anlatmaya çalışıyordu. Ben onun adeta kalem müdürü gibi olmuştum. Anlatılanları kayda alıyor, yazıya döküyor düzeltmeye çalışıyordum. Yazıları bazen ben düzenliyor, bazen da Azmi Amcanın ağzından kaleme alıyordum.

Aziz Azmi Fenercioğlu babasının müzik sevgisinden dolayı Malatya türkülerini de hafızasında saklamayı bilmişti. Onun ağzından tam yedi tane Malatya türküsü derledim. Ankara’daki Malatya fuarını gezerken Mehmet Tunç Yıldırım ve genç müzisyenleri gördüğünde yanlarına seğirtti. Kendi derlediği ve bizzat Muzaffer Sarısözen’e verdiğ Büyük Cevizin dibi isimli Malatya türküsünü genç müzisyenlerle söyledi.

-Azmi amca bu yazılanları kitap haline getirelim dememe rağmen buna ömrünün son demine kadar yanaşmamıştı. Eşi Sevim Hanım Malatya’lı değildi. Bizim bu çabalarımızı içten içe yadırgadığını da hissediyordum. Bu arada beş altı sene geçmiş amcamız 97 yaşına gelmişti. Bir gün beni arayarak Yalova’da yazlıkta düştüğünü anlattı. O günden sonra da günden güne geriye gitti eridi.

Bir gün evlerine gittim. Yazıların kitap haline gelmesine karar verdiğini söyledi. Yayınevi ile görüşmüştüm. 1000 adet kitabın basımı için 2 000.- Tl ödenecekti. 2000 Tl. kitap parasını göynüğüne koymuş, paraları çikardı kitap parasını ben hazırlamışım, bastırtalım dedi. Kitabın adını da ben koydum”Aziz Azmi Fenercioğlu’nun Malatya’sı diye”.

Ancak bu arada Azmi Amca daha çok fenalaştı. 98 yaşına girmişti. Bu gün yarın vefat edecek gibi idi. Bu birikimlerin ve emeğimizin heder olmasına gönlüm razı olmuyordu. Eşi de basımdan vaz geçmemizi istiyordu. Hatta kitaptan vaz geçelim diye telefonla bana bildirdi. Benim de yapacağım bir şey yoktu. Tamam vaz geçelim dedim. Ziyarete gittim kendisini. Konuşma bir yana nefes almakta bile zorlanıyordu. Bir ara kulağına doğru eğilerek” Azmi Amca kitabı bastıralım mı dediğimde, kafasını evet anlamında salladı. Kitabın basılmaması konusunda eşinden talimat almıştım. Üzüldüm tabii. Bu arada hasta yatağında Azmi Amca kitap ne oldu diye sayıklamaya başlamış. Sanki kitabım basılmadan ben ölmem diyormuş. Ailesi beni tekrar arayarak kitap basılsın dedi. Bu arada bir mucize oldu amcamız gözlerini aşmış, hatta ayağa kalkarak yürümeye başlamış. Telefonla beni arayarak”Noldu gardaş kitap demez mi? Yayınevi sahibini eve davet ettim. Telif sözleşmesi imzalandı. Rahatladım. Azmi amcanın bugünü yarını yoktu. Her an rahmete gidebilirdi. Kitabın basılması bayağı gecikti. Dört beş defa yayınevine giderek Azmi Amca ölmeden ona kitabı ulaştıralım diye ricada bulundum.  Kitap eline ulaşmadan rahmete gidebilirdi. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Kitaplar basılmış, evlerine iletilmiş. Kitaplardan birini alıp büyükannesinin bulunduğu kısmını ve kendi resmi bulunan arka kapağı şöyle bir eli ile sıvazlamış. Beç gün kadar sonra da ruhunu teslim etmiş. Anladım ki kitabının basımını beklemiş. Mekanı Cennet ruhu şad olsun. El Fatiha.  9.3.2021 Ankara

 selamiyucel@gmail.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.