Sovyet dönemi yazarlarından Mihail Zoşçenko (1895-1958) çocuklara Lenin’i anlattığı hikâye dizisi dolayısıyla Kızıl Bayrak Madalyası’na değer görülmüş bir yazardı. Ancak daha sonra kaleme aldığı “Güneş Doğmadan Önce” (1942) ve “Bir Maymunun Serüvenleri” (1946) adlı yapıtları yayımlanınca, bu kitaplardaki muhalif tavrından ötürü Sovyet Rusya’da gözden düştü. Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğinden çıkarılmış, kitapları basılmıyor, oyunları sahnelenmiyordu... Yoksul ve kenara itilmiş bir yazar durumuna düştü... Onunla görüşmekten herkes kaçıyordu! Nâzım Hikmet’se, Zoşçenko’yu yazar olarak beğeniyor ve onun muhalif tavrına saygı duyuyordu. Bu nedenle, başkalarının vebalı gibi kaçtığı Zoşçenko’yu oyununun galasına çağırarak, onu tiyatronun kapısında karşıladı. Tiyatrodaki davetlilerin şaşkın bakışları altında, dışlanmış yazarın koluna girerek salona onunla birlikte girdi. Mihail Zoşçenko daha sonra yeniden Yazarlar Birliği üyeliğine alınarak saygınlığı iade edilecekti.

TAKSİM

Geçmiş yüzyıllarda Taksim adında bir semt yoktu. Burası “Pera Mezarlığı” olarak biliniyordu. 1874’te İstanbul’a gelen İtalyan yazar Edmondo de Amicis bu mezarlığı gezerek ilginç gözlemlerini seyahatnamesinde yazıyordu. Sonradan parça parça kaldırılacak olan mezarlık, Gümüşsuyu, Ayazpaşa, Fındıklı kıyılarına kadar iniyordu. Taksim suyu, İstanbul’un bilinen kaynaklarından biriydi. Suların taksim edilmesi dolayısıyla buraya Taksim adı verildi. Osmanlının son dönemlerinde Fransızlara verilen (Dersaadet Su Şirketi) su dağıtım ayrıcalığı, Cumhuriyet döneminde millileştirilerek yerel yönetime (Sular İdaresi) devredildi (1933). 8 Ağustos 1928’de Taksim alanına Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’i simgeleyen bir anıt yerleştirilerek çevresi düzenlendi. Anıtın açılışına İstanbul halkı büyük ilgi gösterdi. Montajı yirmi üç gün süren anıtı, İtalyan yontucu Petro Kanonika yapmıştı. Bu, İstanbul Belediyesi’nin İstanbul halkı adına Cumhuriyet’i kuranlara şükranını ifade etmektedir. Önceleri buraya Taksim Meydanı denirken, 1941 yılında Belediye kararıyla Cumhuriyet Meydanı adı verildi. (Cumhuriyet karşıtlarının hedefinde olmasının bir nedeni de bu olmalı.) 1940’ta Gezi Parkı olarak düzenlenen alandaysa, 1806 yapımı olan Halil Paşa Topçu Kışlası yer alıyordu. 31 Mart Olayında isyancılar karargâh olarak kullanınca, Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından topa tutuldu. Rus-Hint mimarisini yansıtan bina sonra tümüyle yıkıldı. Kışlanın avlusuna 1922 yılında ahşap bir tribün yapılarak burada futbol maçları oynanmaya başlandı. İnönü Stadyumu yaptırılınca burası parka dönüştürüldü. Altmışlı yıllarda birtakım dükkânlar, galeri ve tesisler eklendi. Yetmişli yılların başlarında, parkın orta yerinde, gümrah bir çınar ağacını çevreleyen ve adına Mutfak denen bir meyhane açılmıştı. Akşam sularında Mutfak açılıyor, tanınmış edebiyatçılar, ressamlar, gazeteciler, Yeşilçam’ın sinemacıları geliyordu. Taksim Alanı yakın tarihlere kadar, her yıl 1 Mayıs’ta emekçi halkın emek bayramanı kutladığı bir yerdi. İstanbul halkına, Taksim’i kapatan zihniyeti kınadığımızı belirtmek isteriz