Kültür, edebiyat dünyasından gelme biri değildi ama Babıali’nin köklü ve ünlü bir yayınevinin başına mirasçı olarak geçmişti. Çeviri kitaplar da yayımlıyordu. Çeviri ücretini düşük tutmak, onu da yalnızca bir kez ödeyip kurtulmak için, asıl işi çevirmenlik olmayan kolejli öğrencilerle, yabancı dil öğretmenleriyle çalışmayı yeğliyordu. Ancak ortaya çıkan çalışmalar, özgün yapıtın üslubunu yok ediyor, Türkçe açısından anlaşılması olanaksız birer “ucube” oluyordu. O büyük yayınevi editör ya da redaktör de çalıştırmazdı. Onların işini “düzeltmene” yaptırtıyordu. Bir keresinde o denli kötü bir çeviri gelmişti ki, yayınlanması olanaksızdı; anlamsızlık, dil yanlışları, imla yanlışları gırla gidiyordu. Düzeltmenin üstesinden gelmesi olanaksızdı. Yayınci, tanıdığı bir çevirmene başvurarak, ortaya çıkan ucubeyi “redakte” etmesi ricasında bulundu. Çevirmen, iş iştir deyip kötü çeviri dosyasıyla orijinal yapıtı alıp evine götürdü; haftalar süren bir boğuşma içine girdi. Cümle cümle adeta yeniden çevirdi; temize çekti. Yorulmuştu ama, içi rahattı, yayıncıdan emeğinin karşılığını alacağını umuyordu. Yayıncı, yapılan işten memnun kalmış, teşekkür üstüne teşekkür ederek, “Asla hakkını ödeyemeyiz!” iltifatıyla yolcu etmişti çevirmeni. Çevirmen yine de umutluydu. “Herhalde sonradan ödeyecek” diye kendini avutarak evine döndü. Aradan günler, haftalar, aylar geçti. Kitap yayımlandı, satılmaya başlandı. Ama kendisine herhangi bir ödeme yapılmadı. Kaç zaman sonraydı bilinmez, bir gün yine Cağaloğlu Yokuşu’nda karşılaştılar. Yayıncı, çevirmeni güler yüzle karşıladı, hal hatır sordu; yaptığı iyiliği unutmamıştı; bir kez daha teşekkür etti ve ekledi: “Hakkını ödeyemeyiz!” Çevirmen heyecanla, sözü yayıncının ağzından kaptı: “Ödersiniz, ödersiniz!” diye adeta bağırdı. “Öyle büyük bir şey değil!” Yayıncı ısrarlıydı:“Asla ödeyemeyiz!”

SAİT FAİK’İ, MARK TWAIN DERNEĞİ’NE ÖNEREN VEDAT GÜNYOL’DU

 Bilindiği gibi Amerika’daki Mark Twain Derneği üyeliğine Türkiye’den iki kişi seçilmişti. İlk seçilen Mustafa Kemal Atatürk’tü. Atatürk’ten sonra seçilen ikinci kişiyse, çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Sait Faik olmuştu. Mark Twain Derneği yetkilileri, o dönemde PEN Kulübü Başkanı olan Halide Edip Adıvar’a bir mektup yazarak Türkiye’den bir aday göstermesini istemişti. Halide Edip Adıvar, kendi kuşağından bir yazarı aday göstermek istemiyordu. Gelgelelim, Adıvar’ın, genç kuşak yazarlarını da izlediği söylenemezdi. Kimi aday göstereceğini bilemiyordu... O yıllarda, yazar olarak asistanlığını yapan Vedat Günyol’dan, genç edebiyatçılar arasından bir ad önermesini istedi. Vedat Günyol’u, asıl Halide Edip’in eşi Adnan Adıvar tanıyor ve ona değer veriyordu. Bu nedenle onun göstereceği adayın yanlış olamayacağı kanısındaydı. Vedat Günyol, hikâyelerini severek okuduğu Sait Faik’i önerdi. Halide Edip de Amerika’ya gönderdiği mektuba, Sait Faik’in adını yazdı. Mark Twain Derneği yetkilileri, Sait Faik’i dernek üyeliği için seçti. Yıl, 1953. Bu gerçeği, Vedat Günyol hocamız hiçbir zaman dillendirmeyecek, kendine saklayacak; ancak bir gün Haldun Taner konu edecek, biz de ondan öğrenecektik.