Sabah namazı ile evin kapıları açılır, kapı önleri sulanır ve süpürülür,  kırk yıllık komşu ile “……….hanımcığım gününüz hayrola “ diye başlanır güne. Mahalle’nin erkekleri saygıyla uğurlanır sabah namazı için camiye  alınır duaları. Sesler  yumuşak , hitaplar ölçülüdür.
T.V.’nin , telefonun bile her eve girmediği, dünyanın büyüsünün bozulmadığı o güzelim günleri değerli kılan beyaz tülbentli , sabun kokulu teyzeler.
Her biri ayrı bir bilge, her biri sır küpü, her biri sabır abidesi. Ne geçmişten bahsederken yaşadığı acılardan söz eder ,  ne de yaptığını ettiğini başa kalkar. Her bir acısı, iyiliği, gördüğü, tanık olduğu, yedirdiği içirdiği kendiyle bile paylaşmadığı bir sırdır artık. Az ve öz konuşmayı onlardan daha mahir yapan bir kimse yok sanırsın. Öyle ki konuşmaya başladığında ağzından çıkan nasihatlerden nasiplenmek için çevresinde ki herkes lal kesilir. Öyle nasiplenirler ki aradan yıllar geçse de hatırlanır aktarılır.
Malatya’nın gıpta ederek hatırlanan kadınlarının kendilerine özgü bir halleri, yaşam tarzları vardır. 
Sabahın ilk ışıkları  ile tencereler kaynamaya başlar olur ya bir Tanrı misafirine karşı  hazırlıklı olmak gerekir. Gün aydınlanırken tertemiz yıkanmış çamaşırlar çoktan serilmiştir ipe,  o ise bütün işini bitirmiş misk kokan evinin penceresinde çiçeklerini sular. 
Dışardan bakan o çiçekleri sulamasından  başka bir iş yaptığını görmez göremez. 
Çamaşırlar ne ara yıkandı, evler ne zaman temizlendi, tencereye yemek ne zaman kondu bilinmez. 
İşte bütün bunlar tam bir muamma. Sanki evin içinde sürekli bir gündelikçi, mutfakta her daim bir aşçı varmışçasına bütün işler tıkırında iken o köşesinde narince oturur.  
Bembeyaz tülbenti  sandıktan henüz çıkmış, üzerindeki entarisi mahalle terzisinden dün gelmişçesine  yepyeni. O pamuk elleri hiç iş görmemiş gibi yumuşacık.
Bilge halleri ile kitaplar devirmiş, en ala hocalardan nezaket ve görgü dersleri almış gibi asaletli. Oysa ne okumuşluğu var ne de seyahat etmişliği, çarşı pazar gezmişliği. İşte asıl merak edilen bu kadınların bunca birikimi nerden aldığı?
Memleketimin avlulu, bahçeli evleri yıkılıp, herkes evine hatta odasına kapanıp ekrana hapsoldukça bir bir veda ettiler bu dünyaya. 
Giderken doluydu heybeleri…Miras bırakmadılar bize, yanlarında götürdüler. Güzel  kokularını , nezaketlerini, bilgelik ve ağırbaşlılığı, misafirperverliği, küçüğe ve büyüğe saygıyı, sır tutmayı,, ayıpları ifşa etmeyip kapatmayı, az ve öz konuşup boş konuşmamayı. 
Her şey onlarla gitti sabun kokulu, beyaz tülbentli kadınlarımızla……