Biliyorum. Bana iyi gelmediğini biliyorum. Kendimi ne kadar kötü hissettiğimin ve her geçen gün kötüye gittiğimin bilincindeyim. Vazgeçmem gerektiğini biliyorum. Ama yapamıyorum.’ İnsanı bitiren, ne yapacağını bilemediği bir durumdur. Sürekli şikayet eder. Kendisi git gide küçülür, göz altı morlukları koyulaşır. Hayat sevinci kalmamıştır. Tutamadığı şeye sarılmış adeta yapışmıştır, bırakamıyordur. Sorunu hayatı olmuştur, diğer her şeyi geri plana atmıştır. Günlük hayatta robot gibidir. Böyle devam ederse, sağlığını kaybedeceğini bilir. Aylarca fiziksel semptomlar göstermektedir. Uyku sorunları, panik ataklar, mide sorunları,... Akıl yapılması gerekeni biliyordur, fakat duygu aynı hızda değildir. Neden böyledir? Mantıklı düşünmek için prefrontal Cortexi kullanırız. Bu, limbik sistemle bağlıdır. Limbik sistem duyguların yeridir. Cortex duyguları düzenleyebiliyor ve kontrol altında tutabiliyorken limbik sistem bunu yapamamaktadır. Bir nevi antagonistler. Mantık insanı olduğumuz kanısı geçerliliğini çoktan kaybetti.

Beyin araştırması hiç bir insanın sadece mantığıyla hareket etmediğini saptadı. Kararlarımızın çoğu mantıken açıklanması hatta anlaşılması mümkün değildir, hatta kararı alan kişi tarafından bile. Neden böyle davrandığı sorulduğun da sonradan mantık çerçevesi içinde cevap verir. Öylesine rasyonelleştiririz, çünkü bilincimizde olmayan motifl ere ulaşımımız yok. Kalp karın bölgemizle bağlıdır, ve burası da limbik sistem tarafından yönetilir. Kalbin kendine has nedenleri ve motifleri vardır, bu nedenle mantıklı değillerdir. Bu nedenler ya korkulardan veya çocuklukta edinilen tecrübelere dayanmaktadır. Eğer bir insan onu uzun yıllar üzen, mutsuz olduğu bir ilişkiden çıktıysa, bitirdikten sonra uzun zaman mutsuzdaysa, vazgeçmekte zorlanabilir. Çocukluğundan beri yoğun terk edilme korkuları yaşamaktadır. Yani ilişkiyi bitirdikten sonra ilişkide olduğundan daha çok üzgün olacağını düşünmektedir.

Risk alıp ayrıldıktan sonra yaşadığı acıdan dolayı yanlış bir karar verdiğini sanmaktadır. Artı çocukluğunda yaşadığı terk edilme hisleri onda varoluşsal tehlikeyi çağrıştırmaktadır. Dolayısıyla şu anda duygularını ve davranışlarını etkilemektedir. Kalp kendisini yeni bir açıdan korumak istemektedir. Fakat bu durum daha çok acı çekmesine yol açmaktadır. Her yaşanan tecrübenin duygularımıza etkisi vardır. Ve mantığımız bu etkiye karşı çaresizdir. Mantığımızla tartar, fakat önemli sorularda kalbimizle veya sezgilerimizle karar veririz. Peki kararlarımıza mantığımızın hiç mi etkisi olmaz? Böyle denemez, çünkü buna karşı ancak mantığımızla mücadele edersek, başarabiliriz. Bunu istemek için önce hazır olmak lazım. Mantıklı karar vermiş olmuyoruz, mantığımızla neyin iyi olup olmadığını tartmaya karar vermiş oluyoruz. Yukarıda ki örnekle devam edersek, kişi, ayrılmamayı, mutsuz ilişkisini sürdürmeyi istiyor, onun için bir ödül gibi, çünkü ayrılınca daha çok acı hissedeceğini düşünüyor. Bu durumda bilinci ve amacı sıkıntılı ilişki anlayışının zamanla düzeltme isteği mutsuz ilişkide mutsuzluğuna rağmen kalmayı ödül gibi algılamasından daha güçlü olmalı. Ayrılıktan kaçmak, terk edilme korkusu bu sürece dahil edilmelidir. Eski korkusuyla yüzleşmeli ve çözümlemeli. Artık o muhtaç çocuk olmadığını ve bir erişkin olarak ayrılığın ve terk edilmenin üstesinden gelebileceğini öğrenmelidir. Korku ve acı gibi duyguların varoluşunu tehdit etmediğini görmelidir. Kolay değil tabiki, ama kalbi şifalandırmak için gereklidir...