Sene 1994.

Kanal 6 televizyonu yeni kurulmuş.

Yazılı basından gazeteci transferi yapıp programlar yaptırılıyor.

Ben de Meydan gazetesinden ayrılıp, kanal 6’nın “Baskın” programı kadrosuna katılıyorum.

“Baskın”da yaptığımız haberlerle ilgili daha önce birkaç anı yazıp paylaşmıştım.

Yazacak daha çok anı var.

Kısmet olur yazarsam buradan paylaşırım yine.

Ama bu hikayenin kahramanı başka bir gazeteci arkadaşım…

***

Gelelim “Baskın”a.

Haber merkezi:

Şeyda Açıkkol, Semiha Öztürk, Engin Büyükavcı, Derya İzbul, Bahri Kayaoğlu ve daha isimlerini sayamadığım birçok kişi.

Haber müdürü: Bengüç Özerdem.

Uçuk bir adam.

Rahmetli Celal Bayar’ı korkutarak bayıltan biri.

Okuyacağınız bu hikâyede onun hikâyesi…

***

Olayı bilmeyenler için yazayım…

***

Rahmetli Süleyman Demirel’in siyasetten yasaklı olduğu yıllar.

Hüsamettin Cindoruk DYP Genel Başkanı.

Bengüç, Yeni Asır gazetesinde muhabir olarak çalışıyor.

Rahmetli Celal Bayar, Bağdat Caddesi’ndeki evinde rahmetli Demirel ile bir görüşme yapacak.

Tüm basın mensupları orada.

Siyasetin duayeni ikilinin buluşma fotoğrafları çekildikten, birkaç soru-cevap alındıktan sonra gazeteciler dışarı çıkartılıyor.

Fakat bizim Bengüç nereden öğrendiyse, Hüsamettin Cindoruk’un da bu görüşmeye katılacağını duymuş. Gazeteciler dışarıya alınırken bir punduna getirip, görüşmenin yapıldığı salonda bulunan paravanın arkasına saklanıyor…

***

Demirel-Bayar ikili görüşmesi sürerken bir süre sonra gerçekten Cindoruk’ta katılıyor.

Üçlünün hararetle ülke siyasetini konuştuğu bir anda fotoğraf çekmeye başlayan Bengüç, nasıl olduysa paravan ile birlikte küüütttt diye düşer salonun ortasına.

Fotoğraf makinası bir yana, Bengüç bir yana yuvarlanıyor.

Rahmetli Demirel ile Cindoruk ayağa fırlarken rahmetli Celal Bayar yere yığılıp bayılıyor…

***

Kapı dışındaki korumalar koşup yakalıyorlar bizimkini. Dertop edip karakola götürüyor polisler.

Orada bulunanlar hemen müdahale ediyorlar Bayar’a. Kolonya ile yüzü falan yıkandıktan sonra kendisine geliyor. Çağrılan doktor tarafından nabzı, tansiyonu ölçülüp, her ihtimale karşı bir süre kontrol altında tutuluyor…

***

Ortalık biraz yatıştıktan sonra karakolu arayan Bayar, şikâyetçi olmadığını ama zanlıyı kendisine getirmelerini istiyor.

Bizimki süklüm püklüm gelip özür dileyerek elini öpüyor. “İşimi çok sevdiğim için böyle yaptım, affedin” diyor.

Bayar, “Böyle olmaması lazımdı ama madem işini bu kadar seviyorsun, seni affediyorum” diyor…

***

Düşünün, Osmanlı’nın son döneminde devletin birçok kademesinde görev almış, ülkemizin kuruluş yıllarında milli mücadele saflarına katılmış, TBMM kurulduğundan itibaren daima milletvekilliği ve başbakanlık yapmış, Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı, Demokrat Parti’nin kurucusu, ilk genel başkanı rahmetli Celal Bayar, az daha Bengüç’ün ‘haber atlatma’ hevesi yüzünden ölmüş olacaktı…

Böyle bir gazeteciydi işte Bengüç Özerdem…

***

Merakımı bağışlayın.

Şimdiki zamanda bu tür haberi yapabilecek, işini çok seven bir ‘gazeteci’ tanıyor musunuz