Asgari ücret. Yıllar yılı hiç değişmeden sadece asgari ücret.

Peki, neydi diğer kazançları?

Ben de bu işin içine girince öğrendim...

Kapıcıların bir hayli yan gelirleri vardı.

Hele kapıcılık yaptıkları site ya da bloklarda daire adedi ne kadar çoksa o kadar iyiydi. Çünkü bu ‘fazlalık’ onlara manav, kasap ve market gibi yerlerde ‘pazarlık’ şansını artırıyordu…

Öte yandan ev kirası, elektrik, su ve diğer apartman ortak giderleri diye bir sorunları yoktu. Ayrıca ev temizlikleri ve diğer özel işlerden gelen ek gelir. Bu semtlerde oturanlar genellikle rahatlarına düşkün olduğundan her türlü ev işini kapıcının karısına yaptırırlar.

O işlerinde fiyatları ayrı ayrı tabi. Üstelik peşin para. Günlük olarak gelen bu kazanç derhal döviz veya altına yatırılır, al sana bir kazanç da oradan. Kafasını kullanmasını beceren kapıcı, en fazla iki yıl içinde olur ‘köşe’…

Ya bizim meslekte böyle mi?

Eğer sadece ‘dürüst gazetecilik’ yapıyorsan, yani ‘iş’ takipçiliği, şantajcılık, silah ve uyuşturucu ticareti falan gibi bu meslekte ‘doğal’ olan işleri yapmıyorsan, yirmi yıl sonra belki bir araba alabilirsin…

***

Her neyse, kapıcı olmaya karar verdim…

Fakat bu işi Bostancı ya da Ataköy’den başka yerde yapmayacaktım.

Kalktım ‘işi’ aramaya gittim.

Ama gördüm ki kapıcı olmak o kadar kolay değil.

Bir kere ‘ha’ deyince kapıcı olunmuyor.

Bu iş de torpille oluyor…

Öyle milletvekillerinden, bakanlardan, başbakandan olsa iyi.

Gider birinden, “hamili kart sahibi yakınımdır…” yazılı, kapı gibi bir belge alır sınavsız, sorunsuz bir apartmana kapağı atardım.

Ama nerede…

Bu konuda ille bir ‘kapıcı torpilin’ olacak.

Yoksa ı-ııhhh, kapıcılık işi bulamazsın.

Tabi bu ‘kapıcı torpil ’de babasının oğlu olsan, para ucu görmeden sana torpil yapmaz…

***

ARADIĞIM İŞİ BULDUM

Birkaç gün böyle bir ‘torpil’ aramakla geçirdim.

Önüme gelecek herkese bana torpil yapacak bir kapıcı soruyorum.

YOK…

Neyse, Allah razı olsun gazetemizin taşeron şoförlerinden Murat Bey, işten kovulacağımı ve böyle bir iş aradığımı duyunca halime acımış, yanıma geldi.

“Bahri Bey” dedi, “bizim kapıcı Mahmut Efendi iyi bir insan. İstersen ona bir gidelim, belki yardımcı olur.”

“Hay hay” dedim.

Atladık gittik...

‘Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz’ derler ya, gittiğimiz semt hem Bostancı Kozyatağı, hem de kapıcı Mahmut Efendi, “Vallahi elimde öyle bir iş var” demez mi?

Yan blokun kapıcısı (zaten akrabası) işi bırakıyor. Onun yerine ben alınacağım.

Mahmut Efendiye kalırsa, “altın yumurtlayan tavuk” benim bina.

Tamı tamına 48 daire.

Bu ne demek?

Bu para demek…

Günde tam 48 dairenin alışverişini yapacaksın, ev işlerini, ek işlerini yapacaksın.

Oh ohh, iki sene içinde ‘köşeyi döndün, gittin’ demektir…

Zaten işi bırakan kapıcı, çekmiş altına bir ‘yerli’ araba, dünyalığını da çoktan garantilemiş, şimdi köyüne dönüyor.

Ahiri zamanında rahat edecek orada…

***

BU İŞ GÜZEL İŞ

Başladık pazarlığa...

Mahmut Efendi ile sıkı bir pazarlıktan sonra el sıkıştık, anlaştık.

Peşin param yok.

‘Hasat’tan sonra ‘hava parası’nı ödeyeceğim.

Sıra geldi Mahmut Efendinin yapacağım işleri bana göstermeye.

Bu iş de ‘acemi’ olduğum için kısa bir sürede beni ‘uzman’ yapması da yaptığımız pazarlığın içinde…

Kalorifer kazanından başladık.

Kömür nasıl kırılır, kazana nasıl ne kadar atılır?

Merdivenler kaç günde bir temizlenip paspaslanır?

Bahçe ne zaman sulanır?

Servislere hangi saatlerde çıkılır, önce neler alınır?

Kısacası yapacağım tüm günlük işleri bir bir güzelce öğretti…

Mahmut Efendi’den, bir kapıcının yapacağı her şeyi öğrendim.

Hakkını inkâr edemem, aldığı para anasının ak sütü gibi helal olsun.

Hele, apartmanda oturan daire sahipleri hakkında verdiği bilgiler sonradan çok işime yarayacak...

Mesela 7 numaradakiler.

Ailecek çok cimrilermiş, beş kuruş bahşiş vermezlermiş. Onların işine çok koşmamalıymışım…

15,23,24,37,42,46 ve 48’nci dairelerde oturanlara can kurban!

“Gece yarıları bile çağırsalar, git” diyor Mahmut Efendi.

“Hiçbir zaman boş dönmezsin.”

Velhasıl kim hırlı, kim dırdırlı, kim ayyaş, kim kumarbaz, kimin eli açık, kim hesapçı, kim solcu, kim sağcı, kim yobaz, kim ateist, kimin evinde üç öğün et pişer, kim köpeğini, kedisini ciğerle, haşlamalık etle besler, kim kuru ekmek zeytinle idare eder, hepsini öğrendim.

Bunlar ‘iç yönetim’ bilgileriydi…

Mahmut’un dediğine göre esas ‘dış yönetime’ bakmalı, önem vermeliymişim.

Paranın musluğu orada…

Öyle ya, elimde 48 dairelik bir ‘rant’ var!

Bunların hemen hemen çoğunun günlük alışverişlerini ben yapacaktım.

Bu konudaki ‘ulvi’ bilgileri de aktardı bana Mahmut Efendi…

Yeni kapıcı ben olduğuma göre eski kapıcının kasap, manav ve marketçi ile yaptığı anlaşma her ne ise geçersizmiş bundan böyle.

“Artık yeni yüzdelik komisyon anlaşması için becerini göstermek sana kalmış” dedi.

***

Mahmut Efendi ve eski kapıcı Hasan, beni apartman yöneticisi ile tanıştırdı. Onun da onay vermesi ile resmi olarak işe başladım.

Ertesi gün, ‘yeni kapıcı’ olarak daire daire dolaşıp ‘ilk siparişleri’ almaya başladım.

Sonra taktım sepetimi koluma, önce doğru markete…

Yan yana üç marketin olması da benim için avantajmış. Mahmut Efendinin dediğine göre, her üç marketin sahibi de benim gibi ‘hatırlı müşteri’yi kapmak için, ‘açık artırmaya’ bile girerlermiş!