Malatyaspor: 
Malatyaspor 1966 yılında amatör takımlardan Adafıspor, Hürriyet Gençlik ve Coşkunspor’un Akınspor’a katılımıyla kuruldu. Akınspor ismini değiştirerek Malatyaspor oldu. Kulüp on beş yıl sarı-siyah forma ile maçlara çıktı; tüzükteki renklerin sarı kırmızı olmasından dolayı daha sonra sarı kırmızı renkleri kullanır. Çoğunlukla Malatyalı futbolcular vardı. Bu futbolculardan birçoğu milli takımlara dahi seçilmişlerdir. 
Malatyaspor’un en coşkulu zamanı birinci lige çıktığı Oktaylı, Feridunlu, Sefalı kadrosu idi. Artık işi gücü bir kenara bırakmış Malatyaspor’un maçlarını takip eder maçlarda buluşur olmuştuk. Elazığ, Mardin, Gaziantep, Diyarbakır, Maraş, Adana gibi illeri dolaşıyorduk. Hele belinden göbeğine kadar beyazlaşmış sakalı inen Kayış Kemal’ı (Haci Baba’yı) omuzlara alıp “işte babanız, işte babanız” diye tempo tutmakla birlikte hem takım, hem de seyirci coşardı. Amigo Yusuf’un da hakkını yememek lazım. Nihat Atacan’ın takımında ortada oyunu yönlendiren ve mükemmel pasları ile takımı şaha kaldıran Levent (gerçi Levent Malatyaspor’a 1. Lige çıktıktan sonra gelmişti), Forvette Feridun, Oktay gibi iki golcü, Müdafaada da Sefa gibi cevval bir genç vardı. Malatyalı olmayan futbolcular bile amatör bir ruhla oynuyorlar, Malatyalı futbolculardan çok daha hırslı oynuyorlar, takımları, hocaları ve Malatyalılar ile bütünleşiyorlardı. Oyun tarzı göze çok hoş geliyor, futbolcular adeta şiir yazıyorlar, mekik dokuyorlardı. Onları yâd edip mutlaka şükranlarımızı iletmemiz gerek. Buradan ben şükranlarımı ve teşekkürlerimi iletiyorum. 
Atacanlı ekip ilk sene ligi üçüncülükle bitirdi. Malatyaspor’un ligde şampiyon olabileceği sinyali Malatyalı futbol severler tarafından alınmıştı. 1983-84 dönemi unutulmaz dönemdi. Malatyaspor takımı bozmadan sadece üç futbolcu alarak kadroyu takviye etti. Stoper Fuat, orta sahada Muzaffer ve forvette Feridun. Malatyaspor efsane yazdı ve ikinci ligde ilk defa yenilmeden şampiyon oldu ve birinci lige çıktı. Bu efsane takımın futbolcularını ve özelliklerini anlatayım. 
Kalecimiz Çetin fazla özelliği olmayan bir kaleciydi. Ancak iyi yer tutmasından mıdır, yoksa şansından mıdır nedir, çekilen şutlar mutlaka Çetin’in bir yerlerine çarpardı. Biz ona şanslı kaleci derdik. Savunmada Sefa, yukarıda da açıkladığım gibi, mahallemizin çocuğu idi. Onu kimse geçemez her futbolcuya dırı gibi yapışırdı, gösterişten uzak futbolu ile topu en olumlu şekilde oyuna sokardı. İbrahim, savunmanın gerisinde oynar gelen topları herhalde baldırı ile mıknatıs gibi tutardı. Fuat, savunmada uçan bir kuştu. Kafaya çıktığı zaman mutlaka topa o kafayı vururdu. Tümer çok mücadeleci ve diri bir müdafaa adamıydı. 
Şampiyon takımda yer almadı, takım 1. Lige (şimdiki Süper Lig) çıktıktan sonra geldi ama bu kadronun çoğuyla oynayan Levent’e hayrandım. Orta sahanın beyni ve oyunu yönlendiren futbolcumuz oydu. O topu ele geçirmek için gayet iyi mücadele eder, oyunu en güzel şekilde yönlendirir, en etkili yere atarak oyunun yönünü ayarlar, rakip takımdan top çalmasını çok iyi bilirdi. 
Feridun uzak mesafeden iyi kuş vururdu, bir bakarsın top tam çatala takılmış. Ben Oktay’a havada duran adam diyordum. Efsane futbolcumuzdu. Çelik gibi hırsı vardı, sahada dolaşırken kaleciler onun nerede olduğunu göremezdi. Kısa boyuna rağmen öyle bir kafaya çıkardı ki top, mutlaka Oktay’ın kafası ile buluşurdu. Ali Rıza uzun boyu ile harikalar yaratırdı. Ali Rıza, duyduğuma göre rahmetli olmuş. Kendisiyle olan bir anımı anlatayım. Batman’da Petrolspor’un antrenörü Uğur Yıldırımlar’a misafirliğe gitmiştik. Ali Rıza da gelmişti, balkonda sohbet ediyorduk. Ali Rıza Kırşehir maçını anlattı. 
Kırşehir, Malatyaspor’a yenilir ise kümeden düşecek, Malatya yenilir ise namağlup olma unvanını kaybedecekti. Derler ki; ne şiş yansın ne kebap.