Okuyacağınız bu yazıyı 02.05.2005 tarihinde yazmışım.

Yeniden okuyalım.

Bakalım güzelim yurdumuzda değişen bir manzara var mı?

***

Nazım Hikmet, “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı uzun yıllar önce yazdı.

Savaştan yeni çıkmış genç bir Cumhuriyet devletinde, ‘var olma’ mücadelesi veren, ‘yokluklarla’ boğuşan bir toplumun gerçek manzarasıydı yazdıkları...

***

Bir de şimdi ülkemizde yaşanan manzaralara bakalım.

Günlük gazetelerimizin sayfaları kan, şiddet, gasp, dolandırıcılık ve renkli dünyaların boyası kokuyor.

Televizyonlarımızın haber ve programları, gazete haberlerinden hiç farklı değil…

Bir yandan gasp, cinayet, trafik terörü.

Diğer yandan kim kimi dolandırdı!

Kim kimin kuyusunu kazdı!

Kim kime küfür etti!

Kim kimi öptü!

Kim kiminle çıktı!

Kimin eli kimin bilmem neresinde!

Hayatımıza bir ‘tele vole’ ile sokulan yaşamlara bakın!

‘Tülin’le Caner evlenemedi’: Vah vah...

‘Pop star Bayhan elendi’: Vah vah...

‘Pınar çooook dekolte bir kıyafetle sahne aldı’: Oh oh...

Allah aşkına kaçımızı ilgilendiriyor bu insanların hikâyeleri…

Bu kadar reyting aldıklarına göre (reytingi nasıl ölçtülerse) demek ki çoğumuzu ilgilendiriyor.

Şikayete gerek yok aslında!

***

Memleketimizin diğer manzaralarına bakalım.

Gazeteler ve televizyonlar haberi özetle şöyle duyurdu:

"Bağdat Caddesinde (bu Bağdat, Irak’ın Bağdat’ı değil, İstanbul’un Bağdat’ı oluyor) hız yaparken bir taksiciye çarpıp ölümüne sebep olan üniversiteli genç Faruk Fırtına; “Nolmuş yani altı üstü bir taksiciye çarptım, öldürdüm” demiş.

Tutuklanmış bu maganda!

Ama bir trafik kazası.

En fazla üç ay yatıp çıkacak.

Olan gariban taksici Şükrü Özçelik ve ailesine oldu.

Duyarsız toplumumuzun ‘çıtı’ çıkmadı…

Ya bir taksici, bir üniversiteli gence çarpıp ölümüne neden olsa ve “nolmuş yani altı üstü bir üniversiteli öldürdüm” dese acaba bu kadar tepkisiz olur muyduk?

Tüm taksiciler anında katil ilan edilmez miydi?

O taksiciyi hemen darağacında görmek istemez miydik?"

İçinizden geçenleri duyar gibi oluyorum.

”İsterdik, isterdik” diyor çoğunuz!

Yukarıdaki olaya aslında bir toplumsal sorun olarak bakmalıyız.

Bu üniversiteli genci hız merakına sürükleyen nedenleri bulup çıkarmalıyız.

Bir insanın ölümüne neden olan üniversiteli bir gencin yukarıda ki sözleri söyleyecek kadar duyarsız olacağına da inanmıyorum.

'Kaza' her zaman olabilir...

***

Değişik manzaralara geçelim...

Eskişehir’de iki çocuğun canı sıkılmış.

Yeşil alanlarda bulunan onlarca ağacı ve parkların içinde bulunan bankları kırmışlar.

Bununla yetinmeyen çocuklar, rastladıkları bütün araçların lastiklerini kesmişler.

Çocukların çevreye vahşice saldıracak kadar canları sıkılmış!

İçinde bulundukları hayattan ve üstünde yaşadıkları dünyadan kopuklar...

***

Bağcılar’da 15 yaşında ki ilköğretim okulu öğrencisi Ümit Ercan, sokak çocuklarının saldırısına uğrayarak bıçaklanmış.

Yapılan ilk müdahale sayesinde kurtulan Ercan; “Bir şey de istemediler, neden yaptılar bilmiyorum” demiş...

***

İstanbul Park Orman’da verilen bir partiye giden kameraman arkadaşım anlattı:

“Hap ve çeşitli uyuşturucu kullanan bir sürü genç 36 saat boyunca non stop partide kalıp sallandılar. Sonra da arabalarına atlayıp İstanbul’un içlerine dağıldılar…

Her taraf bu canı sıkılan çocuk ve gençlerle dolu.

Bir de adları varmış: Kılabbır diye okunuyor, yazılışı sanıyorum Clubber…

Bakar mısınız manzaraya!

Gelecek nesillerin canı sıkılıyor doğaya saldırıyor, hapla, uyuşturucuyla vakit geçirip, bindikleri araçları ile ‘kaza’ adı altında adam öldürüyorlar…

***

Bu örnekler sadece birkaç tane...

Ülkemizin genelinde, Nazım Hikmet’in ‘Manzaraları’na benzemeyen, ne yazık ki böyle binlerce manzara var...

Neler oluyor bize?

Nasıl bir gençlik yetişiyor?

Bu kin, bu öfke neden?

Anlamak mümkün değil…

***

Yazımı, Cuma Hikmet’in yazdıklarıyla bitirmek istiyorum.

”Tıpkı yönetildiğimiz gibi

Kuzu kuzu

Kuzu kuzu

Kuzu kuzu

Dinlemek, izlemek, seyretmek ve eğlenmek zorundayız.”

Güzelim yurdumun hiç mi güzel bir yanı yok?

Vardır elbette.

Onları da belki hep birlikte bir gün bulup ortaya çıkarırız...