Aylarca Akçadağ’da yaşamama rağmen evlerinde kalmamdan çok hoşnuttu. Hele de damda yatarak yıldızlar seyrederek uykuya dalmanın hazzı hiçbir şeyde bulunmazdı. Asalet ve görgü hem Mesut Amca’da, hem Fado Abla’da hem de Nafi ’de mevcuttu. Çünkü kökleri ve köcekleri asildi. O zamanlar Salime, Halil, Mahmut küçüktüler. Rahmetli Naim yaşça bizden biraz küçüktü. Zaman zaman bize takılırdı. Bir olay daha Akçadağ’dan anlatayım. Bilir misiniz o zamanlar Akçadağ’da belediye bahçesinde bir sinema vardı. Sinema işleticilerinin isimlerini bilemem tabi. Dokuz on yaşlarındayız. Güzel filmler gelir, fi lmin tanıtımı yapılır ve sinema ağzına kadar dolardı. Ben de zaman şimdiki gibi değilim. Kuzu gibiyim, sessizim; enseme vurun ekmeğimi alın. Ne ise Akçadağ’a gelen filmlerin tanıtımını Nafi ile kardeşi Naim yapıyorlarmış. Tahtaya bir afi ş yapıştırıyorlarmış. Afi şin sopalarından bir tanesini Nafi tutuyor muş, bir tanesini de Naim. Naim bize göre daha sosyal idi. Onun da eline bir borazan vermişler. Sinemada hangi fi lmin oynayacağının bağırtkanlığını yapıyor. Rahmeti Nafi “Selami sen de biz ile dolaş, afi şin bir ucundan da sen tut. Naim’de anonslarını yapsın. Sen de bedavaya sinemaya girersin” dedi. Benim de canıma minnet, tamam, dedim. Çünkü hepimizin cepleri delikti. Hiç unutmam Sophia Loren’in bir filmi oynuyordu. Başladık akşama doğru Arga (Akçadağ) sokaklarını dolaşmaya. Akşam oldu, yemekler yendi, karanlık bastı.

Tüm Arga kadınlı erkekli sinemaya hücum ediyor. Nafi , Naim ve Ben tuttuk sinemanın yolunu; bedava sinema izleyeceğiz ya. Nafi ve Naim içeri girdi. Benim de içeriye girmemi teklif ettiler ama teşrifatçı sinemaya beni almadı. Nafi ve Naim içerde fi lmi seyretmeye başladılar. Ben de sessiz sessiz sinemanın kapısında ağlamaya başladım. Param da yok. Birinci perde bitti. Sinemanın önünden kalktım Mahmut Amca’nın kızı Remziye Ablanın evine gittim. Ağlayarak olayı anlattım. O da çok üzüldü. “Keşke bana söyleseydin. Para verirdim” dedi ama zaman geçmişti. Fakat bir gün sonra rahmetli Remziye ablanın sayesinde bu fi lmi izlemiştim. Beraber büyüdüğümüz için Nafi ’nin gönlümde çok büyük yeri vardır. Malatya’ya her geldiğimde mutlaka bir araya gelir değerlendirmeler yapardık. Anlatımı, hitabeti, hafızası mükemmeldi. Bundan yirmi sene kadar önce Nafi ’nin dudak kanserine yakalandığını öğrendiğimde adeta yıkılmıştım. Hele de doktorların üç ay ömrü kaldı dediklerini duyduğumda yüreğimdeki cız sesini duymuştum. Nafi kısa zamanda gidecek. Ölüm haberini alacağım diye kendi kendime üzülüyordum. Amma velâkin Nafi çok yürekli ve inançlı ve de sağlam yapılı idi. Her şeye de hazırlıklıydı.

Bir mucize oldu, Nafi o zaman vefat etmedi kanseri yendi. Cesareti ile doktorları da hayretler içerisinde bıraktı ve kanser hastalarına inanç ve direnç konusunda örnek oldu. Nafi ; on yaşından beri sigara içerdi. Yazın Akçadağ’da çay bahçelerinde çalışır sigarasını temin ederdi. Onun için sigara çok önemli idi. Sigarayı bırak denilmesi ihtimalinden önce de doktorlara “ Doktor bey, sigarama karışma” derdi. Gel zaman git zaman Nafi ’nin iki sene önce akciğer kanserinin pençesine düştüğünü öğrendik. Üstelik kanser hücreleri yayılmıştı da. Yakın zamanlara kadar ne zaman Malatya’ya gitsek Nafi ’yi karşımda görüyordum. Gene dimdik idi. Gidilmesi icap eden yerlere gidiyor, gene de sigara içiyordu. “Emmioğlu gel bu sigarayı bırak” dediğimde de, “sigara bırakılır mı yav…” diyordu. İki ay kadar önce Nafi beni aradı, “emmioğlu akciğerdeki tümör büyüyür” dedi. Bu bir ölüm haberi idi. Bu telefondan sonra belli bir süre Nafi ’yi arayamadım. Bir ay kadar zaman geçmişti. Cesaretimi toplayarak telefona sarıldım. “Emmioğlu yatıy mısın?” dediğim de umudumu artıran bir cevapla karşılaştım. “ Ne yatması yav. Fırından ekmek almaya geldim” dedi. Sonradan değişik vasıtalarla Nafi ’den haber almaya çalıştım.