Aşağıda anlatacağım hikaye, rahmetli büyük annemin ve dedemin uzun kış gecelerinde anlatmış olduğu, unutmadığım ve önemsediğim hikayelerden biridir.
Malum eskiden uzun kış gecelerinde konu- komşu toplanır sohbetler edilir, çerezler çıkar ( dut kurusu, ceviz, Besni üzümü, Arapgir üzümü, kesmece, pestil ve kaysı çekirdeği) onları yerken de büyüklerimizin anlattıkları hikayeleri ve bazen de okudukları el yazması eski Türkçe eserleri ( Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin vs ) can kulağı ile çıt etmeden dinlerdik. 
Yine böyle bir gece de rahmetli anneannem, kavurganın faydalarını bir hikaye ile pekiştirmeye çalışıp , buğday kavurgasının , hedikten yani haşlanmış halinden daha faydalı olduğunu , buğday çiminin de her derde deva olduğunu ekinler köcek olduğunda koparıp yeyin her derde faydalı derdi....( ŞİMDİLERDE TV PROGRAMLARINDA , İNTERNET SAYFALARINDA Sağlıkçıların bunları yeni imiş gibi heyecanla sunuyor ve söylüyorlar olmalarını hayretle izliyorum .) Sıra kayısı çekirdeğine gelince, anneannem heyecanla durun size bununla ilgili bir Matal ( masal) anlatayım dedi, biz de bir yandan kaysı çekirdeği, kesmece üzüm yerken pür dikkat anneannemi dinliyor, bir yandan da sahandaki kaysı çekirdeklerine bakıyoruz çünkü hikaye sonunda herkesin ona hücum etme ihtimali var. 
Gelelim hikaye’ye; 
Lokman hekim devrinin şifacısı, büyük hekim her derde deva bulan bilge kişi, dünyayı dolaşıyor her sancakta her livada her vilayette sevinçle karşılanıyor, şehrin ileri gelenleri misafir edip ağırlıyor saygı, izzet- ikram sınırsız.
Gittiği yerleşim biriminden ayrılırken de onlara bir reçete yazıp bırakıyormuş...
Tabi bu reçeteleri kendine ikram edilen yiyeceklere, meyvelere, yörenin insanlarının benzine, yörenin havasına ve gece uykusunun rahatlığına göre hazırlarmış, hikaye bu ya....
Lokman hekimin yolu (AŞŞAĞIŞEHER) Malatya’ya da düşmüş.. BİR İZZET BİR İKRAM, BİR SEVİNÇ Kİ SORMAYIN!
Hekimbaşı Malatya da ki ziyaretleri (yatır) gezmiş, evlerde duvarlarda asılı üzellikten yapılmış süs nazarlıkları ilgisini çekmiş, sormuş, incelemiş.
Mevsim kayısı mevsimi sıcak mı sıcak, ama geceleri serin, sofralar kurulmuş mahalli yemekler en maharetli ellerde, meşe odunu yanan ocaklarda, bakır kalaylı kaplarda pişirilmiş tandır ekmeği, gıkırdaklı bilik Allah ne verdiyse güzel bir sofra kurmuşlar değerli misafirlerine Malatyalılar.
Hangi evde yemek yenilirse o evde de yatarmış Lokman hekim. 
Misafir olduğu evde yemekten sonra kahveler, mevsim yaz olduğu için de çerez yerine başta kayısı olmak üzere mevsim meyveleri sunulmuş. EV HALKI ÇOK MUTLU BÖYLE BİR MİSAFİRİ AĞIRLADIKLARI İÇİN ADETA GÖZLERİ ÜZERİNDE İMİŞ LOKMAN HEKİMİN, BİR İSTEĞİ OLUNCA HEMEN YERİNE GETİRELİM DİYE.
Kaysıları zevkle yiyen hekimbaşı çekirdeklerini tabağın içine bırakmış, diğer meyvelerin saplarının ve çekirdeklerinin atılması için konan tasa atmamış. Meyveler bitmiş sohbet devam ediyor, birazdan yatsı namazı hazır cemaat la kılınıp istirahat e geçilecek.
Evin gelini boş sahanları toplamış Lokman hekimin de tabağını almış ve bakmış ki yediği kaysıların çekirdekleri içinde onları götürüp güzelce ezmeden kırmış küçük bir kalaylı tabak içinde getirip Lokman hekimin önüne koymuş... Hekim başı teşekkür etmiş ve çekirdekleri sohbet boyu yemiş... Yatsı namazından sonra herkes İstirahate çekilmiş. 
Sabah namazını takiben, kahvaltı (taze ekşileme ekmeği, tarhana çorbası tereyağı, bal, peynir) yapıp yola çıkacak hekimbaşı. 
Kimsenin gözünde uyku yok .. sabaha kadar heyecandan uyuyamamış hane halkı.. acaba hekimbaşı yarın giderken bize ne reçete verecek diye...
Gelin zaten geceden hiç uyumamış, hamurunu yuğurmuş sabah ezanına yakın ocağı yakmış çorba pişecek ekmek yapılacak... kusursuz her şeyi hazırlamış... Kahvaltı yapılmış, değerli misafirin atı hazır, tımarlanmış, yemlenmiş geceden, Lokman HEKİMİN YOLLUK BOHÇASI DA HAZIR... 
Şehir halkı da toplanmış uğurlayacaklar Lokman hekimi, bekliyorlar yazdığı reçeteyi ne zaman verecek diye.. Helalleşmiş memnuniyetini belirtmiş ve atını üzengilemek üzere... reçete hala yok...halk tereddüt de, nihayet kadı efendi,” hekim başı hazretleri bizleri ihya ettiniz , ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN , BİZE BİR öğütünüz, nasihatiniz olacak mı” diye sormuş.. 
Lokman hekim de ;
-Kadı efendi her şey çok güzel, hepiniz ŞİFAYAB olmuşsunuz maşallah... ŞİFABAHŞ’a ne hacet...
Kayısıyı yedikten sonra çekirdeğini kırıp onları da yemek HER ÇOR’ u SÖKER VESSELAM.. deyip Malatya’dan başka diyarlara yola koyulmuş. 
Hikayemiz bu kadar herkese SAĞLIKLI BİR ÖMÜR DİLİYORUM
Necati DİKMEN
( * )
Foto Erinan’dan, Foto Cemal’e
Eski fotoğraflar şimdi kimsesiz
Hepsi yıllara küs, zamana kırgın
İlk fotoğrafımı çekmiş **Kemiksiz
Belediye önünde halay çekip her bayram
Can ciğer olurdu, tüm insanlar bir harman
Ne nifak vardı, ne bölücü bir ferman!
Şimdi yapay dertlere, aranır derman.
Türkü çığrılırdı her gece parkta
Rahmete kavuşmuş Sami Kasap da
Fahri Özyıldırım, İlhan Kızılay
Kemal Çığrığ gelecekti, gelmedi bu ay
Ne kırmızı gül kaldı, ne demet kaldı
Ne Fırat kenarında yüzen sal kaldı...
N.D
(*) Ben de Malatyalıyım Gardaş Şiir’inden
(**) Kemiksiz, Malatya’nın en eski fotoğrafçılarındandır.