Geçenlerde berbere gittim. Saç tıraşı olurken beyaz saçlarım dökülünce örtüye, bir zamanlar sim siyah olan saçlarım geldi aklıma. Yaşlanınca insan hep çocukluğunu, gençliğini mi anıyor ne! Sonra, o zamanın berber dükkânları canlandı gözümün önünde. Tecde berberinde hayal ettim kendimi.

            Küçüktük. Berber koltuğuna oturduğumuzda boyumuz kısa kaldığı için, berber hemen bir tahta parçası uzatırdı koltuğun kolçakları üzerine. Oturunca bu tahtaya,  kendimizi aynada görebilirdik. O zamanlar elektrikli makinalar yoktu. El makinası kullanılıyordu. Kaç numaraya vurduracaksak söylerdik. Yaz sıcaklarında sıfır veya bir numaraya kestirdiğimiz

saçları, kışın üç numaraya vurdururduk.

El makinalarının ucuna takılan kesici tarakları numaralarına göre değiştirilirdi. Avucunda tuttuğu makine saplarını hızlı hızlı açıp kapayınca taraklar çalışır, saçlar dibinden kesilirdi. Bazen körelmiş makine uçları keserken saçımızı çeker, acıtırdı. Makine kafamızda dolaşır, çabucak biterdi tıraş. Pudraya batırdığı pamuğu ensemize vurdukça pudranın tozu burnumuza dolar, biraz da kolonya sürülünce kafamıza evin yolunu tutardık.

Seyyar berberler de vardı bir zamanlar. Elinde siyah, körüklü çantası ile köy köy, sokak sokak dolaşırdı. Nerede müşteri bulursa tezgâhı oraya açardı. Evde, eyvanda, bahçede, sokakta, cami duvarı önünde hiç fark etmez, hemen beyaz örtüyü geçirirdi boyuna. Tecde ilkokulunda okurken seyyar berber okula da gelir, öğrencileri toptan tıraş ederdi.

            Eski berberlerin on parmağında on marifet vardı. Sadece saç kesmez doktorluk da yaparlardı.

            Dişimiz ağrıdığında berbere koşardık. Çekilmesi gerekiyorsa hemen diş kerpetenini sokardı ağzımıza. Bağırta bağırta sökerdi ağrıyan dişi. Çekilen dişin kanayan çukuruna pamuk kor, çektiği dişi avcumuza tutuşturur, ağzımızı açmadan evin yolunu tutardık.  Eve giderken avcumuzdaki dişi ya okul duvarı ya da cami duvarındaki bir deliğe korduk.

            Sünnetçilik yapardı. O zamanlar Tecde sünnet düğünlerinde, bizim berber elinde körüklü berber çantası, düğünden düğüne koşardı. Sünnet bittiğinde kullandığı kanlı ustura ve kestiği parçalar bir tepsi içinde davetliler arasında dolaştırır, herkesten bahşiş toplardı. Tepsi metal ve kağıt para dolar, en çok bahşişi de kirveden alırdı. Apse açar, kıl dönmesini bile tedavi ederdi. Neyse ben yine tıraşa döneyim.

            Biraz büyüyünce, Alabulus (Amerikan tıraşı) modası çıktı. O zaman el makinasının yanında, makaslar da devreye girdi. Ense ve yanlar makinayla alınır, üst kısımlar makasla kısaltılırdı.

Biz, jöle yerine limon suyu kullanılırdık. O da yapıştırır, sertleştirirdi saçları. Her delikanlının cebinde tarağın yanında yuvarlak bir cep aynası olurdu. Teneke olan bu aynanın arkasını artist resimleri süslerdi.

Sakal tıraşları usturayla yapılırdı. Her tıraştan önce bilemek gerekirdi. Bunun için bileği taşı ve kayışı kullanılırdı. Siyah bileği taşı biraz ıslatılır, usturanın ağzı bu taşa sürülürdü. Daha sonra bir ucu tezgâha raptedilmiş kayış bir elle tutulur, diğer elle ustura hızlıca kayışa sürülürdü. Berber, usturanın keskinliğini önce kendi bilek çevresindeki kıllarda denerdi.

            Her berberin çırağı vardı. Çırak sayısı okullar tatil olunca, yaz aylarında artardı. Aileler çocuklarını, sokaklarda haylazlık yapmasın, başıboş gezip “çakgal” olmasın diye dükkânlara çırak verirdi. Çırak sık sık yeri süpürür. Sakal tıraşından sonra yüz yıkanırken, çene altına yerleştirilen leğeni tutar. Tıraşı bitip koltuktan kalkan müşterinin omuzlarını, sırtını fırçalar ve bahşişi kapardı.

            Herkesin kendi berberi olurdu. Kendi berberi birini tıraş ediyorsa, başkasına tıraş olmaz veya başka bir berber dükkânına gitmez oturup sırasını beklerdi. Bayram öncesi berberlerin müşterisi daha çok olur, bu sıra beklemeler de uzardı.

            Yıllar geçtikçe berber dükkânları da yenilendi. Daha yumuşak, kendi etrafında dönen, yüksekliği ayarlanan rahat deri koltuklar, kocaman aynalar kondu. Saç kurutma makinası, fön makinası, elektrikli tıraş makinası gibi gereçler de çoğaldı. Tabelaları da değişti, berberin ismi “Erkek kuaförü” oldu.

            Bizim zamanımızda makinayla saç tıraşı en fazla üç-beş dakika sürerdi. Şimdi uyuyup uyanıyorsun, bakıyorsun usta hala ense tıraşında.

            Oğlum Tekin uzun süre Amerika’da kaldı. O anlatırdı: “Amerika’daki berberlerde hiç özenme yok. Makine ile şip şak tıraş ediyorlar. Alıyorlar 20-25 dolar. Türkiye’deki berberlere helal olsun. 2-3 dolara saatlerce uğraşıyorlar” der, Amerika’ya dönmeden mutlaka tıraşını burada olurdu.

            Şimdi tıraş şekilleri de çoğaldı. Jöleli, kirpi dikenleri gibi dik dik saçlar, kahküller, kulakları gizleyen saçlar. Uzun saçlar moda oldu. Sen beğendiğin artistin veya futbolcunun ismini söylüyorsun, saçın aynen onunki gibi oluyor. İstersen rengini bile değiştiriyorlar.      Nasıl yaptıracağına karar veremezsen katalogdan model beğenmen yeterli oluyor. Resim yapıp, yazı bile yazıyorlar kafana. Kaşa atılan makine de cabası. Hele birde koltuktan kalkmadan, boyun ve sırt masajı yapılınca kuş gibi hafifliyor, parfüm kokuları içerisinde uçuyorsun…

Selam olsun bizim berberlere.