Takvimler 1948'in Şubat ayını gösterirken çocuk, babasını son kez görmüştü.

O tarihten sonra bir süre babasından haber alamadılar.

Annesi umutluydu ama... Genç kadın eşini tanıyordu çünkü; onun ailesine düşkünlüğünden emindi. Olası ki Avrupa ülkelerinden birine gitmişti. Gittiği yerden mutlaka arayacaktı. Kuşku etmiyordu.

Haftalar, aylar birbirini kovalarken ünlü yazardan beklenen haber gelmiyordu bir türlü!

Yaz mevsiminin ilk ayında küçük kız ilkokulu bitirmiş; ancak sevincini babasıyla paylaşamamıştı. Yine o yıl ortaokula başlayacaktı... Babası ortalarda yoktu!

Baba aynı zaman ekmek demekti; o gittikten sonra eve ekmek getiren kimseleri  kalmamıştı. Ortaokulun ikinci sınıfına kadar okumuş olan annenin işi ya da mesleği yoktu! Vaktiyle giysilerini diktirdiği terzinin yanına çırak olarak girdi çaresiz. Akşamları evde, kocasının roman ve hikâyelerini yazdığı daktiloda on parmakla yazmayı öğrenmeye çalışıyordu.

Takvimler 16 Haziranı gösterdiğinde, bir çoban, Kırklareli'nin Sazara köyü yakınlarında bir çukur içinde bir ceset bulunduğunu jandarma karakoluna ihbar ediyordu!

O ceset, ana kızın umutla haber bekledikleri Sabahattin Ali'ydi!

(Filiz Ali / Yok Bi'şey, Acımadı ki.../ YKY)