Cemal Süreya’nın Kadıköy’de son oturduğu ev... Eski adıyla Başak Apartmanı. Üstat, 1980’den 1990 yılına kadar bu apartmanın giriş katında oturmuştu. Burada hayata veda etti! (“Yaşam” sözcüğünü kullanmazdı.) Bundan on yıl kadar önce, karikatürist Semih Poroy’dan rica ettim: Üstadın bir portresini çizdi, yazılarını yerleştirdi; o çizimin plaketini yaptırdım. TYS, Cemal Süreya Derneği, Cemal Süreya’nın kız kardeşi Perihan Bakır ve yeğenlerinin katılımıyla plaketi duvarına astık. Kadıköy Belediyesi de ilgisiz kalmadı; plaketin çakılı olduğu duvarı çikek saksılarıyla süsledi; apartmanın önüne, onun dizelerini içeren taşlar yerleştirdi.

O sokaktan geçen Cemal Süreya okuru gençler de el yazılarıyla bir şeyler yazdılar. Duvar adeta kutsanmış bir yer haline geldi. Yakın bir zamanda, duvardaki plaketin küçük kaldığını belirten Güzin Tanyeri (Cemal Süreya’nın yeğeni) aynı grafik düzeni yeniden yaptırdı ve birkaç arkadaş birlikte ikinci kez astık. Başak apartmanı yönetimi de bir katkıda bulundu: “Başak Apatmanı”nın adını değiştirip “Cemal Süreya Apartmanı yaptı. Buraya kadar her şey güzel! Gelgelelim bundan birkaç hafta önce, Cemal Süreya adını bir reklam şemsiyesine dönüştürmekte sakınca görmeyen bir arkadaş da kendi adına bir plaket oluşturarak getirip duvara çivilemiş! Cemal Süreya adını yıllardır meyhane reklamında kullanan, bu tutumuyla hep yadırganan arkadaş artık meyhaneciliği bırakmış, şairliğe başlamış... Yazdığı o, şeker manisi tadında bile olmayan şiirimsi metni, kendi imzasıyla duvara asmasını nasıl yorumlamak gerekiyor, bilemedik... Cemal Süreya’nın ölüm haberini aldığım gün İstanbul Radyosu’ndaydım. Ölümünden kısa bir süre önce, radyoda yayımlamak üzere, kendisiyle uzunca bir söyleşi yapmıştım. Çocukluk yıllarını, annesini ve öğretmenlerini anlatmıştı. Sesi, olanca tazeliğiyle bantta duruyordu.

Hemen o bandı alıp saklamaya karar verdim. Hâlâ durur bende. Bu bandın varlığını duyan meyhane sahibi arkadaş, benden rica etti bir gün: “Bantı bir iki günlüğüne ver, dinleyip sana iade edeyim” diye. “Veririm ama, bir koşulum var: Sakın kopyalamaya kalkışma!” dedim. Söz verdi kopyalamayacağı konusunda. Sözüne güvenip bandı teslim ettim. Birkaç gün sonra da geri aldım. Daha sonra duyacaktım ki, bandı çoğaltmış, meyhanedeki anma programında insanlara dinletip hava atıyormuş! Aynı kişi şimdi de, şiir değeri olmayan “şiirini” Cemal Süreya’nın evinin duvarına asarak kendini şair diye kabul ettirmeye uğraşıyor. Bakalım daha nelerine tanık olacağız!