İşleri kitap üretmek olan şair ve yazarların bir bölümü, kitap satıcılığını da kendilerine yakın bir iş alanı olarak görmüşlerdir. Bunun bir nedeni de, kalemiyle geçimini sağlayamayan edebi[1]yatçıların başka işlere yönelme zorunluluğudur. Edebiyat adamının gidip de bakkallık yapacak hali yok ya... Kendine en uygun iş olarak kitapçılığı görmesinde şaşırtıcı bir şey yok. Kimlerdi o kitapçılar? Anımsadıklarım şunlar: Cağaloğlu’ndaki Minnetoğlu Kitapevini anımsayanlar elbette vardır. Dükkânının duvarlarını ünlü yazarların fotoğrafl arı süsleyen İbrahim Minnetoğlu’nun şair olduğunu sonradan öğrenecektim. (Malatyalı olduğunu da!) Remzi İnanç’ın Zafer Çarşısı’ndaki Toplum Kitabevi hemen tüm Ankaralı edebiyatçıların otobüs durağı gibiydi. Buyrukçu’nun günlüklerinde Toplum Kitabevi’nden sıkça söz edilir. Tarık Dursun K.’nın da tek rüyası -Ankara’da yaşarken- bir kitapçı dükkânı aç[1]maktı, ama ağabeyi son anda bir oyun oynamış, ona bir zücaciye dükkânı açmıştı. Kısa bir süre zorunlu züccaciyecilik yaptıktan sonra orasını terk etti. Tarık Dursun daha sonra bu rüyasını Beyoğlu Tokatlıyan Han’da minyatür bir kitapçı dükkânı açarak gerçekleştirecekti. Kurul Kitabevi.

Milliyet gazetesinde çalışırken ikindi üstü Cağaloğlu’ndan çıkıp Beyoğlu’na yollanırdı. O geldiğinde, eşi Nermin Hanım eve giderdi. Fazıl Hüsnü Dağlarca da askerlikten emekli olunca Aksaray’da bir kitapçı dükkânı açacaktı hemen... Daha sonra dük[1]kânı Şehzade başına taşıyacak; pek satış yapmasa da, burada oturup şiir yazacak, şair arkadaşlarıyla tavla oynayacaktı. Dükkânına bir de ad takmıştı Dağlarca: Posta Kutusu. Mektupları oraya geliyordu çünkü. Erdal Öz, yargıç olan babasını kırmayarak hukuk öğrenimi görmüş, ancak diplomasını babasına verdikten sonra gidip bir kitapçı dükkânı açmıştı: Sergi Kitabevi. Ankara’ya gitmeden önce, bir süre Bursa’da babasının yanında çalışmıştı. Hukukçuluğu sevdiği söylenemezdi. Kitapçılıktan yayıncılığa geçen Erdal Öz, asıl başarısını bu alanda gösterecekti. Arif Damar’ı yetmişli yıllarda, Cağaloğlu’nda telaşlı görürdünüz... İşlerini bitirip bir an önce Yeryüzü Kitabevi’ne dönme telaşıydı bu. Kadıköy yakasındaki kitabevini uzunca bir süre açık tutmuştu. Kemal Özer’in Bahariye Caddesi’ndeki Ocak Kitabevini görmedim; çünkü dükkânı devredip Cumhuriyet’e düzeltmen olarak girmişti. Hulki Aktunç bir gün o dükkânı göstererek, Kemal Özer’in kendisine devretme sözünü verdiği halde, sözünde durmadığını söylemişti... Kemal Özer kitapçılığı bırakırken, Hulki bu işe başlayamamanın üzüntüsünü çekiyordu.

Yetmişli yıllarda Beyoğlu’nda ikinci bir kitapçı yazar daha vardı: İrfan Yalçın. Birçok edebiyatçının uğrak yeri olan ki[1]tapçı dükkânını bir dönem sonra kapattı Hoca. Ticaretin gerektirdiği kıvraklık onun dobra mizacıyla örtüşmüyordu sanırım. Aynı yıllarda Harbiye’de Demirtaş Ceyhun’un işlettiği bir kitapçı vardı. Yapı Ensdüstrisi Merkezi’ne ait bir dükkândı burası. Arkadaki solonda da, edebiyatçılarla toplantılar ve imza günleri düzenlerdi Ceyhun. Harbiye çevresinde oturan edebiyatçıların uğrak yeriydi o kitapçı... Ceyhun da ticaret adamı değil, kültür adamıydı. O nedenle olacak ki, bir zaman sonra Yapı Ensdüstri Merkezi’yle yollarını ayırmak zorunda kaldı. Necati Mert, Adapazarı Havuzlu Çarşı’daki kitapçı dükkânını daha sonra oğluna bırakacaktı. Çok yakın günlerde kadar açık olan dükkânı tümüden kapattı. Orası da, Adapazarı için bir kültür durağıydı. Günel Altıntaş, seksenli yıllarda Maltepe’de kitapçılık şansını deneyecekti. Başkaları da var bu örnekler arasında. Örneğin Ankaralı kitapçılardan Abdullah Nefes’i, Ödemiş’ten, Behiç Duygulu’yu, Sahafl ar Çarşısı’nki Elif Kitabevini mutlaka anmamız gerekiyor. Yolu Sahafl ar’dan geçen herkesin mutla uğradığı bu kitabevini yazar, felsefeci Aslan Kaynardağ yönetirdi. Bunlardan biri dışında hayatta kalan yok... Artık kitapçılığa heves eden de yok