Mustafa Kemal Paşa,Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Padişah Vahdettin'e bir telgraf çekti:

"Millî savunmamızı, düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terk edemeyiz, İstanbul mabetleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe, biz mücadelemizde devam etmeye mecburuz. Kendi hükümetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti karşılığı kavuşacağımız huzur ve mutluluğa bin kere üstündür."

Mustafa Kemal Paşa bugün ayrıca, Milli Mücadele'ye katılmak üzere İstanbul'dan Ankara'ya gelen Harbiye Nazırı Fevzi Paşa'yı istasyonda karşıladı.

DARPHANE MÜDÜRÜ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ

Cemal Süreya buluşları, fantezileri olan, hayata da, edebiyata da bakışında özgün izler bulunan biriydi.

Sözgelimi, Kadıköy İskelesine en yakın oturan edebiyatçı olmakla övünmesi bunlardan biriydi.

Tabii bunu söylediği dönemde, Dağlarca henüz Kadıköy'e taşınmamıştı. Çünkü Dağlarca'nın sonradan adının verildiği sokak da İskeleye çok yakın.

Ancak, Dağlarca'nın adını taşıyan sokağın uzunluğu yüz metre. Oysa Cemal Süreya'nın adını taşıyan sokağın uzunluğu bir kilometre kadar... Cemal Süreya yaşasaydı, bu farkı kim bilir ne kadar gırgır konusu yapardı!

Fantezilerinden biri "gölge yazarlar evi" açmaktı. Orada, adına kitap yazdırmak isteyen herkes için para karşılığında kitaplar yazılacak; hepimize iş çıkacaktı.

Bir başka düşü, bir BMW kitabı çıkarmaktı. Türkiye'deki bütün BMW sahiplerinin adları ve arabalarıyla olan serüvenleri anlatılacaktı. Çünkü ona göre BMW sahipleri arabalarına tutkuyla bağlanmış kişilerdi. Adı geçen herkes o kitaptan bir tane mutlaka alırdı.

Bir ütopyası da şuydu: Edebiyat dünyasından kırk kişi bir araya gelecek, her yıl bir edebiyatçıya vefa ödülü verecektik... Adı, Kırklar Ödülü olacaktı! Bunu konuştuğumuzda, ödüle layık çok edebiyatçı vardı hayatta...

Cemal Süreya'nın böyle fantezileriyle ilk karşılaşmam, onun Darphane Müdürlüğü sırasındaydı.

Abdülkadir Bulut'la birlikte ziyaretine gitmiştik... Üstatla ilk kez karşılaşıyorum. Sözlerini saygıyla karışık bir ciddiyet içinde dinliyorum:

"Bir antoloji düşünüyorum" dedi. "Adı, 'Darphane Müdürü Şairler Antolojisi' olacak... İki kişilik bir antoloji olacak bu: Divan şari Nâbi ve ben..."

Öyle ciddi anlatıyordu ki, onun fantezilerini henüz hiç bilmeyen ben, iki kişilik antoloji tasarısına bir an inanmıştım...