Büyük Millet Meclis’inde, cephelerdeki son durum ve “Yunan mezalimi” konuşuluyordu. Kürsüde konuşan Fevzi Paşa, Meclis’e bu konularda bilgi veriyordu. Bazı milletvekilleri, Türklerin de aynı biçimde davranmasını istiyor, Fevzi Paşa karşı çıkıyordu buna: “Türk askeri düşmanın seviyesine inemez!” Bu söz alkışlar ve bravo sesleriyle karşılanmıştı. Paşa’nın konuşması sürerken, Mazhar Müfit ve Hamdullah Suphi Bey’ler, sessizce dışarı çıktılar. Mustafa Kemal’in odasının önünde, Albay Salih Omurtak ile Salih Bozok alçak sesle kendi aralarında konuşuyorlardı. Hamdullah Suphi Bey, Salih Bozok’a: “Reis Paşa’yı görebilir miyiz?” diye sordu. Salih Bozok: “Çalışıyordu ama, sizi bekletmek istemez,” dedi. Kapıyı vurup açtı, yol verdi. Mustafa Kemal Paşa, masasına serili haritayı inceliyordu. İçeri girenleri fark etmedi. Hamdullah Suphi seslenmek zorunda kaldı. “Paşam!” Paşa başını kaldırdı, karşısında konuklarını görünce gülümsedi, ayağa kalktı, ellerini sıktı. “Buyurun,” diye yer gösterdi. Oturmadılar. Hamdullah Suphi: “Vaktinizi almayacağız Paşam,” dedi. “Mazhar Müfit Bey’in başkanı olduğu Öğretmenler Derneği, birkaç gün sonra Ankara’da toplanacak. İki yüzden fazla öğretmen katılıyor. Fakat, Fevzi Paşa’yı dinleyince tereddüte düştük. Savaşın hızlandığı şu günlerde böyle bir toplantı, size ayak bağı olabilir. Uygun görürseniz erteleyelim.” Mustafa Kemal Paşa: “Hayır, hayır! Ertelemeyin...” diye karşı çıktı. “Cehaletle savaş, düşmanla savaştan daha az önemli değildir. Cehalet de bizim düşmanımızdır. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım.”

CUMALI: “ZELİŞ KAZANIYOR, BEN YİYORUM!”

Necati Cumalı’nın ünlü romanı, 1959 yılında “Tütün Zamanı” adıyla yayımlanmıştı. Üstat daha sonra roman kahkamanının adıyla yayımladı bu yapıtı: “Zeliş”. İzmir, Urla’ya yerleşmiş Balkan göçmeni ailelerin yaşam kavgaları ve gönül ilişkilerinin anlatıldığı roman, okurlarca sevilmiş, değişik yayınevlerinde üst üste basılır olmuştu. Edebiyat alanında iddialı bir kalem olan Necati Cumalı, kitabının üst üste baskılar yapmasından memnun, edebiyatçı dostları arasında övünüp duruyordu! O günlerde, bir bölük edebiyatçı arkadaşıyla Ankara’ya, Türk Dil Kurumu kurultayına gitmişlerdi. Kimler yoktu ki grupta? Sabahattin Kurdet, Sami Karaören, Salah Birsel, Behçet Necatigil... Kaldıkları otelin lobisinde otururlarken, yine Cumalı neşe içinde anlatıyor, arkadaşları da bıyıkaltından gülümseyerek onu dinliyordu: Necati Cumalı: “Zeliş kazanıyor, ben harcıyorum. Zeliş kazanıyor, ben yiyorum...” diye vurguluyordu. O böyle zevkle kitabının yaptığı baskı sayısıyla övünürken, lobide oturan bir yabancı da bu konuşmaya kulak kabartmış Cumalı’yı dinliyordu. Biraz hacıağa kılıklı, biraz külhani bir görüntüsü vardı bu kulak misafirinin... Bir ara dayanamadı, oturduğu yerden Cumalı’ya seslendi: “Bey Baba, bu Zeliş dediğiniz kadın, kaç numarada çalışıyor?”