25 Nisan 1915 sabahı Mustafa Kemal Boğalı'da deniz toplarının sesiyle uyandığında, kendini savaşın en ağır noktasında buldu. Top sesleri Sarıbayır sırtlarının ardından geliyordu.

Oysa Alman Generali Liman von Sanders'in tahminine göre, bir çıkartma noktası Çanakkale'nin Asya kıyıları; öteki çıkartma noktası Bolayır Geçidi olacaktı. Bu tahmin üzerine elindeki kuvvetlerin önemli bir bölümünü buralara yerleştirmişti.

Top sesleri üzerine Mustafa Kemal bir süvari bölüğünü keşif için kuzeydeki Kocaçimen Tepe'ye gönderdi. Conkbayırı zirvesine doğru küçük bir düşman kuvvetinin ilerlemekte olduğu raporunu aldı.

Ama Mustafa Kemal rapora aldanmadı; durumu hızla kavramıştı: Bu gelen küçük bir düşman kuvveti olamazdı; büyük bir kuvvetin saldırısıyla karşı karşıya bulunuyorlardı!

Sarıbayır sırtları ve Conkbayırı tepesi, şimdi Türk savunmasının kilit noktaları olacaktı. Düşman buraları ele geçirirse, Yarımada'nın her yanına kolayca yayılırdı.

Mustafa Kemal derhal, Tümen Komutanı yetkisini aşan bir emir verdi: Alayların en iyisi olan 57. Alay, dağ bataryasıyla birlikte Kocaçimen Tepe'ye gidecekti. Kararını karargâha bildirdi.

Cüretli bir karar vermişti, biliyordu. Yanına doktorunu ve yaverini alarak, ilerleyişi hızlandırmak üzere, atını Alay Karargâhına sürdü.

Asıl saldırı noktasında bulunduklarını hızla kavrayarak Von Sanders'in yedekte tuttuğu kuvvetlerin önemli bir bölümünü savaşa sokmuştu. Ama kararı yersiz değildi; teşhiste yanılmıyordu.

Kayalık ve taşlı yollardan kâh atıyla, kâh yaya yürüyerek Kocaçimen Tepe'ye çıktığında, aşağıda ışıltılı denizin üzerine serpilmiş düşman gemilerini gördü. Kendi de bizzat yardım ederek dağ bataryalarını mevzilere yerleştirdiler.

Gece sabaha kadar uykusuz beklediler. Mustafa Kemal sürekli at sırtında oradan oraya giderek bütün cepheyi denetliyordu.

Gecenin karanlığından yararlanan düşman kuvvetleriyse kıyıya yeni birlikler yığıyordu.

Çarpışma başladığında düşman ateşten bir perde çekmişti sanki. Ateşten perdenin ardında ilerlemeye çalışıyordu.

Ancak hiç ummadıkları biçimde, tepelerine, dağ bataryalarından şarapnel parçaları ve kurşun yağıyordu!

Çarpışma bütün gün sürdü! Karşılıklı çok sayıda can kayıpları oldu.

Gece yarısına doğru Queen Elizabeth gemisinde uyumakta olan İngiliz Başkomutanı Sir Hamilton'u uyandırarak Anzak Komutanı Birdwood'dan gelen mesajı ilettiler: Komutan, yenildiklerini belirtiyor; geri çekilmeyi öneriyordu.

LIFE'IN MUHABİRİ

Kendini hep Life dergisinin muhabiri olarak tanıtmaktan hoşlanan Ara Güler usta, şimdilerde günlerini daha çok, Galatasaray'daki Güler Apartmanı'nın girişinde, "Ara Kafe"de geçiriyor. Yolu bu kafeye düşenler, onu gençler arasında bir başına  oturmuş; mutsuz, aksi bir yüz ifadesi ve soğuk bakışlarla çevresini izlerken görürler.

Seksenli yılların sonları olmalıydı. Dönemin Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, Emirgan Sarıköşk'te bir yemek vermişti gazetecilere. Yemekte Ara ağabeyle aynı masadaydık... Üstat övünçle anlatıyordu:

"Bedrettin beni aradı. 'Abi mutlaka geleceksin!' dedi. 'E tabii, biliyor ben Life'ta yazıyorum. Benim fotografilerimi Life tam sayfa kullanıyor..."

Yemekler yenildi, kahveler içildi.

Bir aralık, Ara Güler'in kulağına eğilerek:

"Üstat" dedim. "Life dergisinin muhabiri de gelmiş yemeğe. Sen istersen görünme..."

Ara Güler bir an yüzüme kuşkuyla baktı. Hoşuna gitmiş olmalı ki güldü:

"Evet," dedi. "Öyle birileri de dolaşıyor ortalıkta. Ben de duydum!"