Can Yücel gençlik yıllarında bir gün vapurla İngiltere’ye gidiyordu. Vapurda bir işadamıyla tanıştı. Uzun deniz yolculuğunda iki yol arkadaşı uzun uzun söyleştiler. İşadamı, genç adamın babası Hasan Âli Yücel’i tanıyordu asıl; ona karşı saygı besliyordu. O saygın babanın oğlunu da sevmiş, yakınlık duymuştu. Söyleşi sırasında merakla sormuştu işadamı: “Hangi okulu bitirdin? Ne okudun? Uzmanlığın nedir?”
Can Yücel: “Şiir yazarım, çeviri yaparım,” dedi. “İngilizce, Latince bilirim.”
İşadamı, bu işlerin getirisiyle geçim sağlanmayacağını biliyordu. Ona birlikte çalışma önerisinde bulundu. Kartını çıkarıp verdi.
İş dünyasının uzağında bulunan Can Yücel, birlikte çalışmaya pek de olumlu bakmıyordu tabii... Ama verilen kartı atacak değildi; alıp cebine koydu.
İki yol arkadaşı, o yolculuktan sonra bir daha birbirlerini görmedi. 
Aradan birkaç yıl geçti... 
Can Yücel şiirle, çevirilerle geçimini sağlayamıyor, babadan kalma şeylerin akarıyla idare ediyordu. Günün birinde aklına o vapurda tanıştığı, işadamının, birlikte çalışma önerisi geldi. Kendisine verilen kartı buldu. Kalkıp, o kartta yazılı adrese yollandı.
Tabii, işadamıyla görüştürmediler, kim olduğunu sordular önce. Elindeki kartı göstererek işadamının kendisini çağırdığını belirtti. İçeriye haber iletildi. İşadamı, onunla görüşmeyi kabul etmedi. Gerisin geri döndü Can Yücel.
Yıllar sonra bu olayı anlatırken üstat kalın kalın gülüyordu: “Benimle görüşmedi bile!”
İşadamı, Vehbi Koç’tu.

UÇARKEN UYUYAN KUŞ: EBABİL

Ebabil kuşu, genellikle kırlangıçla karıştırılır. Kırlangıçlara göre kanatları daha uzun ve kavisli bir kuştur. Gece gündüz havada kalır ve uçarken uyur. Geceleri görebilme özelliğine sahiptir. Açık alanlarda ve kentlerde görüldüğü olur. Yalnızca üreme dönemlerinde yere inip, kayalıklardaki ve yüksek binaların çatılarındaki yuvalarında uyurlar. Sürüler halinde, tiz çığlıklar atarak uçarlar. Ayaklarının üstünde diğer kuşlar gibi dik biçimde duramazlar. Türkiye’de ilkbaharda görülmeye başlar, sonbaharda güneye göç ederler.