9 OCAK 1990’dan iki ya da üç ay önceydi. TRT İstanbul Radyosu’dan birlikte çıktık, Taksim’e doğru yürüyoruz. Yürürken ordan burdan konuşuyoruz. Günlerden cuma. Akşamın eşiğindeyiz... Taksim’e yaklaşırken bir öneride bulundu üstat: “Gel seni bir yere götüreyim bu akşam! Ama önce şurdan bir şeyler alalım.”
Nahit Hanım’ın evinin önündeymişiz, bilmiyordum. Cuma akşamları Nahit Hanım’ın evinde toplanıldığını duyardım da, hiç gitmemiştim.
Nahit Hanım, uzun bir masa çevresinde toplanan arkadaşlarıyla çilingir sofrasını çoktan kurmuştu. Hemen hepsi kadındı arkadaşlarının... 
Cemal Süreya’nın geldiğini işitince, sandalyelere tutunup yürüyerek, bütün inceliğiyle onu kapıda karşılamak istemişti.
Meğer çok zaman olmuş görüşmeyeli. Olanca içtenliğiyle sitemler ediyordu: “Cemal nerelerdesin? Ne kadar zaman oldu bana gelmeyeli?” 
Cemal Süreya, yüzündeki mutluluk gülümsemesiyle ve sakin, gevrek ses tonuyla karşılık veriyordu ona. 
Gelenin Cemal Süreya olduğu duyulunca, masadaki kadınlar arasında belirgin bir hareketlenme oldu. Yeni tabaklar konuldu masaya, kadehler dolduruldu: “Hoş geldin!” denildi.
Dakikalar ilerledikçe Nahit Hanım tatlı tatlı, birbirinden ilginç anılar dağarcığından kesitler çıkarıp koyuyordu masaya. 
Masanın çevresindeki kadınlar sürekli Cemal Süreya’nın ilgisini çekmeye, ona bir şeyler anlatmaya çalışıyor, kimi yüksek sesle konuşuyor, yalnız kendisini dinlesin istiyordu. Cemal Süreya hayatından memnun, herkese yetişmeye çalışıyordu. Birinin yüzünü antika paralardaki resme benzetiyor, birinin resmini çiziyor, bir başkasına evlenme öneriyor, kimseyi geri çevirmiyordu.
Kaç saat oturduk böyle, bekli üç, belki dört... Sonra Kadıköy’e yollanmak üzere izin isteyip kalktık. Nahit Hanım yine bütün inceliğiyle ve güçlükle yürüyerek kapılara kadar geçirdi konuğunu... Sıkça gelmesini tembihledi.
Sokağa çıktığımızda, Cemal ağabey:
“Âbi gördün işte kadınların ilgisini!” dedi.
Görmüştüm evet, doğruydu. 
Çok geçmeden bir kez daha görecektim, birkaç ay sonra, Şişli Camii’nin avlusunda: O akşamki kadınların tümü ve daha başkaları, Cemal Süreya için ağlıyordu! 
Kadınların gözyaşlarını görüyor muydu acaba, sevgili ağabeyim?