Hani ne derlerdi Babıali’de? - Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur... Onun da ta çocukluğundan beri, damarlarında dolaşan tutku, gazeteci olmaktı. Mesleğe ilk atıldığında, ortaokulun üçüncü sınıfındaydı henüz. Bir grup arkadaşıyla birlikte yüz elli adet teksir bastırmışlardı. Gazetenin adı, “Matrak”tı. Bir mizah gazetesiydi bu. Okul yönetimince büyük bir tepkiyle karşılandı “Matrak” gazetesi! Tarık Dursun Kakınç, Teoman Civelek, Ülkü Arman, Bekir Çiftçi’den oluşan gazeteci adayları doğruca disiplin kuruluna verildi. Disiplin kurulu, bu körpe gazetecileri suçlu buldu! Hak etmedikleri bir ceza, moral bozukluğuna yol açtı. Derslere karşı bir soğukluk baş gösterdi. Yıl sonunda kimya dersinden ikmale kaldı... Bu da okul yaşamına konulmuş bir nokta oldu. Çünkü bütünleme sınavına hazırlanmak yerine dışarıda, ekmek kavgasına atıldı; birtakım işlere girip çıkmaya başladı. Kunduracılık, köftecilik, biletçilik, züccaciyecilik, memurluk... Bir yandan çalışırken bir yandan da kiralık kitaplar okuyarak iç dünyasını besliyordu. Yıl, 1950 ve sonrası. Damarlarında dolaşan yazarlık ve gazetecilik tutkusu onu hiç terk etmedi. Yayımladığı şiirler, hikâyeler, romanlarla kuşağının önde gelen yazarlarından biri oldu. “Haritada Beş Nokta” adlı dizi röportajıyla gazetecilik ödülü aldı. Milliyet ve Koza Yayınlarını kurup yönetti. Milliyet Çocuk, Günümüzde Kitaplar dergilerini çıkardı... Yıllar yıllar sonra emekli olup Foça’ya yerleştiğinde, bu satırların yazarına da ısrarla Foça’ya yerleşmesini ve orada birlikte bir gazete çıkarmayı önerecekti.