Ne derler? Kişi yedisinde neyse yetmişinde de odur. Onun özelliği de Doğrucu Davut olmaktı. Çocukluğunda da, yetişkinliğinde de... Bu özelliği yüzünden başına gelmedik hal kalmamıştı. Polisle başı dertten kurtulmadı. Mahkemelerde yargılandı. Cezaevlerinde yattı. Linç edilmek istendi. Yine de topluma doğruları söyleme alışkanlığını elden bırakmadı. Doğrucu Davut’luk yaradılışında vardı. Çocukluk yıllarında bir gün babasıyla Mahmutpaşa’ya uğramışlardı. Annesi, “Zincirli” marka makara ipliği istemişti, onu alacaklardı. Ancak babasının bir huyu vardı, çekişe çekişe pazarlık etmeden hiçbir şey almazdı. Bu yüzden babasıyla birlikte tezgâh tezgâh, dükkân dükkân dolaştıkları çok olurdu... Mahmutpaşa Yokuşu’nda da öyle, dükkândan dükkâna girip çıkarak aynı marka ipliği daha ucuza almaya çalışıyordu adam. Bütün dükkânlarda altmış kuruştu makaranın ederi. O ise, kırk kuruşa alabilmek için çekişip duruyordu satıcılarla. Böyle böyle Mahmutpaşa Yokuşu’nu aşağıdan yukarıya katetti baba oğul. “Aşağıda elli kuruş dediler, almadım. Hadi kırka ver de senden alayım...” diyordu babası. “Kiminin parası, kiminin duası demişler.” Yahudi esnafı duayla ikna etmek mümkün olmuyordu tabii. Çocuk da babasının söylediklerini şaşkınlıkla karşılıyordu. Çünkü aşağıdaki dükkânlarda da altmış kuruş istendiğini görmüştü. Satıcının önünde babasını yalancı çıkarmayacak kadar da düşünceliydi elbet. Ola ki babası aşağıdaki dükkânda da altmış kuruş istendiğini unutmuştu... Dükkândan çıkınca, onu uyarma gereği duydu: “Baba” dedi, “aşağıda da altmış kuruş istemişlerdi.” Böyle der demez, babasının eli havaya kalktı, yanağına bir tokat patlattı! İlk kez babasından bir tokat yiyordu çocuk. Üzüntü içinde susup kaldı... Gelgelelim toplum önünde susup kalmayacak, doğru bildiklerini hep dobra dobra söyleyecekti... Toplumu karşısına almak pahasına bile olsa! Onun adı Aziz Nesin’di.

ACI ADAM: METİN ELOĞLU

Metin Eloğlu hakkındaki “acı adam” nitelemesi Can Yücel’e ait. Yirmili yaşların eşiğinde Güzel Sanatlar Akademisi’de Resim Bölümü öğrenciydi. 1946 yılında siyasal nedenle iki ay tutuklu kaldı. Bu yüzden Akademi’deki kaydı silindi. 1947’’de askere gitti; disiplinsizlik gerekçesiyle beş yılda terhis olabildi. Evlendi, çocukları oldu: Bir kız, bir oğlan... Bohem yaşamı yüzünden karısı çocuklarını alıp Almanya’ya gitti. Ama adresleri meçhuldü! Yıllarca çocuklarından haber alamadı; babadan uzakta büyüdüler. Oğlu on sekiz yaşından sonra baba özlemiyle kalkıp İstanbul’a geldi. Şair ve ressam Metin Eloğlu, boyu kadar olmuş oğlunu ilk kez görmenin sevinciyle onu alıp meyhaneye götürdü. Sevgili oğluyla karşılıklı kadeh kaldırıp söyleşmenin hayali içindeydi. Ne var ki hiçbir şey konuşamadılar. Ne oğlu Türkçe biliyordu, ne de kendi Almanca tek bir sözcük!... Arkadaşı Eloğlu’nun şanssızlıklarını anlatan Can Yücel, “İşte” diyordu, “Metin böyle acı bir adamdı!”