Yaşar Gürsoy, Atatürk’le ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Yazılı basından yetişme ve televizyon ekranlarının bir zamanların başarılı muhabiri, sevgili arkadaşım Yaşar Gürsoy, emekli olalı beri, Atatürk’le ilgili ilginç anılar derleyip kitaplaştırıyor. Yaşar Gürsoy’un gündeme taşıdığı son çalışması gerçekten ilginç: “Atatürk’ün Katilleri ve O Doktor”. Yayımlanmış, arşivlere girmiş sayısız belgeyi elden geçiren Gürsoy, oluşturduğu bu kitabıyla iddialı bir tavırla okur karşısına çıkıyor. Atatürk doğal yollarla ölmedi, özellikle öldürüldü! Bu, öteden beri ima edilen bir konuydu. Yaşar Gürsoy, konunun üzerindeki kuşku ve tereddüt perdesini kaldırıyor. Atatürk’ün ölümünün doğrudan sirozla ilgili olmadığını, zehirlenerek öldüğünü söylüyor. Bilindiği gibi, Atatürk’ün hastalık sürecinde Türk hekimler kadar yurt dışından çağrılan hekimler de tanı ve tedavi için çağrılmışlardı. Bunlardan biri var ki, şüphelinin önde gideni! Hitler’in dünyayı yakmaya hazırlandığı süreçte, yaptığı deneylerlere dikkat çeken biri. Romanya Kraliçesi Marie, Yunan Başbakanı Metaksas, Bulgar Kralı Boris’in de ölümlerinden önce tedavileriyle ilgilenmiş olan Prof. Hans Eppinger. Ne yazık ki, Atatürk’ün tedavisi için de Türkiye’ye çağrılmış bu şaibeli hekim. Atatürk’ün hiç hoşlanmadığı bu kişi, ona “Salyrgan” adlı bir sıvı enjekte ediyor. Civa içerikli bu sıvı henüz deney aşamasındadır. Yaşar Gürsoy, Atatürk’ün hastalığı sürecinde görev alan bütün hekimleri tanımamızı sağlıyor. 1938’in Kasım ayına kadar bir yandan canıyla uğraşan Atatürk’ün, bir yandan da dünyanın içine yuvarlanacağı İkinci Dünya Savaşı belasından genç Türkiye Cumhuriyeti’ni nasıl uzak tutacağının hesaplarını yapıyor! Irkçı Hitler’e ve Mussolini’ye Atatürk’ün bakışı neydi? Hitler, Atatürk için neler söylüyordu? 1938 yılını, ay ay, gün gün hikâye ediyor bizlere... Yaşar Gürsoy dostumu kutluyorum bu yararlı, bir o kadar da acıklı belgesel çalışmayı meydana getirdiği için. Çok ilginç ayrıntılar var kitapta. Günlerdir elimde. Atatürk’le gönül bağı olan herkese öneririm.

OKU BABAN GİBİ...

” Tarihçi Abdurrahman Şeref Bey bir dönem Galatasaray Lisesi’nde müdürlük ve tarih öğretmenliği de yapmıştı. Bir gün, haytalık edip ders çalışmayan bir paşa çocuğuna; Türkçeye yerleşen şu ünlü sözünü söyledi: - Oku da baban gibi, eşek olma! Abdülhamit döneminin ünlü paşası, ertesi gün adeta okulu basıp Abdurrahman Şeref Bey’i sıkıştırdı: -Beyefendi, ben Padişah maiyetinde bir paşayım; bana nasıl eşek diye hakaret edersiniz? Abdurrahman Şeref sakince izah etti sözlerini. - Efendim ben size eşek demedim, estağfurullah, tembellik eden oğluna sizi örnek gösterdim: - Babanız okumuş, adam olmuş; sen de oku baban gibi, eşek olma! dedim. Bu açıklama üzerine paşa özür dileyerek okuldan ayrıldı