Tıpkı dolmuş taksiler gibi gecekondular da İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye toplumunda yaşamı zorlaştırması sonucu ortaya çıkmıştır.

O dönemde, "İsmet Paşa savaştan kaçarak Türklerin  erkekliğini öldürdü!" biçiminde akıl dışı eleştiriler yapılıyordu basında.

Milli Şef'in bu tür eleştirilere karşı kulağı sağırdı; ülkesini savaş yangınının dışında tutmaya kararlı.

Yine de ülke, savaşın olumsuz etkilerinden yakasını kurtaramayacaktı.

Toplumun yetişkin erkek nüfusu silah altına alınmış; Almanlar Trakya'dan ha girdi ha girecek diye teyakkuz durumunda bekliyordu! Bulgar sınırındaki askerler iki nöbet arasında uyuyabiliyordu ancak. Kaputlarını çıkarmadan yatıyorlardı ki, her an uyandırılmaya hazır olsunlar...

Anadolu köylerinde kadınlar üretim yapmaya çalışıyor, ürettikleri, çocukların boğazını doyurmaya yetmiyordu. Üretim düşmüştü. Pazara ürün gidemiyordu. Dolayısıyla kentlerde pahalılık almış yürümüştü...

Açlık, yoksulluk nedeniyle hastalıklar baş göstermişti. Tüberküloz, sıtma, trahom, uyuz döneme damgasını vuran hastalıklardı.

Ev kiraları da yükselmiş, ücretinden başka geliri bulunmayan yoksul işçi kesimi kira ödeyemez duruma düşmüştü!

Aşırı kira ücretiyle başa çıkamayan durumdaki işçiler, çalıştıkları fabrikanın çevresindeki hazine arazileri üzerine, başlarını sokabilecekleri kondular yaptırma yoluna gitti. Ve günden güne kondu sayısı artmaya başladı.

Takvimler 1948 yılını gösterirken, bu, insan sağlığına elverişsiz konduları önleme yasası çıkarıldı.

O sırada Türkiye'deki toplam gecekondu sayısı yirmi beş bine ulaşmıştı.

Kentlerde böylesine kolay konut edinme hayali yaygınlaşınca, köylerden kentlere doğru göçler hız kazandı!

Ellili yıllar boyunca, kentlerin çevresinde birer ur gibi büyüyen  mahallelerde gecekondu sayısı arttı, arttı, arttı...

Politikacılar o mahallelere oy deposu gözüyle bakmaya başlayınca, gecekonduların önünü almak büsbütün zorlaştı.

Tıpkı günümüzde olduğu gibi, her seçim öncesi, gecekondu semtlerine göz kırpılarak, imar affı sözleri verildi!

KADİM İSTANBUL'DA DOLMUŞÇULUK

İnanmayacaksınız belki, dolmuş taşımacılığının geçmişi, kadim İstanbul'da  on beşinci yüzyıla kadar uzanır.

İlk dolmuşçuluk karada değil, Boğaz ve Haliç suları üzerinde yapılıyordu. Adı, "nöbet kayığı" idi. İskelede, doluncaya kadar bekler, dolduğunda kalkardı kayıklar. Narh ile çalışırlardı.

Karada dolmuş taşımacılığıysa, on dokuzuncu yüzyılda başlayacaktı. Atlı kira arabalarıyla yapılıyordu.

Otomobil dolmuşçuluğu ise, İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı yoksulluk ortamının bir ürünüydü. Çalışma yaşındaki erkekler askere alınmış, ülkede üretim düşmüş, hayat pahalılığı artmıştı. Dar gelirli insanlar yiyecek ekmek bulmayı bile mutluluk sayıyordu...

Bir yerden bir yere gitmek için taksiye verecek parası yoktu  çoğu insanın. Bu yüzden taksici esnafın da geliri düşmüştü. Buna çözüm olarak, bir yöne giden birkaç yolcuyu aynı fiyatla taşımaya başladılar. Böylece taksi ücreti yolcu sayısına bölünerek, ödenebilir hale geldi.

Taksi dolmuşlar toplum hayatında o kadar benimsenmişti ki, bunlar savaş sonrasında şehirlerarası yolcu taşımacılığı bile yapmaya başladılar. Bu şehirlerarası dolmuşçuluğun üssü de Sirkeci'ydi.  Çünkü taşradan gelen insanlar Sirkeci otellerinde kalıyor, sonra buradan memleketlerine dönüyorlardı.

Zamanla piyasaya çıkan otobüslerle daha fazla sayıda yolcu taşıma olanağı doğunca, taksi dolmuşlar bu alandan çekildi.