Derlerler ki, Ahmet Mithat Efendi kızlarını Batılı tarzda yetiştiriyordu. 
Derler ki, kızları içinde ilk göz ağrısı büyük kızı Mediha’nın ayrı bir yeri vardı onun gönlünde. 
Derler ki, Mediha da babasına pek düşkünkü: Babasının eve dönüşünü sabırsızlıkla bekler;
 onun vapurla geleceği saatte atına atlayıp Hünkâr İskelesi’ne inerdi. 
Ahmet Mithat Efendi vapurdan inip kendisini bekleyen kayığa biner, kayıktan sonra arabasına geçerek atlı kızının eşliğinde yalıya ulaşırdı.
Genç kız atının üzerinde bir amazonu andırırdı adeta. 
Ayaklarında çizmeler, başında çevresi tenteli bir kapüşon, saçları kurdeleyle bağlı... 
Genç kız, atının üzerinde babasını karşılamaya indiği günlerden birinde, vapurdan çıkan Ahmet Mithat Efendi’nin yalnız olmadığını fark etti... 
Babasının, yabancı bir erkekle birlikte geldiğini görünce, fazla sokulmadı yanlarına.
Saçlarını savurarak atını mahmuzladı. Ancak babasının arkadaşı şair Naci Bey, saçının bukleleri uçuşarak at üzerinde giden genç kızın güzelliğini fark etmekte gecikmemişti.
Derler ki, Naci, “Ey şehsuvar, dur!” şiirini bu karşılaşma üzerinde yazmıştır. Günahı söyleyenlerin boynuna...
Genç kız o sırada on dört yaşında, Muallim Naci ise otuz beşlerindeydi.
O günden sonra aralarında mektuplaşmalar başladı ve kısa bir süre içinde söz kesildi!
Mutlu bir evlilikleri oldu... 
Dışarıda asık yüzlü olarak tanınan Naci, evinde hep güler yüzlüydü.
Derler ki, Muallim Naci 1893 yılında ölünce, Mediha Hanım kendini tümüyle musikiye verdi; eşinin şiirlerini besteleyerek zaman geçirdi.

ECEVİT’İN, ORHAN KEMAL DOSTLARINA TELGRAFI

Geçen hafta, Rahşan Hanım’ın ölümü nedeniyle Ecevit’ler bir kez daha gündeme geldi.
Bülent Ecevit bizden biriydi. Siyaset adamı olduğu kadar kültür ve edebiyat adamıydı. 
Cağaloğlu’nda herhangi bir gün, bir gazetenin merdivenlerinde göz göze gelebilirdiniz. 
Bu karşılaşmada, sizi tanısın tanımasın, bütün inceliğiyle, içtenliğiyle, selamsız geçmezdi yanınızdan... 
Bülent Ecevit bir Vedat Günyol hayranıydı. 
İlk başbakanlığı sırasında, Vedat Günyol’u kendisine kültür müsteşarı yapmak istemiş, önerisini bir telgrafla bildirmişti. 
Ne var ki o, dünyanın en alçakgönüllü adamı, bu göreve kendini layık görmemiş; yine incelikli bir telgrafla geri çevirmişti Ecevit’in önerisini.
Paylaştığımız telgraf da Bülent Ecevit’in kaleminden çıkma bir metin. Bu kez, Orhan Kemal’in ölümünün dördüncü yılında Sinematek’te düzenlenen anma ve ödül törenine çağrılmış Başbakan. 
Törene katılamayacağını, telgraf metnindeki gönül okşayıcı sözlerle bildiriyor. 
Türkiye çok sayıda Başbakan gördü. Hiçbiri Bülent Ecevit kadar yakınımızda olmadı.