1977 yılı mıydı? Enver Gökçe’nin hastalığı ilerlemiş, ameliyat olması gerekiyordu. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın etkin dönemi... (Yönetim yeri Divanyolu, Piyer Loti’deydi.) Sendika, Bulgar Yazarlar Birliği’yle bağlantı kurmuş, ihtiyar usta Gökçe’nin ameliyatının Bulgaristan’da yapılması sözünü almıştı. Yılların yıpranmışlığı altındaki Enver Gökçe’nin Bulgaristan’a gidecek parası yok.

Doğaldır ki, gidiş dönüş ücretini de Sendika üstlenmişti. Ancak böyle bir ödeme için Yönetim Kurulu kararı gerekiyordu ki, bankadan para çekilsin. Mevsim yaz, hava sıcak... Sendika yöneticilerinin çoğu İstanbul’u terk etmiş... Gelgelelim Enver Gökçe’nin durumu acil; ne adım atacak, ne de oturup bekleyecek durumda! Buna karşın olanca iyimserliğiyle, yüzündeki gülümsemeyi hiç çıkarmadan, sanki önünde daha uzun yıllar varmış gibi uysallıkla bekliyordu. Ne yakınıyor, ne şikâyet ediyor, ne de acı çektiğini belli ediyordu! TYS’nin o dönemdeki İkinci Başkanı Şükran Kurdakul Kadıköy yakasından kalkıp geliyor, Gökçe’nin haline üzülüyor ama üzüntüsünü belli etmiyordu. Bencileyin birkaç genç üye de Sendika kapalı kalmasın diye düzenli olarak uğruyor, posta gönderilerini alıyoruz. Enver Gökçe o hafta bir daha gelmedi. Merak ettik. Ama neden gelmediğini soracak kimse yoktu. Nerede, kimde kaldığı belli değil... Şükran Kurdakul’a sorduk: “Gitti” demekle yetindi. Sanki, köyüne geri döndü der gibiydi. Sonradan öğrenecektik: Kurdakul, Gökçe’yi hasta hasta bekletmeye gönlü razı olmamış; gidiş dönüş biletini kendi almış, ihtiyar ustayı hekimlerine yollamıştı.

İkisi de ışıklar içinde olsun... TARİH, BAĞNAZ DİNCİLERİ HAKLI ÇIKARMIYOR Galile, dünyanın döndüğü gerçeğini açıklayınca, ona suç işlemiş gibi davrandılar. Mahkeme önüne çıkarıp yargıladılar. Bilgin, dünyanın döndüğü gerçeğini inkâr etmeyi bile göze aldı. Ama bağnaz dinci egemenler, onu bağışlamadı; üç yıl zındanda yatırdılar. Zından cezasını çektikten sonra da rahat vermediler: kendisine gösterilen bir yerde ikâmete zorunlu tutuldu. Bu da yetmedi: Öldüğünde, onu Hıristiyan mezarlığına gömdürmediler. Böylece, İsa’nın korumasından yoksun kalsın, onun sonsuz hayat vaadinden yararlanmasın istiyorlardı... Yaşlı bilgine bu cezaları layık gören bağnaz dinciler, ona bilim dünyasında altından bir taht armağan ettiklerini bilmiyorlardı! Zamanımızda da egemenlerin hoşuna gitmeyen gerçekleri yazan gazeteciler cezalandırılıyor. Düşünmüyorlar ki, tarihin yargısı da kendilerini mahkûm edecek..