Bana sorarsanız, bu tür toplantıların kökeni, Osmanlıdaki helva sohbetlerine kadar uzanır. Tanzimat sonrasında Çamlıca çevresindeki yazlık konakların bahçelerinde, havuz başlarında, uzun yaz geceleri boyunca sazlı sözlü söyleşiler yapılır, gâhi edebiyat, gâhi memleket ahvali konuşulurdu. Eski kuşak yazarların anılarından okuduğumuza göre bu toplantılar kışlık evlerde, çıtır çıtır yanan çini sobaların çevresinde şiir akşamlarına dönüşürdü. Elbette az çok varlıklı kimselerdir bu evlerin sahipleri. Evin mutfağında önceden hazırlık yapılır, sofralar donatılır, çağrılı olanların “taam” ve “işret” zevkine de hitap edilirdi. Sadullah Paşa’nın gelini Münevver Ayaşlı’nın Beylerbeyi’ndeki yalısına Refet Paşa’dan Yahya Kemal’e, Abdülhak Hamit’ten Fuat Köprülü’ye kadar dönemin edebiyat ve siyaset sosyetesinden kalburüstü simalar çağrılırmış. (Şimdi o yalı restoran.) Beyazıt’taki konağında yalnız yaşayan İbnül Emin Mahmut Kemal’in evinde de haftanın belli bir gününde kültür, sanat ve ilim adamlarının sohbet toplantıları yaptığı bilinir. Daha sonraki dönemde Nahit Hanım gibi edebiyat muhibbi, Sabahattin Eyuboğlu, Kemal Tahir gibi kalem adamları, yazar, sanatçı dostlarını evlerinde, sofralarında ağırlayacaktı. Kimi gruplar da evlerde buluşmak yerine haftanın bir günü belli bir meyhanede toplanmayı gelenek haline getireceklerdi. Bunların en eskisi, Kadıköy Rıhtım Caddesi’ndeki Mavi Tuna Meyhanesinde başlayan, ressam Mustafa Delioğlu’nun inadı ve azmiyle halen sürmekte olan Perşembeciler grubuydu. 1972’den günümüze kadar gelmiştir. Yetmişli yılların ilk yarısında yaşamdan ayrılan Kemal Tahir’in geleneğini daha sonra Hulki Aktunç bir süre kendi evinde sürdürecekti. Sabahattin Eyuboğlu’nun geleneğini ise, Vedat Günyol usta devralacak, ancak insan seçmeyecek, Mevlana dergâhı gibi herkese açık tutacaktı kapısını. Ne zaman telefon etseniz “kim olursan ol gel!” diyecekti. Seksenlerin son yıllarında Çınar Lokantası’nda başlayıp Gazeteciler Cemiyeti Lokali’nde, öldüğü güne kadar süren Pazartesi Toplantıları, Cemal Süreya’nın dostlarıyla gerçekleştirdiği bir muhabbet programıydı. Ondan önce de, cuma akşamları, Kadıköy’deki Hatay Meyhanesi’nde Cemal Süreya ve dostları toplanırdı. Evini, sofrasını arkadaşlarına açanlardan biri de Adnan Benk’ti. Her hafta sonu, Gelişim Larousse’da çalışan yakın arkadaşlarını evine götürürdü. Seksenli yıllarda Nişantaşı’nda bu toplantıların bir benzerini, Akademi Kitabevi’nin sahibi Hadi Olca gerçekleştirirdi. Aynı semtte açtığı Yazarlar Evi adlı meyhane de bu konseptin bir uzantısı gibiydi. Galata çevresi meyhanelerinde, Nevizade’de, Cumhuriyet Meyhanesinde yine haftanın bir günü rakı masası toplantıları sürdürülmektedir. Muhabbet ihvanı Cevat Çapan’ın başını çektiği Cuma toplantıları bunlardan biri.